Yol-İş Kastamonu 2 No'lu Şubede Sadık Düzgün Güven Tazeledi

Türkiye Yol-İş Sendikası Kastamonu 2 No'lu Şube Başkanlığı 12. Olağan Genel Kurulu Park Dedeman Otel Salonu'nda yapıldı.

Türkiye Yol-İş Sendikası Kastamonu 2 No'lu Şube Başkanlığı 12. Olağan Genel Kurulu Park Dedeman Otel Salonu'nda yapıldı.

Türkiye Yol-İş Sendikası Kastamonu 2 No'lu Şube Başkanı Sadık Düzgün tekrar seçilerek güven tazeledi.

12. Olağan Genel Kurul'da konuşan Türkiye Yol-İş Sendikası Kastamonu 2 No'lu Şube Başkanı Sadık Düzgün;'Tüm katılımcı ve davetlilerimize Türkiye Yol-İş Sendikası Kastamonu Şubemizin 12. Olağan Bugün bu genel kurulu, dünyanın ve bölgemizin son derece ağır bir dönemden geçtiği bir tarihsel süreçte yapıyoruz. Rusya-Ukrayna savaşı, yalnızca iki ülkeyi değil; enerji, gıda ve güvenlik başta olmak üzere tüm dünyayı etkileyen sonuçlar doğurmuştur. Öte yandan İsrail'in Gazze'de yürüttüğü saldırılar, açıkça bir insanlık trajedisine ve soykırıma dönüşmüş; masum siviller, çocuklar ve kadınlar dünyanın gözleri önünde yaşamını yitirmiştir. Komşularımız İran, Irak ve son günlerde Suriyede ki gelişmeler hepimizce malum.Savaşlar, zorunlu göçler ve derinleşen eşitsizlikler; küresel ölçekte emekçilerin, yoksulların ve mazlum halkların kaderini daha da ağırlaştırmıştır. Neo-liberal politikalar, özelleştirmeler, kamunun küçültülmesi ve emeğin maliyet unsuru olarak görülmesi; çalışma hayatı üzerinde büyük bir baskı yaratmıştır. Yüksek enflasyon, düşük ücret artışları ve adaletsiz vergi sistemi, alın teriyle geçinen milyonlarca insanın yaşam koşullarını her geçen gün daha da zorlaştırmaktadır. Türkiye'de ekonomik büyümenin bedelini emekçiler ödemekte; sermaye korunurken emek baskı altında tutulmaktadır. Kastamonu, Zonguldak, Sinop, Karabük, Bartın ve Ülkemizde bizim gibi olan illerde İl Özel İdareleri Şehrin her türlü hizmetinde lokomotif görevi üstlenen kurum durumunda. Bu kurumda çalışan üyelerimizde bulunduğu Şehrin Merkezinde ve kırsal kesiminde yazın ve kışın yoğun bir şekilde hizmet vererek alın teri dökmektedir. Halka hizmet Hakka hizmet şiarıyla çalışmalarını sürdüren üyelerimiz, kamuyu ayakta tutmak, insana hizmet etmek, emeğin onurunu korumaktadır. Üyelerimizin hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için Yol-İş'in mücadelesi de bu yüzden çok önemlidir. Şubemizin bir önceki genel kurulundan bu yana geçen yaklaşık dört yıllık süre; pandemi, savaşlar ve ekonomik krizlerle şekillenmiştir. Ekonomik krizler ve dünyanın içinde bulunduğu durum, bir gerçeği çok net biçimde ortaya koymuştur: Kamu hizmetleri, piyasanın insafına bırakılamaz. Herkes evindeyken çalışanlar kamu işçileridir. Yolları açık tutan, altyapıyı ayakta tutan, hayatın durmamasını sağlayanlar kamu emekçileridir. Bu nedenle kamunun zayıflatılması değil, yeniden güçlendirilmesi zorunluluktur. 1980'li yıllardan itibaren hız kazanan özelleştirme politikaları, işsizliği artırmış, ücretleri baskılamış, kamu hizmetlerini parçalamıştır. Bunun en somut örneklerinden biri Köy Hizmetlerinin kapatılması sonrasında yaşananlardır. Hizmetler bölünmüş, sorumluluk dağılmış, çalışanlar farklı statüler altında güvencesizliğe itilmiştir. Bu alandaki sorunlar bugün hl çözüm beklemektedir. Bir diğer yakıcı sorun enflasyon ve buna bağlı olarak işçinin satın alma gücündeki erimedir. Gıda, enerji ve barınma harcamaları artarken; ücretler daha işçinin cebine girmeden erimektedir. Buna bir de vergideki adaletsizlik eklendiğinde, emekçiler her geçen gün daha fazla yoksullaşmaktadır. Anayasamız açıktır: Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmalıdır. İşçinin Ocak ayında aldığı maaşı Aralık ayında da alabilmesi temel bir haktır.

