Mevsimsel Geçişlerde Dişlere Dikkat
Diş Hekimi Gökhan Tekin, kış aylarında yaşanan diş hassasiyetinin basit bir mevsimsel sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun çoğu zaman altta yatan daha ciddi problemlerinin habercisi olabileceğini ifade etti.
Diş Hekimi Gökhan Tekin, kış aylarında yaşanan diş hassasiyetinin basit bir mevsimsel sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun çoğu zaman altta yatan daha ciddi problemlerinin habercisi olabileceğini ifade etti.
Diş Hekimi Gökhan Tekin, kış aylarında ağız ve diş sağlığı sorunlarının daha görünür hâle geldiğine dikkat çekerek; “Kış ayları, ağız ve diş sağlığı sorunlarının en sık görünür hâle geldiği dönemdir. Soğuk hava tek başına bir hastalık nedeni değildir; çoğu zaman altta zaten var olan problemlerin ortaya çıkmasını hızlandıran bir tetikleyicidir. Diş hekimliğinde en zor vakalar, ağrı yapmadan sessiz ilerleyenlerdir. Kış aylarında hastalarımızın en sık şikâyeti diş hassasiyetidir. Soğukla oluşan ani sızı, genellikle diş minesindeki incelmenin, diş eti çekilmesinin veya yıllar önce yapılmış restorasyonların sınır problemlerinin ilk sinyalidir. Bu tür şikâyetleri ‘mevsimsel’ diyerek geçiştirmek, ileride çok daha kapsamlı tedavilere ihtiyaç doğurabilir. Sağlıklı dişler yaz-kış fark etmeksizin soğuk veya sıcakla ağrı oluşturmaz. Kış aylarında en sık karşılaştığımız şikâyetler şunlardır: soğuk hassasiyeti. diş eti kanaması ve iltihabi belirtiler, çatlak diş kaynaklı, gelip giden ağrılar, ağız kuruluğu ve buna bağlı ağiz kokusu, sinüzit ile karışan üst çene diş ağrıları. Bu sorunların kışın daha sık görülmesinin nedeni, soğuk havalarda daha sık gribal enfeksiyon geçirmemizdir. Sinüsler ile üst çene diş köklerinin anatomik yakınlığı nedeniyle, sinüzit kaynaklı ağrılar çoğu zaman diş ağrısı ile karıştırılır. Ayrıca kapalı ve düşük nemli ortamlarda uzun süre kalmak, ağız kuruluğunu belirgin şekilde artırır. Kışın azalan güneş ışığı stres ve yorgunluğu artırıyor , uyku kalitesinde düşüş de oluyor . Bu durum diş sıkmayı ve gıcırdatmayı artırabiliyor. Nedeni bulunamayan kış ağrıları bu sebepten de ortaya çıkabilir. Bu durum diş hassasiyetini ve çatlak diş problemlerini belirginleştirir. Hastalarımızda amacımız yalnızca bugünkü şikâyeti çözmek değil, dişlerin uzun yıllar sağlıklı kalmasını sağlamak” ifadelerine yer verdi.
‘Mikro Çatlaklar Hassasiyete ve Çürük Oluşumuna Zemin Hazırlar’
Diş Hekimi Gökhan Tekin, özellikle sıcak ve soğuk gıdaların art arda tüketilmesinin diş minesine zarar verebildiğini belirterek; “Aşırı sıcak ya da aşırı soğuk yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi, özellikle de bunların peş peşe alınması, diş minesi üzerinde mikroskobik çatlaklara yol açabilir. Bu mikro çatlaklar zaman içinde büyüyerek dişlerde renklenmeye, hassasiyete ve çürük oluşumuna zemin hazırlar. Bu süreç genellikle yavaş ilerler ve hasta çoğu zaman farkına geç varır. Bu tip mikro çatlaklar çoğu zaman hasta tarafından fark edilmez; günümüzde dijital görüntüleme yöntemleriyle erken evrede tespit edilebilmektedir. Dijital görüntüleme ve ileri tanı yöntemleri sayesinde, henüz ağrı oluşmadan birçok problemi erken evrede tespit edebiliyoruz. Erken tespit sayesinde çoğu hastamızın ciddi bir tedavi gerekliliği oluşmadan ağız diş sağlığını koruyabiliyoruz. Geç kalmamak çok önemli. Aslında sağlıklı bir diş, soğuk iklim koşullarında bile hassasiyet oluşturmaz. Eğer hassasiyet varsa; bu durum genellikle mevcut bir çürüğe, diş eti çekilmesine bağlı açık kök yüzeyine veya mine yüzeylerinde asit ve aşınmaya bağlı zayıflamalara işaret eder. Kış aylarında bu problemler soğukla birlikte daha belirgin hâle gelir. Sağlıklı bir diş, yaz ya da kış fark etmeksizin soğuk veya sıcakla ağrı oluşturmaz. Yıl boyunca dikkat etmemiz gereken temel kurallar kışın da geçerlidir: şeker tüketimini sınırlamak, asitli gıdalardan uzak durmak ve doğru ağız bakımını ihmal etmemek. Kış aylarında sıvı tüketimi genellikle azalır. Bu çok önemli bir noktadır çünkü dişlerimizin mine ve kök yüzeyleri ihtiyaç duyduğu flor ve minerallerin önemli bir kısmını sudan alır. Her su içişimizde ağız içinin asit–baz dengesi düzenlenir ve çürük oluşturabilecek gıda artıklarının uzaklaştırılması sağlanır. Ayrıca viral hastalıklarda yeterli su tüketimi genel sağlık açısından da büyük önem taşır. Yine kış aylarında güneş ışığı azalması ve güneş ışığının tenimize temasının çok düşmesine bağlı olarak sık görülen D vitamini eksikliği, diş eti sağlığını ve kemik direncini olumsuz etkiliyor” dedi.
