Orman Yangınları Yaban Hayatını Tehdit Ediyor
Orman yangınlarının büyük bölümünün insan kaynaklı olduğunu belirten Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özkan Evcin, son yıllarda yangınların daha geniş alanlara yayılması ve daha şiddetli hale gelmesinde iklim krizinin etkisinin arttığını söyledi.
Orman yangınlarının büyük bölümünün insan kaynaklı olduğunu belirten Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özkan Evcin, son yıllarda yangınların daha geniş alanlara yayılması ve daha şiddetli hale gelmesinde iklim krizinin etkisinin arttığını söyledi.
Yangınların yalnızca ormanları değil, yaban hayatını ve ekosistem dengesini de ciddi şekilde etkilediğini ifade eden Evcin, özellikle hareket kabiliyeti düşük türler ve yavruların yangınlardan en fazla zarar gören canlılar arasında yer aldığını belirtti.
Türkiye’de orman yangınlarının büyük bölümünün insan kaynaklı olduğunu belirten, Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özkan Evcin; “Orman yangınlarının çoğunluğu insan kaynaklı çıkmaktadır. Bunun dışında ihmal, anız yakma, enerji nakil hatları, piknik ateşi ve çıkabilecek çeşitli kazalar da yangınların çıkışını tetiklemektedir. Ancak son yıllarda Türkiye’de artan orman yangınlarının daha büyük alanlara yayılması, daha şiddetli seyretmesi ve söndürülmesinin zorlaşması iklim kriziyle ilişkilidir. Her yıl daha da artan yaz sıcaklıkları, uzayan kurak dönemler, düşük nem ve şiddetli rüzgâr koşulları özellikle Akdeniz kuşağında “yangın dönemi” diyebileceğimiz sezonu maalesef arttırmakta; bu da küçük bir kıvılcımın dahi hızla kontrol edilemeyen büyük yangınlara dönüşmesine neden olmaktadır. Ne kadar Türkiye’de yangınların çıkışında insan faktörü belirleyici olsa da, yangınların sıklığı, süresi ve büyümesindeki artışta iklim krizinin de payı giderek büyümektedir. Orman yangınları yaban hayatını kısa ve uzun vadede; olumsuz ve olumlu şekilde de çok yönlü biçimde etkilemektedir. Kısa vadede, özellikle yavrular, yuvalar ve hareket kabiliyeti düşük türler doğrudan alev, ısı ve dumana maruz kalarak yaşamını yitirebilir ya da yaralanabilir; duman solunumu solunum yolu hasarına, yön kaybına ve kaçış sırasında travmalara, strese ve düşüklere yol açabilmektedir. Ayrıca yangınla birlikte kovuklar, çalı örtüsü ve besin kaynakları aniden ortadan kalktığı için hayvanlar barınaksız ve savunmasız kalır yani habitat kayıpları oluşur. Yangın sonrası orta ve uzun vadede ise ekosistemin yapısı değişir; böcek popülasyonları, tohum üretimi ve bitki örtüsü farklılaştıkça otçul–yırtıcı dengeleri yeniden şekillenir, hatta sıkışık ormanlarda özellikle ağaçların tepe çatısı açıldığı için yüksek boylu otlar ortaya çıkar ve bu durum alanda çok daha yüksek biyoçeşitlilik oluşmasını tetikleyebilir” dedi.
‘Bilimsel Olarak Çalışılması Gereken Bir Konudur’
Türkiye’de yaşanan orman yangınlarının yaban hayatı üzerinde ağır sonuçlar doğurduğunu ifade eden Özkan Evcin; “Orman yangınlarında en çok zarar gören gruplar genellikle kaçış imkânı sınırlı olanlar, hareket kabiliyeti az olanlar, yavrular, anneler ve mikrohabitat bağımlılığı yüksek türlerdir. Büyük memeliler genellikle gelişmiş duyuları sayesinde dumanı ve ısıyı erken fark ederek yangın alanından uzaklaşabilmektedir. Ancak küçük memeliler daha sınırlı hareket kabiliyetine sahip oldukları için özellikle hızlı ilerleyen yangınlarda kaçamayabilir. Yuvalarında bulunan anne ve yavrular en kırılgan gruplardan biridir. Anneler yavrularını bırakmak istemeyecekleri için genellikle orman yangınlarından kaçma eğilimi göstermezler. Sürüngenler ise çoğu zaman refleks olarak toprağın altına, taş diplerine ya da oyuklara girerek korunmaya çalışırlar. Ötücü ve yuva bağımlı kuş türlerinde özellikle uçamayan yavrular ve koloni alanları büyük zarar görür. Çoğu hayvan kaçsa bile yangın sonrasında habitat kaybı ve zorunlu göç yüzünden uzun vadede önemli ekolojik baskılarla karşı karşıya kalabilirler. Evcil veya ahır hayvanlarının sayılarını net olarak bilebildiğimiz için onları tespit edebiliyoruz. Ancak yaban hayvanları için ortalama bir sayı maalesef veremiyoruz. Bu tamamen yanan alanın büyüklüğü, yangın şiddeti, yangın çıkmış olduğu zamana ve diğer ekolojik ve antropojenik faktörlere göre farklılık gösterebiliyor. Türkiye’de yangın başına hayvan kaybını sistematik biçimde ortaya koyan bir veri tabanı maalesef bulunmamaktadır. Hatta tam olarak yaban hayvanlarımızın sayılarını dahi bilemiyoruz. Mutlaka envanterlerin sağlıklı bir şekilde ele alınması gerekir, tabi bahsettiğimiz yangında zarar gören hayvanların sayılarının hesaplanması da üzerinde bilimsel olarak çalışılması gereken bir konudur” bilgileri paylaştı.
