Taşköprü'nün Tarihi Paleolitik Çağ'a Uzanıyor

Kastamonu'nun Taşköprü ilçesi, geçmişi Paleolitik Çağ'a kadar uzanan tarihi, antik kentleri, kaya mezarları, geleneksel mimarisi, yemek kültürü ve folklorik değerleriyle bölgenin önemli kültür merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Kastamonu'nun Taşköprü ilçesi, geçmişi Paleolitik Çağ'a kadar uzanan tarihi, antik kentleri, kaya mezarları, geleneksel mimarisi, yemek kültürü ve folklorik değerleriyle bölgenin önemli kültür merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor.

İlçedeki ilk insan izleri Kızılcaören köyü çevresinde görülürken, bölgede tespit edilen taş alet teknolojileri Taşköprü tarihinin Paleolitik Çağ'a kadar uzandığını ortaya koyuyor. Bu dönemden itibaren Neolitik, Kalkolitik, Tunç ve Demir Çağları boyunca bölgede kesintisiz isknın sürdüğü belirtiliyor.

Tarih boyunca Hitit, Frig, Hellen, Pers ve Roma gibi farklı kültürlere ev sahipliği yapan Taşköprü'de, Paphlagonia'nın yerel krallıkları döneminden kalan eserler de dikkat çekiyor. MÖ 5. ve 4. yüzyıllara tarihlendirilen Donalar Kalekapı kaya mezarı, üzerindeki Hellenistik ve Pers etkili kabartmalarıyla bölgenin dikkat çeken arkeolojik kalıntıları arasında yer alıyor. Urgancı, Bademci, Aygır ve Direklikaya kaya mezarları da ilçedeki diğer önemli tarihi yapılar arasında bulunuyor.

Taşköprü'nün Antik Dönemdeki Merkezi: Pompeiopolis

İlçenin tarihteki en önemli dönüm noktalarından biri ise Pompeiopolis Antik Kenti oldu. Günümüzde Zımbıllı Tepe olarak bilinen bölgede, MÖ 65-64 yıllarında kurulan kent, adını Roma'nın ünlü generali Pompeius Magnus'tan aldı.

Pompeius Magnus'un Pontus Kralı Mithridates VI Eupator'u mağlup etmesinin ardından Paphlagonia bölgesinde yaptığı düzenlemeler kapsamında kurulan kentlerden en büyüğü Pompeiopolis oldu. Amnias Nehri, bugünkü adıyla Gökırmak, üzerinde kurulan kent bir dönem Paphlagonia'nın eyalet başkentliğini üstlendi. Kent, 'Metropolis Sebaste' adıyla bölgenin ana ve kutsal şehri olarak anıldı.

MS 4. yüzyılda Hristiyanlaşan Pompeiopolis, en geç MS 325 yılından itibaren piskoposluk merkezi olarak da önem kazandı. Ancak MS 6. yüzyıldan itibaren bölgeye düzenlenen Arap ve Sasani akınları nedeniyle kent eski görkemini kaybetti ve 7. yüzyıldan sonra tamamen terk edildi.

Yüzyıllar boyunca unutulan ve çeşitli dönemlerde tahribata uğrayan Pompeiopolis, 1800'lerin başında Sinop'taki Fransız Konsolosu Pascal Fourcade tarafından yeniden keşfedildi. Kentteki ilk bilimsel araştırmalar ise 2006 yılında başladı.

Kastamonu Müze Müdürlüğü başkanlığında çok uluslu bir uzman ekiple sürdürülen kazılarda bugüne kadar çok sayıda önemli kalıntıya ulaşıldı. Tamamen masif mermerden yapılmış tiyatronun yanı sıra mozaiklerle süslü geniş bir villa, odeon, forum, macellum, hamam, bazilika ve tapınak gibi yapılar ortaya çıkarıldı. Çeşitli seramik parçaları, sikkeler ve diğer küçük buluntular da antik kentin geçmişine ilişkin önemli bilgiler sunuyor.

Pompeiopolis'te yürütülen örenyeri-müze projesinin de önümüzdeki dönemde hayata geçirilmesi planlanıyor.

İlçeye Adını Veren Tarihi Köprü

Bugünkü Taşköprü yerleşiminin ise 13. yüzyılda Türkler tarafından Gökırmak'ın karşı yakasında kurulduğu ve adını ilçenin simgesi haline gelen tarihi köprüden aldığı belirtiliyor.