Tüm bu olumsuz tabloya rağmen Yol-İş Sendikası mücadeleden vazgeçmemiştir. Özellikle taşeron işçilerin kadroya alınması sürecinde verdiğiniz kararlı liderlik, Türkiye işçi sınıfı açısından tarihsel bir dönüm noktası olmuştur. Yıllarca güvencesiz çalıştırılan on binlerce işçi, sizin öncülüğünüzde yürütülen hukuki ve fiili mücadele sayesinde kamu işçisi olmuştur. Bu kazanım masa başında değil; sabırla, kararlılıkla ve örgütlü mücadeleyle elde edilmiştir. Ancak biliyoruz ki; taşeronluk farklı adlar ve yöntemlerle hl sürmektedir. Bizim mücadelemiz, kalıcı güvencenin mücadelesidir. Son işçi de güvenceli çalışana kadar bu mücadele devam edecektir. Konfederasyonumuz öncülüğünde imzalanan Kamu Çerçeve Protokolü de kamu işçileri açısından önemli kazanımlar sağlamıştır. Bu kazanımlar, örgütlü mücadelenin hl en güçlü yol olduğunu bir kez daha göstermiştir. Sendikalaşmanın önündeki engeller, bugün hl en önemli sorunlarımızdandır. Örgütlenme hakkı anayasal bir haktır. Güçlü sendikalar olmadan ne çalışma barışı olur, ne sosyal adalet, ne de gerçek bir demokrasi. Genel kurullar; ayrışmanın değil, birliğin ve dayanışmanın yeridir. Bugün burada yapılacak seçimlerin; Kastamonu Şubemizi daha da güçlendireceğine, mücadelemizi büyüteceğine yürekten inanıyorum. Sözlerime son verirken; Türkiye Yol-İş Sendikası Kastamonu Şubemizin 12. Olağan Genel Kurulunun ülkemize, çalışma hayatına ve sendikamıza hayırlı olmasını diliyor; birlik, dayanışma ve mücadele kararlılığıyla hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum' dedi.

'İllerdeki Her Türlü Sorunda İlk Başvurulan Kurumlar Arasında Yer Almaktadır'

Kastamonu İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Nida Sinsi ise; 'Öncelikle Türkiye Yol-İş Sendikası Kastamonu 2 No'lu Şube Başkanlığımızın 12. Olağan Genel Kurulunun hayırlara vesile olmasını diliyorum. Burada bulunmak, şahsım açısından oldukça önemlidir. Sayın Genel Başkanımız; ağabeyimiz, amcamız, bizlere her zaman destek olan, kamu çalışanlarının önünü açan ve onların haklarını elde etmesinde çok önemli bir yere sahip olan bir büyüğümüzdür. Dolayısıyla onun bulunduğu ortamda yer almaktan ve onunla birlikte bir kongreye katılmaktan büyük bir gurur duyduğumu ifade etmek isterim. Ben de eski bir sendikacı oğlu olarak bu gururu özellikle dile getirmek istiyorum. İl Özel İdareleri, az önce Sadık Başkanımızın da ifade ettiği gibi, Meğer Başkanımızın da söylediği gibi, illerin lokomotifi olan kurumlardır. Köy hizmetlerinden bu yana gelen bir gelenekle, illerdeki her türlü sorunda ilk başvurulan kurumlar arasında yer almaktadır. Bu kurumda çalışmak bizlere gurur vermektedir. Ancak şunu da özellikle ifade etmek isterim ki; bizler yöneticiler ve kurul yöneticileri olarak, burada çalışan arkadaşlarımızın emeği sayesinde bu görevlerde bulunuyoruz ve bu sorumluluğu yönetmeye çalışıyoruz. Eğer ortada bir başarı ve kurumun ortaya koyduğu bir değer varsa, bu tamamen burada bulunan ve emeğini ortaya koyan çalışanlarımız sayesindedir. Dolayısıyla başta emekli olanlar olmak üzere, tüm çalışanlarımıza hak ettikleri değeri vermemiz ve emeklerini teslim etmemiz gerekmektedir. Ben sözlerimi çok uzatmadan, sadece hoş geldiniz demek için burada bulunduğumu ifade ediyor; genel kurulun hayırlı olmasını diliyor ve hepinize saygılar sunuyorum' diye konuştu.

'Devletin Kalkınması İçin Köye Önem Vermek Şarttır'

Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı ve Türkiye Yol-İş Sendikası Genel Başkanı Ramazan Ağar da yaptığı konuşmasında; 'Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki; Nida kardeşimizin babasıyla biz uzun yıllar birlikte çalıştık. Kendisi şube başkanımızken rahmetli oldu. Muzaffer Sinsi'den ne kadar övgüyle bahsetsek azdır. Gerçekten bu kadar düzgün bir insan zor bulunur. Allah gani gani rahmet eylesin, meknı cennet olsun. Değerli arkadaşlar; derdimiz çoktur. Dert söyletir, aşk ağlatır. Elbette sorunlar ve sıkıntılar olmasa sendika da olmaz, çalışan da olmaz, çalıştıran da olmaz. Şimdi tabii ki buralara nasıl geldik, nereden geldik, biraz bundan bahsetmek istiyorum. Özellikle geçmişteki Köy Hizmetleri teşkilatından ve bugünkü İl Özel İdarelerinden söz edeceğim. Bu teşkilatta geçmişte seksen bin kişi çalışıyordu. Bugün bu noktadaysak ve hl ayakta kalabiliyorsak, bu Yol-İş Sendikası'nın verdiği mücadelenin bir sonucudur. Eğer Yol-İş Sendikası bu mücadeleyi vermemiş olsaydı, bugün bu salonda hiçbirimiz olmazdık. Ne işçi olurdu, ne işveren olurdu, ne de yetkili sendika olurdu. Hepimiz burada olmazdık. Bu teşkilat, geçmiş yıllarda Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü adı altında köylere en iyi hizmeti götüren bir yapıydı. Bu teşkilat sadece yol yapmazdı, sadece içme suyu götürmezdi. Köylerin yolunu, asfaltını, stabilize yollarını, içme suyunu, elektriğini, drenajını, sulama sistemlerini, tarla içi geliştirmelerini, arazi toplulaştırmalarını, menfezlerini yapan büyük bir teşkilattı. Ancak zamanla bu teşkilatın kapatılması için projeler hazırlanmaya başlandı ve 2005 yılında kapatıldı. O dönemde Cumhurbaşkanımız, Başbakanlığı döneminde bu teşkilatın kapatılmaması için büyük çaba gösterdi. Çünkü bu teşkilat varken nüfusun yüzde ellisi köylerde yaşıyordu. Hatta 1980'lere kadar bu oran yüzde elli altıydı. Bugün gelinen noktada ise nüfusun yalnızca yüzde altısı köylerde yaşıyor, yüzde doksan dördü şehirlerde yaşıyor. Köyler unutuldu, hizmet kalmadı. Siz zannediyor musunuz ki 51 İl Özel İdaresi yalnızca yol yapıyor, birkaç hizmet götürüyor ve köyün çöpünü topluyor? Şimdi ben sadece üç hizmet saydım ama aslında bu sayı ona yakındır. Buna rağmen 51 ilde, kıt kanaat de olsa, İl Özel İdareleri aracılığıyla hizmet verilmeye çalışılıyor. Peki büyükşehir olan diğer illerde köylere hizmet gidiyor mu? Maalesef gitmiyor. Büyükşehir Belediyesi Yasası'yla köyler mahalleye dönüştürüldü ve köyler unutuldu. Tarım bitti, hayvancılık bitti, köyler bomboş kaldı. Köyde tarlada çalıştıracak insan kalmadı.Bugün 'gençler çalışmıyor' deniliyor. Oysa çalışacak insan yok. Adam yok ki çalışsın.1980'lere kadar nüfusun yüzde elli altısı köylerde yaşarken, bugün bu oranın yüzde altıya düşmesi bu ülkede ciddi bir sıkıntı olduğunu gösterir. Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında Türkiye'nin nüfusu 12 milyondu. Bunun 11 milyonu köylerde, 1 milyonu şehirlerde yaşıyordu. Devletin kalkınması için köye önem vermek şarttır. Çiftçiyi kalkındırmazsan, tarımı desteklemezsen, üretmeden tüketirsen ekonomi mutlaka sıkıntıya girer. Köyler boşaldıktan sonra yokluk başladı, sosyal sorunlar başladı. Eskiden köylerde insanlar yüz yüze bakar, utanır, komşu komşuya sahip çıkardı. Bugün ise 14-15 yaşındaki çocukların birbirini öldürdüğüne tanık oluyoruz. Sonuç olarak Köy Hizmetleri kapatıldı, İl Özel İdareleri kuruldu. Büyükşehir Yasası'yla birlikte 51 İl Özel İdaresi kaldı. Bu süreçte eski kadrolu çalışanlarımızın büyük bir bölümü emekli oldu. Biz bu süreçte Yol-İş Sendikası olarak 2010 yılında Karayolları'nda çalışan taşeron işçileri sendikamız bünyesine aldık. Beş yıl mücadele ettik ve iki yıl dolmadan davaları kazandık. Çünkü kanun açıkça şunu söylüyor: 'Kamu, kendi yapacağı işi alt işverene gördüremez.' Davaları bu nedenle kazandık. Bugün Karayolları'nda yaklaşık 16 bin çalışan var. Anahtar teslimi ihale dense bile yapılan iş yine muvazaalıdır. 'Neden dava açmıyorsunuz?' diye soruluyor. Çünkü bu davalar kaybettiriliyor. Kaybedersek trilyonlarca lira zarar ortaya çıkar. Biz bu davaları kazandığımızda ne kadar masraf yaptığımızı biliyor musunuz? O dönem yaklaşık 10 milyon lira mahkeme masrafı, 12 milyon lira eylem gideri olmak üzere toplam 22 milyon lira harcandı. Bugünün parasıyla bu rakam en az 400–500 milyon liraya denk geliyor. Bu parayı herkes harcayamaz. Ama Yol-İş harcadı, mücadele etti ve başardı. Bir milyona yakın taşeron işçiyi kadroya aldık' ifadelerini kullandı.

Özel Haber

Bakmadan Geçme