‘Ekosistemde Süksesyon Kavramı Olarak Nitelendiriyoruz’
Orman yangınlarının yaban hayatı üzerindeki etkilerine dikkat çeken Özkan Evcin; “Orman yangınları hayvanların yaşam alanlarını yani habitatlarını doğrudan tahrip ederek barınma, beslenme ve üreme alanlarını ortadan kaldırabilmektedir. Özellikle geniş ölçekte yanan sahalar blok habitatları parçalayarak doğal ekolojik koridorların yapısını da bozmaktadır. Türler bu nedenden dolayı farklı ve bilmedikleri uzun ve daha riskli riskli güzergâhlara yönlenmek zorunda kalırlar. Bu da av türü olanların yırtıcılarla daha kolay karşılaşmasına yol açarken, türler için genel olarak daha uzun fazla enerji kaybı yaşamasını ve insan yerleşimleriyle temas ve çatışma olasılığını yükseltir. Akdeniz ekosistemlerinde yangın sonrası yenilenme genellikle basamaklı bir süreç izler. Biz bunu ekosistemde süksesyon kavramı olarak nitelendiriyoruz. O da birincil (primer süksesyon) ve ikincil (sekonder süksesyon) olmak üzere süreçleri içermektedir. Primer süksesyonda yanan orman sonucu tepe çatısı açılır, toprak yanan elementlerle zenginleşmiştir ve yeni bir sürece hazırdır. İlk yıl içinde otlar ve tek yıllık bitkiler hızla ortaya çıkar, toprak mikroorganizma dengesi kademeli olarak yeniden kurulur; izleyen 1–5 yıl içinde çalı formasyonları ve birçok odunsu tür sürgün ya da filiz yoluyla geri gelir. Bu esnada küçük memeliler, sürüngenler, böcekçil ve ötücü kuşlar yavaş yavaş sahaya dönmeye ve yerleşmeye başlarlar. Sekonder süksesyonda 5–20 yıl arasında ağaç katı yeniden oluşmaya başlar ve orman yapısı belirginleşir. Artık ormanlaşmaya başlayan ve belki de önceki baskıcı ağaç yapısından dolayı yeterince zenginleşemeyen orman biyoçeşitlilik açısından öncekinden daha da zengin hale gelir. Bir anlamda küllerinden doğar diyebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.
‘Yangın Davranışını Belirleyen Üç Faktör Bulunmaktadır’
Orman Fakültesi Yaban Hayatı Ekolojisi ve Yönetimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Özkan Evcin, büyük memelilerin yangını daha erken fark ederek kaçabildiğini, ancak sürüngen ve amfibilerin çoğu zaman doğal sığınaklara yönelmek zorunda kaldığını belirterek; “Bazı hayvan türleri yangınlardan daha hızlı veya daha efektif kaçabilir dersek daha doğru olur. Tabi bunun altında farklı ekolojik ve davranışsal faktörler bulunmaktadır. Büyük memeliler genellikle dumanı, sıcaklığı veya anormal bir durumu daha hızlı fark edip hızla kaçabilirlerken, sürüngen ve amfibiler aynı durumda kovuk, toprak altı, kaya yarığı ve su kenarı gibi doğal sığınakları arayacaklardır. Hareket kabiliyeti yüksek olan, özellikle uçabilen ya da uzun mesafe kat edebilen türlere riskten uzaklaşmada avantajlıdır diyebiliriz. En avantajsız olanlar hareket kabiliyeti az veya nemli ve özel mikrohabitatlara bağımlı türlerdir. Yangın davranışını belirleyen üç faktör bulunmaktadır. Hava halleri, yanıcı madde ve topoğrafya. İklim krizi her gelen yeni yılın yaz aylarındaki sıcaklıkları rekor seviyeye ulaştırmaya başlamıştır. Artan sıcaklıklar, düşük nem ve kuraklık, orman yangınlarının hem sıklığını hem de şiddetini artıran temel iklimsel faktörlerdir. Yüksek sıcaklık ve düşük nem, özellikle ot, yaprak ve ince dal gibi ‘ince yakıtların’ hızla kurumasına neden olur; bu da tutuşmayı kolaylaştırır ve küçük bir kıvılcımın hızla büyümesine zemin hazırlamaktadır. Türkiye’nin de katıldığı Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporları da, özellikle Akdeniz havzasında kuraklık ve yangın çıkma koşullarının artışını maalesef vurgulamaktadır. Yangın sonrası habitat iyileştirme için yapılan çalışmalar var, ancak bölgesel. Yangın sonra faunayı izleme çalışmaları ise çok yetersiz. Yanmış alanlarda hayvan popülasyonlarının eski seviyesine dönmesi mümkündür, hatta bahsettiğim gibi bazen çok daha iyi seviyelere de gelebilir. Burada bakmamız gereken habitat koşulları ve ormandaki peyzaj yapısının tamamen bozulup bozulmadığı. Özellikle mega yangınlarda habitat ve ekolojik koridorlar tamamen yok olmuş olabiliyor. Saha sık sık yanıyorsa, ekosistemin toparlanmasına fırsat tanınmaması, özellikle o habitatlara bağımlı türler için kalıcı yerel yok oluş riskini artırır” dedi.
