Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu: 'Kastamonu, Anadolu Tarihinin Tam Göbeğinde'

Kastamonu Üniversitesi İTBF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu, Kastamonu'nun tarih ve gelecekteki yeri hakkında açıklamalarda bulundu.

Kastamonu’nun Anadolu tarihinin kültürünün, coğrafyasının çok önemli bir parçası olduğunu söyleyen Yakupoğlu; “Karadeniz'i ise coğrafi açıdan Anadolu'nun engebeli daha sıraları arasında Karadeniz'e paralel olarak uzanmış bir yapı ile kendisini tarih boyu koruma altına almış aslında. Diğer coğrafyalara göre Karadeniz Bölgesi istilalara daha kapalı olmuş, çok büyük imparatorlukların bu bölgelerde tutunmasını hatta imparatorluk merkezi olmasını önlemiş. Özellikle Doğu Karadeniz bölgesi bu noktada önemlidir. Orta Karadeniz biraz daha, Karadeniz üzerinden istisnalara açıktır. Kastamonu Küre Dağları ile Ilgaz Dağları arasında sıkışmış vaziyette ama korunmuş bir vaziyettir. Bu tarihini şekillendirmiş aslında. Yani coğrafya, Kastamonu coğrafyası, Kastamonu'nun tarihini, kültürünü başka kavimlerle başka tarihi hareketlilikle olan bağını da belirlemiştir. Buna da eski çağlarda Kastamonu’da işte Hititlerin bazı girişimleri hariç büyük imparatorluklar pek tutunamamıştır. Yöresel bu bölgeye özgü kavimler bu bölgeleri idare etmişlerdir. Daha sonra ise işte Romalıların Anadolu'yu ele geçirmesiyle beraber bir imparatorluk etkisi Kastamonu'da kendisini hissettirmeye başlamış ve bugün Taşköprü ilçe sınırları içerisinde hemen şehir merkezine yakın bir mesafede bulunan Pompeipolis Romalıların Kastamonu bölgesinde kurdukları en önemli kenttir. Başka da pek bir örneği yoktur. Kastamonu şehir merkezinde bile Roma Dönemi’nde bir şehir hareketliliğinden veya görünümünden bahsetmiyoruz. Çünkü Kastamonu kalesi daha çok Bizans Dönemi’nde askeri bir garnizon olarak kullanılmaya başlandı. Dolayısıyla Roma Dönemi’ndeki önemli merkezlerden birisi Taşköprü Havzası idi. Çünkü Gökırmak Nehri üzerinde tarım arazileri var. Ulaşım yolları üzerinde Sinop ve Samsun'a giden yollar üzerinde öncelikli olarak bu coğrafyaya kullanmışlar. Kastamonu bunun biraz daha gerisinde şehir merkezi olarak söylüyorum. Ve nihayet Bizans'ın son dönemlerinde buradan önemli