Din Hayatınızın Hangi Anına Şahit?
Halime Özdemir
Din nedir? Ve din hayatınızın hangi evresinde, hangi zamanda, hangi zeminde kısaca hayatınızda var mı? Ve din dediğimizde ne anlıyoruz daha doğrusu ne anlamamız gerekir? Müslümanın dini öğrenme gibi bir çabası var mı? Din sadece çocuklukta camiye giderek öğrenilip biten bir süreci mi kapsar? Din yaşanılması mı öğrenilmesi mi gereken bir mevzu mudur? Bu sorular, bu yazının merkezi noktasını teşkil edecek.
Din, Allah’ın koyduğu kurallar bütünüdür ve bu kurallar, Hz. Adem’le başlayan dünya hayatında ilk peygamberle birlikte kullara doğruyu ve gerçeği bildirmek için gönderilen bir öğretiler bütünüdür. Son dinin kuralları da hepimizin bildiği gibi Kur’an-ı Kerim’de insanlığa bildirilmiştir. Ve her Müslüman, onu hayatının merkezine almak zorundadır.
Son din, İslam’dır (Âl-i İmrân 3/19) ve Kur’an’a iman eden herkes, bu gerçeğe iman etmekle emrolunmuştur. Dolayısıyla her Müslümanın, Kur’an’ın emirlerini ve yasaklarını bilmek ve elinden geldiği ölçüde onlara uymak ve onları yaşarken uygulamak gibi bir vazifesi vardır. Yani bu durum, her mümin için zarurettir.
Peki ama Müslümanlar dini nasıl anlıyor? Çünkü bu bireysel çağın en temel sorusu bu sanırım. Çünkü bireysellik, insanın dini hayatında da önemli bir sorun olarak göze çarpmaktadır.
Din, bazı kimselerce sadece “ibadet” boyutuna odaklanılan bir alandır. Onlar için namaz kılmak, oruç tutmak, Kur’an-ı Kerim’i sadece ve sadece Arapçasından okumak, imkan varsa hacca gitmek şeklindeki anlayış merkezinde dinin diğer konuları adeta önemsenmemekte ve dahi öğrenmek için asla çaba gösterilmemektedir. Oysa din, bir bütündür.
Din, bazı kimseler için sadece “ahlak” konularını esas alır. Onlar için din, dürüst olmak, yalan söylememek, hakka girmemek gibi ahlaki erdemlerle donanımlı olup bütünün bir parçasını alarak hayatlarını idam ettirmektedirler. Oysaki diğer alanlar olmadan sadece ahlaki konular merkezinde yaşamak da yine kulluğun eksikliğine işaret eder.
Bazı kimseler için din, sadece ve sadece “inançtır.” Ve onlara göre inandım demekle din tamamlanmış olur. Ve bu hayat şekli de mümini dinin pek çok alanından mahrum bırakarak ömür tüketmesine sebep olmaktadır.
Bazı kimseler için din, sadece ve sadece “insanlara iyi davranmaktır.” Peki ama Allah’ın hakkı olanın ve diğer kulluk alanlarının hesabı nasıl verilecek? Bunları hiç düşünülmeden yaşamak, dünyanın sahibinin hakkına girmek değil midir?
Dikkat ettiysek dini anlama ve yaşama şeklimiz, bizim kolayımıza gelen konuları önemseyip öne çıkararak hayata devam etmek olarak anlaşılmakta ve yaşanmaktadır. Yani aslında din dediğimiz şey, bizim inisiyatifimize bırakılmış bir şey değildir. Çünkü dinin sahibi, ölümlü olan insan değildir. İnsan, sadece ve sadece dinden mükellef olan varlıktır. İnsandaki akıl, onu sorumluluğun altına girdirmiştir. Bundan dolayı “bana göre” diye başlayan söylemler ve eylemler, dinden bîhaber olunduğunun bir alametidir.
