İstilacı Türler Artıyor, Ekosistem Alarm Veriyor
Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özkan Evcin, artan sıcaklıklar, değişen yağış rejimleri ve kuraklığın hayvan türlerinin yaşam alanlarını daralttığını, göç takvimlerini değiştirdiğini ve istilacı türlerin yayılmasını hızlandırdığını belirtti.
Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özkan Evcin, artan sıcaklıklar, değişen yağış rejimleri ve kuraklığın hayvan türlerinin yaşam alanlarını daralttığını, göç takvimlerini değiştirdiğini ve istilacı türlerin yayılmasını hızlandırdığını belirtti.
Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özkan Evcin, iklim krizinin yalnızca insan yaşamını değil, hayvan türlerini ve ekosistemleri de derinden etkilediğini belirterek; 'İklim krizi, atmosferdeki sera gazlarının artması sonucu küresel ölçekte sıcaklıkların yükselmesi, yağış rejimlerinin değişmesi ve aşırı hava olaylarının (kuraklık, sel, sıcak hava dalgaları, fırtınalar) daha sık ve şiddetli hale gelmesi sürecidir. Bu durum yalnızca insan yaşamını değil, tüm canlıları ve canlıların yaşadığı ekosistemleri de etkilemektedir. Hayvan türleri iklim krizine iki şekilde yanıt reaksiyon gösterebilir. Ya uyum sağlayarak ya da mümkünse göç ederek. Hayvan türleri belirli sıcaklık, nem ve besin koşullarına uyum sağlayarak yaşarlar. İklim krizi bu koşulları değiştirdiğinde, türlerin yaşam alanları da zorunlu olarak değişir. Türkiye gibi farklı iklim kuşaklarını ve topoğrafyayı bir arada barındıran ülkelerde bu etki daha net gözlemlenmektedir. Artan sıcaklıklar ve değişen yağış rejimleri, bazı bölgelerde habitatların değişmesine ve bozulmasına yol açmaktadır. Türkiye'de iklim krizinin hayvanların dağılımı üzerindeki son yıllarda gözlemlenen etkisi, yaşam alanlarının değişmesi ve yüksek rakımlara doğru çıkış eğilimidir. Özellikle serin ve nemli koşullara bağımlı türler, alçak rakımlarda yaşayamaz hale gelerek daha serin alanlara çekilmektedir. Dağlık bölgelerde yaşayan türler için ise 'yukarı kaçma' alanı sınırlıdır; bu da bazı türlerin sıkışmasına ve popülasyonlarının küçülmesine neden olmaktadır' dedi.
'Bitki Örtüsündeki Değişim Otçul Hayvanları, Otçullardaki Azalma İse Yırtıcıları Etkiler'
Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özkan Evcin, iklim krizinin yaban hayatı üzerindeki en ağır sonuçlarından birinin sulak alanların küçülmesi ve kuraklığın artması olduğunu söyleyerek; 'Belki de karşılaştığımız en kötü etkilerden biri de sulak alanların küçülmesi ve kuraklığın artmasıdır. Göller, sazlıklar, deltalar ve küçük akarsular birçok kuş, balık ve amfibi türü için hayati öneme sahiptir. İklim krizine bağlı olarak bu alanların su seviyeleri düşmekte, habitatlar bozulmakta ve sucul alanların su kalitesi ve temizliğinde ciddi sıkıntılar oluşmaktadır. Bu durum özellikle sucul ekosisteme tabi olan gruplar için büyük risk oluşturmaktadır. İklim krizi besin zincirini ve ekosistem dengesini de bozarak doğrudan etkilerinin yanı sıra dolaylı olumsuz etkiler de oluşturmaktadır. Örneğin sıcaklık artışı böcek popülasyonlarını etkiler; böceklerle beslenen kuşlar ve küçük memeliler de bundan doğrudan etkilenir. Bitki örtüsündeki değişim otçul hayvanları, otçullardaki azalma ise yırtıcıları etkiler. Düşündüğünüz zaman tüm ekolojik ağı etkileyen bir süreç olarak değerlendirebiliriz. Ayrıca iklim krizi sonucu son yıllarda karşılaştığımız ve mega yangınlara dönüşen orman yangınları da yaban hayvanlarının habitatlarına ve türlerin kendilerine çok zarar vermektedir. Kısacası, iklim krizi Türkiye'de hayvan türlerinin dağılımını ve yaşam alanlarını doğrudan ve dolaylı yoldan da etkileyen ve uzun vadede ekosistem yapısında kalıcı değişiklikler yapabilecek en önemli çevresel tehditlerden biridir' bilgisini paylaştı.