bir aile çıkıyor. Komninos ailesi, Aleksios Komninos gibi aileler ve nihayet bu kaleye yatırım yaptıkları günlerde yani bir belki de şehrin temellerini attıkları günlerde, bu sefer Türklerle tanışıyorlar Selçuklu Türkleri bölgeye geliyor ve Kastamonu 1071 Malazgirt zaferinden az sonra 5-10 yıl kadar sonra Türklerin eline geçiyor. Ondan sonra Kastamonu'nun kaderi değişiyor. Çünkü Türkler bu bölgeye Kastamonu şehir merkezine yatırım yapıyorlar. Şehri kuruyorlar her şeyden önce. Kastamonu diye bir kenti aslında Selçuklular kuruyor. Daha önce baktığımızda Roma ve Bizans Dönemi’nde burada mahalleler içmenin olmadığını görüyoruz. Çünkü herhangi bir kaynakta mahalle isimleri geçmiyor olsaydı mutlaka geçerli. Kastamonu'dan bütün mahalle isimlerimiz Türkçedir ve kalenin eteklerindeki en önemli ilk mahallemiz Atabeygazi Mahallesidir. Yine İbn-i Neccar Mahallesidir, Frenkşah Mahallesidir. Dolayısıyla Kastamonu eski çağlarda bir şehir olmaktan ziyade bir coğrafi bütünlük içerisinde kırsal kesim ağırlıklı bir hayat sürmekteydi. Büyük kentlere kucak açabilecek geniş tarım arazileri sahip değil. Karadeniz henüz uluslararası boyutta bir ticari potansiyele sahip değil. Belki sahil kısmını bundan biraz ayırt edebiliriz. İnebolu-Sinop arasındaki bazı küçük koylar, limanlar, Gideros gibi Ginolu gibi daha batıda Amasra gibi Kastamonu'ya yakın. Buralar Karadeniz ticareti üzerinden yavaş kolonileşme açık hale geldi. Ama bu da Yunan kolonileri sayesinde devam ettirildi. Sonra da Selçuklular zamanında Bizans'ın son yıllarında Cenevizliler sayesinde devam ettirildi. Yine iç kısımlarda büyük yapılaşmalara ancak biz Selçuklu'dan sonra rasgelebiliyoruz Kastamonu'ya şehir kimliğini kazandıran Çobanoğlu Hükümdarı Hüsameddin Çoban bey oluyor. Tarih olarak 1200’lü yıllara tekabül ediyor. Selçuklular burayı Bizans'a karşı bir uç bölgesi askeri bir üst merkezi olarak kullandılar ve böylece burada Kastamonu şehir kimliği oluştu. Camiler, medreseler, türbeler, kervansaraylar, Selçuklu hastaneleri, aş evleri, bunu Candaroğulları beyliği devam ettirdi. Selçukluların devamı niteliğinde olan, yani Osmanlılarla aynı yıllarda yaşamış olan bir beylikti. 1460 yılına kadar Kastamonu bu şekilde gelmiş oldu” dedi.