‘Kritik Yuvalama Alanları Ve Ekolojik Koridorlar Korunmalıdır’
Artan sıcaklıklar ve kuraklık nedeniyle orman yangınlarının daha sık ve geniş alanlarda görüldüğünü ifade eden Özkan Evcin; “Maalesef iklim krizinde öngörülen sonuçlardan biri yangın sezonunun artmasıdır. Yangın sezonunun artması yaban hayvanlarını ve ekosistemi tehdit eden faktörlerden bir tanesidir. Daha sık ve geniş alanlı yangınlar habitat kaybını ve parçalanmayı artırabilir, türleri zorunlu göçe zorlayabilir. Özellikle bulundukları habitatlara bağımlı olan, dar yayılışlı türler daha da kırılgan hale gelebilir. Muğla ve çevresinde yaşanan büyük yangınların bölgede yaşayan Caracal caracal popülasyonları açısından ciddi habitat kayıplarına yol açtığını o bölgede çalışan bilim insanları da belirtmişti. Bu tarz mozaik yapıdaki orman habitatlarına bağımlı, gizlenme ve avlanma başarısı örtü yoğunluğuna bağlı olan türlerin dağılımını yangınlar oldukça olumsuz etkileyecektir. Yangın riskini azaltmak ve yaban hayatını korumak için en öncelikli yaklaşım, insan kaynaklı yangın çıkışlarını azaltmaktır. Bunun yanında ormandaki yakıt yükünün ara ara azaltılması yurtdışında da kullanılan ve yangın ekolojisinde proaktif önlem olarak alınan stratejik bir uygulamadır. Özellikle orman altı kuru örtü birikiminin kontrolünün sağlanması, mekanik yakıt temizliği, kontrollü/planlı yakmalar ve mozaik peyzaj planlamasının yangının şiddetini ve yayılımını azaltacaktır. Doğru planlanmış otlatma uygulamaları ve orman–tarım ara yüzlerinde tampon zonların oluşturulması da risk azaltıcı rol oynamaktadır. Ayrıca bilimsel olarak ekolojik koridorların ve habitat yamalarının bilimsel modelleme çalışmalarıyla belirlenmesi, yangın öncesi ve sonrası bağlantısallığın korunması, planlanması ve uygulanması açısından kritik önem arz etmektedir. Orman Genel Müdürlüğü’nün de son yıllarda kullanmakta olduğu erken uyarı sistemleri, meteoroloji tabanlı risk haritaları gibi araçlar da ilk müdahaleyi ve risk planlamasını güçlendirecektir. Yangın sonrası süreçte ise yalnızca salt ağaçlandırmaya odaklanmak yerine biyoçeşitliliğin de gözetileceği bir yaklaşım benimsenmeli; geçici su noktaları oluşturulmalı, yaralı hayvan rehabilitasyonu sağlanmalı, kritik yuvalama alanları ve ekolojik koridorlar korunmalıdır. Anız yakmanın engellenmesi, piknik ateşi ve yol kenarı atıklarına yönelik denetim ve bilinçlendirme çalışmalarının arttırılması bu kapsamda atılacak temel adımlardır. Bunun yanında erken ihbar hayati önem taşımaktadır. Yangının ilk dakikaları müdahale başarısını doğrudan belirleyen bir faktördür. Orman Genel Müdürlüğü “Orman Yangınlarıyla Mücadele Gönüllüsü” eğitimleri vermektedir. Bu bağlamda halkımız farkındalık kazanmak ve doğru müdahale için bu eğitimleri alabilir. Yangın sonrası bulunan yaban hayvanlarına kendi başımıza müdahale etmekten kaçınmalı, mümkünse veteriner hekim nezaretinde müdahale etmeliyiz” şeklinde konuştu.