'İklim Değişikliği Türlerin Dağılım Sınırlarını Uzun Vadede Değiştirecektir'
Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özkan Evcin, iklim değişikliğinin hayvan türlerinin dağılımını uzun vadede kaçınılmaz biçimde dönüştüreceğini belirterek; 'Hayvan haritası şu an için değişiyor diyemeyiz ancak iklimle beraber uzun vadede değişeceğine kesin gözüyle bakılmaktadır. Çok önceki yıllarda da Anadolu'da yaşamış olan ve nesli tükenen canlılar bulunmaktadır. İklim değişikliği türlerin dağılım sınırlarını uzun vadede değiştirecektir. Çünkü türlerin mecburi göçe sürüklenmesi beklenmektedir. Mesela 2024 yılında Çöl koşarı adlı kuş türünün Orta Anadolu'da Tuz Gölü çevresinde 'beklenmeyen-olağandışı' kayıtlarının iklimle ilişkili olabileceğini tartışan çalışmamız mevcut. Tür normalde çöl iklimini habitat olarak kabul eden bir tür ancak Tuz gölü çevresinde bir popülasyon oluşturmaya başlamış ve iklim değişikliğiyle beraber bu popülasyonun yıllar içerisinde orada yayılmaya başlayacağını öngörüyoruz. Bununla beraber sucul ekosistemde balon balığı, aslan balığı gibi istilacı türlerin sıkça artık ülkemiz sularında görülmeye başladığını biliyoruz. Yapılan bir çalışmada endemik bir tür olan Beyşehir kurbağasının iklim kriziyle beraber habitatlarını kaybedeceği gösteren çalışmalar mevcut. Şu an koşullar göz önünde bulundurulduğunda amfibi ve sürüngenlerin en çok zararı görebileceğini ön görebiliriz. Kuşlar ve memeliler de etkileniyor ama mobiliteleri daha yüksek olduğu için 'yer değiştirme' ile bir süre de bu olumsuz durumu tamponlayabilirler. Bununla beraber sulak alan kaybı ve besin zincirinin kırılması kuşlarda çok kritiktir. Kuraklık ve su kaynaklarının azalması doğrudan amfibileri etkileyecektir. Özellikle bu türler mobilitesi düşük türler olduğu için habitatları kullanılamaz hale gelirse popülasyonlarını hızlıca kaybetmek potansiyeli taşımaktadır' dedi.
'Göç Takviminde Kayma Olduğunu Görüyoruz'
Doç. Dr. Özkan Evcin, iklim değişikliğinin hayvanların göç takvimini değiştirdiğini ve bu etkinin Kastamonu'da da gözlemlendiğini vurgulayarak; 'Doğrudan gözlemlediğimiz etkilerin başında göç takviminde kayma olduğunu görüyoruz. Bu durumun etkilerini Kastamonu'da dahi gözlemlemek mümkün. Sığırcık sürüleri önceki yıllarda ekim ayları ortalarında merkezdeki çay boyunda ve kışla parkında gözlemleniyordu. Şimdi aralık ayına kadar kaymış durumda. Bu yıl Aralık ayının ortasında sürüleri görmeye başladık. Literatürde de İlkbaharda daha erken geliş, sonbaharda daha geç ayrılış; hatta bazı popülasyonlarda türlerin kısmi yerlileştiğini dahi söyleyen bilimsel çalışmalar mevcut. Özellikle su kaynaklarının göller bölgesinde de kuraklığa yenik düşmesi (Eğirdir gölü gibi) göçmen türlerin konaklayacağı ara alanları da sıkıntıya sokmaktadır. Kuraklıkla bu noktalar zayıfladığında göç başarısı da düşebilmektedir. Son zamanlarda bizim gibi ekoloji çalışan bilim adamlarının yaptıkları tür dağılım modellemeleri çalışmaları var. Bu çalışmalarda özellikle yapay zeka ve makine öğrenme kullanılarak türlerin potansiyel dağılım alanları tespit edilmeye çalışılıyor ve 20 şer yıllık periyotlarla bu türlerin gelecekteki dağılımları belirlenmeye çalışıyor. Yapılan çalışmalar sonucu eğilimin kuzeye ve daha yüksek rakımlara çekileceği ön görülüyor. Bu süreç uzun bir süreçte olacağı için aktüel durumu şu an için söylemek zor' değerlendirmesinde bulundu.