‘Uzun Süreli Ağrılar Genellikle Derin Çürüklerin Habercisidir’
Kış mevsiminde ağız kuruluğunun yaygınlaştığına dikkat çeken Diş Hekimi Gökhan Tekin; “Kış aylarında ağız kuruluğu belirgin şekilde artar. Burun tıkalıyken ağızdan solunum yapılması, kapalı ortamlarda uzun süre kalınması ve düşük ortam nemi bunun başlıca nedenleridir. Evlerde sürekli çalışan kaloriferler havayı daha da kurutur. Çözüm; mümkün olduğunca burundan nefes alıp vermek, bağışıklık sistemini güçlü tutarak sık hastalanmaktan kaçınmak ve gün boyunca yeterli miktarda su tüketmektir. Ağızdan soluma alışkanlığı hem çocuklarda çürük riskini hem de yetişkinlerde diş eti problemlerini artırır. Her mevsimde uyguladığımız doğru ağız bakım rutinini kışın da sürdürmek yeterlidir. Günde en az iki kez, tercihen 2 dakikanın üzerinde etkili fırçalama. Orta sertlikte bir diş fırçası kullanımı. Haftada en az 3–4 kez diş ipi kullanımı. Florlu diş macunu tercih edilmesi Her fırsatta oda sıcaklığında veya ılık suyla ağzı çalkalamak da oldukça faydalıdır. Flor içermeyen, ‘bitkisel’ adı altında pazarlanan ve çoğu zaman kozmetik ürün niteliğinde olan diş macunlarından uzak durulmalıdır. Diş bakımını karmaşık hâle getirmeye gerek yoktur. Soğuk hassasiyeti gibi bir şikâyet varsa mutlaka diş hekimi kontrolü yapılmalıdır ancak her diş ağrısı ileri tedavi gerektirmez; doğru teşhis, çoğu zaman gereksiz müdahalelerin önüne geçer. Soğuk hava veya içecek temasıyla başlayan ve 5–6 saniyeden uzun süren ağrılar, sıcakla oluşan uzun süreli ağrılar genellikle derin çürüklerin habercisidir. Gece artan ağrılar ise acil tedavi gerektiren durumları işaret eder. Bazı vakalarda ağrı, soğuk su ağızda tutulduğunda geçebilir; bu durum birkaç gün içinde çok şiddetli, sürekli bir ağrıya dönüşebilir. Bu nedenle ilk ağrı sinyalinde, hatta henüz hiçbir şikâyet yokken bile düzenli kontroller büyük önem taşır. Ağrısız gelen hastalarda çok küçük müdahalelerle uzun yıllar sağlıklı bir ağız yapısı korunabilir. Erken teşhis edilen problemler, çoğu zaman daha basit ve daha koruyucu yöntemler ile zor tedaviler gerekmeden çözülebilir” diye konuştu.
‘Diş Hekimliğinde En İyi Tedavi, En Az Ama En Doğru Müdahaledir’
Diş Hekimi Gökhan Tekin, çocuklarda diş hassasiyetinin çoğu zaman doğrudan ifade edilemediğini belirterek; “Çocuklar diş hassasiyetini net ifade edemeyebilir. Yemek reddi, huzursuzluk veya davranış değişiklikleri ile kendini gösterebilir. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarının ağız içini düzenli olarak kontrol etmesi önemlidir. Sararma, siyah noktalar veya diş eti kızarıklıkları bir şeylerin yolunda gitmediğini gösterir. Dört yaşını geçen çocukların ağız bakım rutini büyük ölçüde yetişkinlerle aynıdır. Ne yazık ki birçok çocuk ilk kez ağrı dayanılmaz hâle geldiğinde diş hekimine getirilmektedir. Bu hem çocuk hem aile için zor bir deneyimdir ve bazı problemler ömür boyu etkiler bırakabilir. Hamileler ve ortodontik tedavi gören bireyler için de kış aylarında temel prensipler değişmez: doğru beslenme, doğru bakım ve erken müdahale. Kış aylarında ağız solunumu yapmak çocuklarda diş çürüklerine çene gelişim bozukluklarına yetişkinlerde ise diş eti problemlerine sebep oluyor. Tedavilerde standart çözümler yerine, hastanın yaşına ve ihtiyaçlarına göre kişiye özel planlama yapılmalıdır. Birincisi, sağlıklı dişler soğuk veya sıcakla ağrı oluşturmaz; ağrı varsa mutlaka bir nedeni vardır. İkincisi, doğru diş macunu ve doğru fırça kullanın, fırçalama süresini yeterli tutun. Üçüncüsü ise bol su tüketin; bu hem ağız sağlığı hem genel sağlık için vazgeçilmezdir. Diş hekimliğinde en iyi tedavi, en az ama en doğru müdahaledir. Lütfen geç kalmayın” dedi.