‘Kastamonu Anadolu Tarihinin Bir Özeti’

Kastamonu’nun herhangi bir işgale maruz kalmadığını vurgulayan Yakupoğlu; “Kastamonu'nun asıl klasik dönemi ise aslında Osmanlılar. Çünkü 1460’dan 1919 kadar neredeyse 5 asır yıllık bir müddet zarfında tek elden yönetildiği Kastamonu. Herhangi bir istilaya işgale maruz kalmadı. Çünkü Osmanlı'nın artık sıradan vilayetleri arasına girmişti. Ne kuzeyinden ne doğusundan, ne batısından ne de güneyinden herhangi bir saldırı alma şansı kalmadı. En yakın sınır Kafkasya, en yakın sınır Yemen, en yakın sınır Macaristan yani Osmanlı coğrafyasının tam ortasında güvenli bir bölge halinde 1500’lü 1700’lü yıllarda varlığını Kastamonu korudu. Tabii gelişmeye de devam ettirdi. Yeni medreseler inşa edilerek yeni dükkanlar, yeni alışveriş merkezleri, hanlar, kervansaraylar yapılarak, çok önemli bilim adamları âlimler yetiştirerek, aslında Kastamonu Anadolu tarihinin bir özeti, Türk İslam Coğrafyasının bir özeti. Dağlar istiyorsak Tanrı Dağları gibi Kastamonu'da da var. Nehirler istiyorsak o kadar büyük olmamakla birlikte su kaynakları zengin. Denize sınırı var olmasını istiyorsak denize sınırı var. Bitki coğrafyası zenginliği açısından arıyorsak bütün bitkiler kastını özgü endemik bitkiler var.  İstanbul'a ulaşma, yani Çanakkale boğazlarına, Trakya bölgesine ulaşma şansı var. Kırım’a ulaşma şansı var. Kastamonu'nun Anadolu'nun iç bölgelerine ulaşma şansı var ama dış istilalara da çok kolay geçit vermiyor, bu dağ sıralaması sayesinde. Güneyi tamamen dağlarla çevrili, Karadeniz sahillerine doğru dağlarla çevrili. 2 önemli giriş kapısı var. Birisi Sinop Samsun üzerinden Boyabat hattından girebiliyorsunuz Kastamonu'ya bir diğeri de Karabük hattından girebiliyorsunuz. Buralara iyi tuttuğunuz zaman Kastamonu aslında halkın kolay yaşayabilmesi için, işgal görmeden, baskı görmeden ailesini malı, mülkünü kolayca muhafaza edebilmesi için çok ideal bir yer. Bundan dolayı da Moğol istilası yıllarında Haçlı Seferleri istilasında esnasında Kastamonu büyük göçler oldu. Bu da Kastamonu’nun nüfusunu, kültür yapısının güçlenmesini sağladı. Çok sayıda köy kuruldu. Kastamonu, bugünün en dağlık en ücra bölgelerine giderseniz bile mutlaka kırsal kesimde köylerle karşılaşırsınız. Yolu bile bazen olmayabilir ya da kışın 3-4 ay boyunca kapalıdır. Bu manada korunaklı bir bölge nüfusu hep canlı tutuldu, dış göçlerle Türkmen-Oğuz göçleriyle özellikle ama kendi kültürünü de muhafaza etti. Kastamonu'nun kendine özgü bir şivesi ağız, ağız yapısı, kıyafeti, yemek kültürü ortaya çıktı. Bu aslında Orta Asya'dan getirilen bazı geleneklerin bir devamından ibaretti. Ama çok iyi korunmuştu. Bugün Kastamonu'nun kırsal kesimini dolaştığımız zaman Kazakistan'da Kırgızistan'da kullanılan bazı kelimelerin birebir aynısını bu bölgelerde yakalayabiliyoruz. Neden bozulmamış? Kıpçak şivesi özellikle. O bakımdan 1920’li yıllara ulaştığımızda Kastamonu Osmanlı'nın en önemli vilayetlerinden birisi haline gelmişti artık. Ama Osmanlı Devleti yıkıldı tabii bugünlerde parçalandı. Kastamonu'da bundan olumsuz manada etkilendi ve cepheye çok fazla asker göndermek zorunda kaldı. Bu nüfusunun erimesine yol açtı. Gidenlerin çoğu geri dönmediler. Dönerler sakat döndüler, esir düşenler oldu. Savaş kaçağı sayılanlar oldu, işte eşkıyalar türemeye başladı. Güvensiz asayiş işsizlikten dolayı bu Kastamonu'nun üretim mekanizmasını da yavaşlattı ve İstanbul'a göçleri hızlandırıldı” ifadelerini kullandı.

‘Kastamonu, Anadolu Tarihinin Tam Göbeğinde’