Yaklaşık 68 metre uzunluğundaki tarihi köprü, Gökırmak'ın iki yakasını birbirine bağlıyor. Yakın tarihe kadar yedi kemerli özgün yapısıyla bilinen köprünün kuzey yönündeki kemerlerinden biri bugün kapalı durumda.

Köprünün kesin yapım tarihi ise tartışma konusu. Yapının Beylikler Dönemi'nde inşa edildiği yönündeki görüşlerin yanı sıra, Bizans İmparatoru II. Manuel Paleologos'un 1391 tarihli mektuplarında Pompeiopolis yakınlarında bir Roma köprüsünden söz etmesi, yapının daha eski olabileceğine ilişkin değerlendirmelere de dayanak oluşturuyor. Büyük kemerlerden birinde kilit taşı olarak kullanılan haç motifli mermer blok da köprünün tarihinin daha erken dönemlere uzanabileceğine işaret ediyor.

Beylikler Döneminde Eğitim Ve Bilim Merkezi

Kastamonu ve çevresinin Türk hkimiyetine girmesinde Çobanoğulları Beyliği'nin kurucusu ve Selçuklu Uç Beylerbeyi Hüsameddin Çoban Bey'in önemli rol oynadığı belirtiliyor. Bölge daha sonra Candaroğulları ve Osmanlı egemenliğine girdi.

Taşköprü, özellikle Beylikler döneminde eğitim kurumları ve yetiştirdiği ilim insanlarıyla öne çıktı. Hüsameddin Çoban Bey'in torunu Muzaffereddin Yavlak Arslan döneminde ilçede önemli imar faaliyetleri gerçekleştirildi.

Bu dönemde yaptırılan Muzaffereddin Gazi Medresesi ve Camii, çeşme, iki hamam, Tokaş köyündeki zaviye ve bunlara tahsis edilen vakıflar, ilçenin tarihsel gelişiminde önemli yer tuttu. 1280'lerde yaptırıldığı düşünülen Muzaffereddin Gazi Medresesi, 1329 yılında Candaroğlu I. Süleyman Paşa tarafından onarıldı.

Taşköprülüzdeler ailesinin ilk ferdi kabul edilen Mevln Hayreddin Halil b. Kasım'ın da Candaroğlu İsmail Bey tarafından bu medreseye müderris olarak atanması, Taşköprü'nün eğitim tarihindeki önemini ortaya koyan gelişmelerden biri oldu.

Ancak ilçenin 1890 ve 1927 yıllarında geçirdiği büyük yangınlar nedeniyle medrese ve cami başta olmak üzere çok sayıda tarihi yapı günümüze ulaşamadı.

Yangınlardan Günümüze Kalan Tarihi Yapılar

Taşköprü kent merkezinde yangınlardan günümüze ulaşan en eski yapılardan biri, Beylikler döneminden kalan Şeyh Hüsameddin Tekke Camii olarak biliniyor. 13. yüzyılda Muzaffereddin Yavlak Arslan döneminde Seyyid Hüsameddin tarafından yaptırıldığı belirtilen caminin yanı sıra 19. yüzyılda inşa edilen Taş Camii ve Tabakhane Camii de ilçenin önemli tarihi yapıları arasında yer alıyor.

İlçenin kırsal kesimlerinde de 13. ve 15. yüzyıllar arasında cami, medrese, tekke ve hamam gibi yapıların inşa edildiği görülüyor. Tutaş, diğer adıyla Abdal Hasan köyündeki yaklaşık 700 yıllık cami, medrese, aşevi ve hamam ile Çaycevher, Kornapa ve Bey köylerindeki tarihi camiler bu mirasın örnekleri arasında bulunuyor.

Geleneksel Mimari Ve Çok Kültürlü Geçmiş

Taşköprü'nün geleneksel mimarisi de ilçenin tarihsel dokusunun önemli unsurlarından biri. Geleneksel evlerde ahşap karkasların arasının kerpiçle doldurulduğu hımış tekniği kullanılırken, dağ köylerinde büyük ağaç gövdelerinin birbirine geçirilmesiyle, çivi kullanılmadan yapılan çantı veya kandil olarak adlandırılan evler dikkat çekiyor.