'Evlere Giren Kahverengi Kokarca Böceği Bu İstilacı Türlerden Bir Tanesi'
Doç. Dr. Özkan Evcin, iklim krizinin Türkiye'de istilacı türlerin artmasına ve hayvanların üreme ile beslenme döngülerinin bozulmasına yol açtığını söyleyerek; 'İklim krizi nedeniyle Türkiye'de yeni türlerin görülmesi ya da istilacı türlerin artması söz konusu, özellikle denizlerde bu durumun günümüzde dahi yaşandığını söyleyebiliriz. Ayrıca böcek türlerinde de bu durumu görebilmekteyiz. Bütün evlere giren kahverengi kokarca böceği bu istilacı türlerden bir tanesi. Literatüre baktığınızda 20 – 30 yıl önce bu böceğin Türkiye'de kaydı olmadığını görebilirsiniz. İklim değişikliğinin hayvanların üreme döngüsü ve beslenme alışkanlıkları üzerinde özellikle Fenoloji kayması dediğimiz durum gerçekleşiyor. Yabani türlerin iklime bağlı olarak üreme zamanı, kış uykusundan uyanma, yavru büyütme dönemleri değişiyor. Tür zamanlamayı ayarlayamadığı için senkron bozuluyor ve çok farklı durumlar ortaya çıkıyor. Besin ağı değişiyor, Stres ve başarısız üreme başlıyor, insan – yaban hayatı çatışması daha da artıyor' ifadelerine yer verdi.
'Türkiye'nin En Büyük Avantajı Habitat Mozaiğine Sahip Olması'
Doç. Dr. Özkan Evcin, iklim krizine uyum sağlayamayan türlerin habitat kaybı ve popülasyon azalmasıyla yok olma riskiyle karşı karşıya kaldığını belirterek; 'İklim krizine uyum sağlayamayan türleri ne bekliyor dersek, Habitat parçalanması, habitat yok olması, insan baskısının artması ve popülasyonlarda azalma bekliyor. Sonrasında popülasyonlarda maalesef yok olmalar başlar. Özellikle Türkiye'de kuruyan çeşitli göller ve sulak alanlar mevcut. Bu alanlardaki popülasyonların büyük bir kısmı yok oldu bile. Sadece balıklar, mikroorganizmalar, algler yok olmakla kalmıyor, bu alanları kullanan tüm canlılar etkileniyor. Her tür için olmasa da, Türkiye'nin bu anlamdaki en büyük avantajı yüksek topoğrafik çeşitlilik ve habitat mozaiğine sahip olması. En azından bu belirli türler için kaçış şansı verebilir. Ancak Türkiye'de özellikle su krizi, artan habitat parçalanması ve hızlı arazi kullanımı dönüşümü yaban hayatını tehdit eden unsurların başında geliyor. Özellikle bu bağlamda kontrolsüzce açılan kuyular yüzünden yer altı sularının kontrolsüzce kullanımı sulak alanları daha kırılgan hale getirmektedir. Öngörülen iklim senaryoları her yılın daha sıcak geçeceğini bazı bölgelerde daha kurak ve aşırı olayların daha baskın olduğu bir iklime gittiğimizi vurgulamaktadır. Bu bağlamda sucul habitatlarda daralma ve azalma, insan – yaban hayatı çatışmasının gittikçe artması, toplu popülasyon kayıpları, istilacı sucul tür baskısının artacağını öngörüyorum. Yaban hayatı türleri için ekolojik koridorlar ve parçalanmayı azaltmak çok önem arz etmektedir. Özellikle sulak alan ve havza yönetiminin bilimsel yollarla ele alınması. Kaçak su kuyularının acilen denetlenmesi gerektiğini düşünüyorum. İstilacı türler ile ilgili stratejilere devam edilmesi ve denizel türler için balıkçılarla beraber entegre birlikte yönetim olmalı. İklime duyarlı arazi planlamaları yapılmalı. Korunan alanların iklim uyum hedeflerine uygun şekilde yönetilmesi gerekmektedir. Yerel farkındalığın oluşması için ihbar mekanizmalarının oluşturulması lazım. Halkımızın yerel sulak alanlara sahip çıkması gerekir, özellikle doğal habitatların (Ormanlar, sulak alanlar) kirletilmemesi çok çok önemli' şeklinde konuştu.