1980-1990’lı yıllara kadar Kastamonu’nun yoğun bir göç verdiğini vurgulayan Yakupoğlu; “Bunun artık tersine çevrilmesi gerekiyordu.  Son 30 yılda Kastamonu’da şehir merkezinde nüfus hızla artmaya başladı. İlçelerden, köylerden ve şehir dışından ve İstanbul'dan tersine göçler yaşanmaya başladı. Aslında Kastamonu artık 2024’lerde 2030’larda belki gerekli yırtılmaya sağlayabilecek bir aşamaya da böylece geldi. Bu bir süreçtir, yaşanması gerekiyordu. Çünkü ülkenin kalkınması için ülkenin her şeyden önce kurtulması için yeni bir devletin kurulması için üzerinize düşeni fazlasıyla yaptınız. Bütün malınızı mülkünüzü seferber ettiniz ve gençleri cepheye sürdüğünüz, kadınlar cephane taşıdılar. İnebolu-Çankırı-Ankara hattı üzerinde Kurtuluş Savaşı'nın kazanılabilmesi için cepheye gitmeyen kadınlar, çocuklar ve yaşlılar, sakatlar sırtlarında, omuzlarında, kağnı arabalarıyla, her şeyleriyle bu cephe arkasında rol üstlendiler. Sadece sıcak çatışmaya girmekle kalmadılar. Bütün halk asker oldu aslında. Bu Kastamonu'ya önemli bir şeref ve prestij kazandırdı aynı zamanda ama Kastamonu'nun bütün enerjisinde almış olduğu işgal görmemesine rağmen cephede en çok şehit veren ilk 3 il arasına girdi.  Çanakkale Savaşı’nda bile biz sadece 2 bin 500 civarında şehit verdik ki, Balıkesir, Bursa'dan sonra üçüncü ya da dördüncü şehit veren iliz. Şimdi Kastamonu o zaman tarihinde neresinde diye özet olarak toparlarsak belki bütün dünya tarihi içerisinde önemli bir yer işgal ediyor olmayabilir ama Kastamonu Anadolu tarihini kalbinde. Çünkü Anadolu'nun en önemli 3-5 vilayetinden birisi Osmanlılar zamanında. Selçuklu, zamanında uç beylerbeyliği, yani Çobanoğulları beyliği yıllarda Osmanlı’dan önce Bizans sınırlarını koruyan en önemli merkez. Bir bölgenin askeri potansiyelinin yüksek olması, sınırları koruyan bir potansiyele sahip olması beraberinde bir entelektüel güçte getirmektedir aslında. Çünkü alimler, şairler, devlet adamları, sanatkarlar musiki işin aslar, dervişler, tüccar maceraperest hatta hepsi o bölgeye doluşurlar. Osmanlılarda aynı avantajı sonraki dönemlerde kullandılar. Anadolu'da hayatından memnun olmayanlar maruz sıklıkla maruz kalanlar Osmanlı topraklarına göç ediyorlardı. İşte bundan bir önceki halka da Kastamonu misyonu üstlenmişti. Bu bakımdan Anadolu'nun tarihi anlamda, kültürel anlamda, ekonomik anlamda kalkınmasında Kastamonu’nun diğer vilayetler ile beraber hatta çoğundan daha fazla olmak üzere bir katkısının olduğunu görüyoruz. Bugün Kastamonu şehir merkezini gezdiğinizde gördüğümüzde incelediğimizde çok sayıda mimari eserle karşılaşıyoruz. Bunu Anadolu'da, her şehirde bulamayabiliriz. Hem Selçuklu eseri var, hem beylikler dönemi eseri var, hem Osmanlı eseri var, hem Cumhuriyet eseri var. Amasra buna güzel bir örnektir. Mardin güzel bir örnektir. Bursa güzel bir örnektir. Mesela Edirne'de bile Selçuklu beylik dönemi eseri yoktur. Konya buna güzel bir örnektir. Kastamonu aslında günümüzün büyük şehirleri olarak kabul edilse gibi Bursa'ya gibi Konya gibi, Erzurum gibi, Kayseri gibi, Antep gibi Diyarbakır gibi kentlerle tarihi anlamda yarışabilecek bir potansiyele sahip. Bugün Kastamonu Yazma Eser Kütüphanesi’nde bile 7 bin civarında eseri yazması esere sahibiz. Kastamonu, Anadolu tarihinin tam göbeğinde. Önemli simalar Kastamonu’nun kalkınmasını sağlamışlar” dedi.

‘Kastamonu Beklediğimizden Daha Hızlı Gelişecektir’

Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu: 'Kastamonu, Anadolu Tarihinin Tam Göbeğinde'Kastamonu’nun geleceğine değinen Yakupoğlu; “Kastamonu son yıllarda potansiyelini arttırarak, yükselterek, Anadolu şehirleri arasında sivrilterek, bugünlere geldiğine göre, acaba bu ivmeyi devam ettirebilir mi? Şu anda Kastamonu durağanlık dönemini aşmış durumda. Nüfusu artıyor, üniversitemiz yıllar önce açıldı. Turizme kazandırılan değerlerimiz var. Deniz turizmimiz hala bakir. Bunları harekete geçirebilirsek, tarihi noktalarımızı tanıtabilirsek, yani Anadolu insanını, Türk Dünyasını, İslam dünyasını hatta batı dünyasını Kastamonu’da buluşturabilirsek, bu noktada Kastamonu beklediğimizden daha hızlı gelişecektir” ifadelerini kullandı.