İlçenin geçmişinde Ermeni ve Rum nüfusun da bulunduğu, özellikle 1960-70'li yıllara kadar bu toplulukların kent merkezi ve köylerde yaşamlarını sürdürdüğü aktarılıyor. Geleneksel yapılarda Ermeni ustaların işçiliğinin izlerinin görüldüğü belirtiliyor.

yüzyılın sonlarında inşa edilen Hükümet Konağı, Redif Taburu ve Cephanelik binaları ise ilçedeki kamu mimarisinin önemli örnekleri arasında yer alıyor. Osmanlı dönemi askeri mimarisinin örneklerinden olan Redif Taburu binası, bugün Taşköprü Kent Tarihi Müzesi olarak hizmet veriyor.

Taşköprü'de Dikkat Çeken Tarihi İlkler

Taşköprü, yalnızca arkeolojik ve mimari mirasıyla değil, idari ve sosyal tarihindeki bazı gelişmelerle de dikkat çekiyor.

İlçede 1833 yılında Anadolu ve Rumeli'deki ilk muhtarlık teşkilatlarından birinin kurulduğu ve buna bağlı olarak seçim yapıldığı belirtiliyor. 1869 yılında kurulan Taşköprü Belediyesi de ilçenin idari tarihindeki önemli kurumlardan biri oldu.

1927 yangınından bir yıl sonra hazırlanan kent planında ise dönemin daha çok büyük kentlerinde uygulanan, cadde ve sokakların birbirini dik açıyla kestiği ızgara sisteminin kullanıldığı görülüyor. Bu planın büyük ölçüde günümüze kadar korunduğu belirtiliyor.

Taşköprü ayrıca 1935 yılında hidroelektrik proje sayesinde kendi elektriğini üretip dağıtmaya başlayan yerleşimlerden biri olarak da tarihe geçti.

Sarımsak Festivali, Zeybek Ve Geleneksel Kültür

Taşköprü'nün kültürel zenginliği yemeklerden giyime, doğum ve düğün geleneklerinden halk oyunlarına kadar geniş bir alana yayılıyor. Birbirine yakın köylerde dahi farklı giyim biçimleri, kelimeler ve yemek çeşitleriyle karşılaşılabiliyor.

İlçenin folklorik kültüründe zeybek önemli bir yere sahip. Sepetçioğlu ve Taşköprü zeybeği, geleneksel eğlencelerin başlıca unsurları arasında bulunuyor.

Taşköprü'de bilinen en eski eğlence geleneklerinden biri ise panayır. Günümüzde Sarımsak Festivali olarak devam eden geleneksel şenliğin köklerinin eski dönemlerde düzenlenen panayırlara dayandığı belirtiliyor. 1980'li yıllarda uluslararası ölçekte festival olarak kutlanmaya başlayan etkinliğin tarihsel geçmişinin ise Pompeiopolis dönemine kadar uzandığına ilişkin bulgular bulunuyor.

Geleneksel Kıyafetler Ve Taşköprü Mutfağı

Taşköprü'nün geleneksel kıyafetleri de ilçenin kültürel mirasının bir parçasını oluşturuyor. Erkeklerde iç gömlek, yelek, vala pantul, kuşak, dolak ve çarık gibi parçalar kullanılırken, kadınların geleneksel kıyafetleri arasında fes, çökü, yazma, içlik, fistan, üç etek, salta, kuşak, paça, önlük ve çarık bulunuyor.

İlçenin mutfak kültüründe ise kuyu kebabı başı çekiyor. Mayıs ayından ekim ayına kadar devam eden kebap sezonunda özellikle süt kuzularının tercih edildiği belirtiliyor.

Etli ekmek, ter ekmek, saraylı, eli koynunda, keşkek, üçürdüm pilavı, badılı pilav, tirit, köy böreği, cevizli çörek, kete, cizleme, malak hamuru, kayduma, tatar, borana, mıhlama, banduma, tarhana, uğmaç, bulamaç, çükündürlü bakla, ekşi, pancar pekmezi, pelverde, cırık, baklava ve mantar salamurası da Taşköprü mutfağının öne çıkan lezzetleri arasında sayılıyor.

Paleolitik Çağ'dan Roma dönemine, Beylikler'den Osmanlı'ya ve Cumhuriyet dönemine uzanan tarihiyle Taşköprü, arkeolojik alanları, tarihi yapıları, geleneksel mimarisi, folkloru ve mutfak kültürüyle Kastamonu'nun çok katmanlı kültürel mirasını günümüze taşıyor.

Özel Haber

Bakmadan Geçme