‘Enerjimizi Alacak Yatırımlara Gerek Yok’

Gelişim için devlet desteğine de ihtiyaç olduğunu belirten Yakupoğlu; “Halkın bilinçlendirilmesine ihtiyaç var, Öz kaynaklarımızın yerinde tespitine ihtiyaç var. Lüzumsuz yatırımlara gerek yok. Enerjimizi alacak yatırımlara gerek yok. Kastamonu’nun tarihi arka planına göre biz bu yatırımları şekillendirmek durumundayız. Kastamonu’yu çok büyük bir sanayi kenti yapalım demek iddialı olabilir. Çünkü coğrafyası buna müsait değildir. 3-5 milyonluk bir kent olma şansına sahip değil. Eğer böyle yaparsak, Kastamonu’ya acımasızlıkta bulunmuş oluruz. Kastamonu’yu mahvederiz. Bu demek değildir ki, Kastamonu gelişmesin, yerinde saysın. Bunu demek istemiyoruz. Dengeli bir gelişme ama Kastamonu’nun tarihi, kültürel, ekonomik potansiyeli ölçüsünde. O zamanda turizm öne çıkıyor, tarih öne çıkıyor, eğitim öne çıkıyor. Çünkü Kastamonu tarihte de eğitim merkezi. Yine Kastamonu kadını tarihte çok önemli roller üstlenmiştir. 1919 yılında Anadolu’nun işgaline, İzmir’in işgaline bir tepki olarak, 10 Aralık 1919 gününde 3 bin kadının katıldığı bir miting düzenlemiştir. 100 yıl önce Kastamonu 3 bin kadını toplayacak potansiyele sahip. Kastamonu’da yaşayan insanlar olarak üzerimize ne düşüyorsa yapmamız gerekiyor. Çünkü bu topraklar kolay vatan olmadı. Atalarımızın mirasını güzel koruyacağız. Daha sonra daha iyi nasıl yapabiliriz derdine olmamız lazım. Bunun için de kaynaklarımızı iyi kullanmamız lazım. Orman, endemik bitkiler, tarihi eserleri en önemli kaynakları. Biz neden potansiyelimizi harekete geçiremiyoruz? Her tarafımız orman diyoruz ama bir kibrit fabrikamız yok. O zaman bunlara yatırım yapmamız gerekiyor. Doğaya zarar vermeden, çevreye zarar vermeden, bilinçli bir istihdam ile çarpık yapılaşmaya da yer vermeden yapmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

‘Kastamonu Beklenen Önemini Sağlayacaktır’

Kastamonu’nun gelecekte nasıl ön planda olabileceğine değinen Yakupoğlu; “Havalimanını geliştirmek gerekir, limanlarını geliştirmek gerekir. Daha kullanışlar limanlar inşa edilebilir. Demiryolunun Kastamonu’ya kazandırılması bazı şeyleri değiştirebilir. Hala Anadolu’da demiryolu olmayan birkaç kentten birisidir Kastamonu. Eskiden coğrafya bir engel olarak kabul edilebilirdi ama günümüzde teknolojik imkanlar ile bunları aşma şansına sahibiz. Üniversitenin birimlerinin dünyaya açılması da Kastamonu’nun gelecekte önemli olmasını sağlayacaktır. Güney bölgelerimiz turizmi doğru yönlendiremediğinden yıpranmış durumda. Onun için Kastamonu avantajlı duruma geliyor. Kastamonu bakir topraklardan oluşuyor. Nüfusu doyuma ulaşmış değil, tarihi birikimini henüz dışarıya yansıtabilmiş değil, bunları harekete geçirebildiği takdirde Kastamonu beklenen önemini sağlayacaktır” ifadelerini kullandı. 

Özel Haber

Bakmadan Geçme