Kul, Allah’ın emrettiğini ve yasakladığını bilip onu yaşamakla emroulunmuştur. Bu şekilde yaşadığında, kul olma özelliğine sahip olacak ve dinin gereklerini yerine getirmiş olacaktır. Modern zaman, özellikle sosyal medya platformları sebebiyle herkese kendince bir yol sunuyor. Ama Hz. Muhammed (sav)’e ilk nazil olan “oku!” ayetiyle her konuda her şey insana bildirilirken insanın mayasındaki cahillik vasfı sebebiyle mi nedendir bilinmez adeta Allah ile yarış haline giren de yine bu çağın şahidi olan insanından başkası değildir. Şu ayet, din konusunda bize ne kadar yakın veya ne kadar uzak? “Yoksa onlar Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde bulunan herkes isteyerek veya istemeyerek Allah’a boyun eğip teslim olmuş durumdadır ve hepsi O’na döndürülüp götürülmektedir.” (Âl-i İmrân 3/83)
İnsan dünyada neden var olduğunu biliyor mu? Temel sorulardan biri de bu olmadıkça din hayatlarda yer almayacaktır. Allah’a teslim olmak neden bu kadar zor? Bunun psikolojik sebeplerini bilmek gerekir kanaatimce. İnsanı dine teslim olmaması için adeta savaş meydanına çevrilen hayatlar, acaba insanın fıtratında var olan hangi özellikten dolayı onu dinden ve dolayısıyla Allah’tan uzaklaştırıyor. Herkesin bu soruyu kendisine sorması gerekir. Ayet, bir konuya daha dikkat çekmektedir: Herkesin Allah’a döndürülecek olması meselesi. Yani herkes vakti gelince bir an bile beklemeksizin öleceğini bildiği halde hayatında yaşarken neden dini eksik bırakıyor? Başa dönelim ve aynı soruyu tekrardan soralım. Din hayatımızın hangi anında bizimle birlikte?
Camide mümkün mertebe herkes dindar, kandilde herkes dindar, cenazede herkes Allah’tan korkuyor daha doğrusu ölmekten. Peki ama din sadece bu kısıtlı alanlarda mı var? Mesela alışveriş yaparken, evini kiraya verirken, pazarda alış-satış yaparken, insan ilişkilerinde kandırma yalan dolan sayılacak işlerde, işinin başında mesaide iken, düğünde-dernekte, bayramda-seyranda, kendi çocuğuna karşı tavrında veya başka insanın çocuğuna karşı davranışında, eşine veya başkasının kızına, eşine, annesine karşı eyleminde ve söyleminde, aile hayatında, sıkıntıda, dertte- kederde, mutluyken-üzgünken, ekonomik hayatta kısaca ömrün her anında din hayatın hangi zemininde ve zamanında senin hayatında ve hayatının düzeninde bir role sahip? O zaman asıl soruyu sormak zorundayız: Din ölüler için mi diriler için mi?
Peki ama kısaca din nedir? Din, aslında haddini ve hakkını bilmektir. Yani insan olduğunu ve dünyanın sahibinin değil sadece sakininin olduğunu unutmamak ve hatırda tutmak ve hayatını onun kurallarına göre devam ettirmektir. Ama insanın mayasında var olan unutma eyleminden olsa gerek insanın haddinin ötesine geçerek zaman zaman hatta çoğu zaman kendi yolunu kendisi çizerek dinin yolunu görmezden gelmeyi hatta bilmemeyi tercih etmektedir. İnsan, Allah’ın kurallarına sırtını dönerek hatta adeta görmezden gelerek hayatını kendi dinine göre idame etme konusunda da maalesef pek beceriklidir. Acaba hiç düşünüyor mu bu eylemleri yaparken? Çünkü her şeyin bir başı bir de sonu vardır ve ömrün de sonu olacaktır. Akıbet nedir? Ben bir şey demeyeceğim. Ama Allah’ın dediğini de sizinle paylaşmaktan geri durmayacağım: “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, şunu bilsin ki, aradığı din ondan asla kabul edilmeyecektir; o, ahirette de kaybedenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân 3/85)
Sonuç olarak din, Allah’a ve onun kullarına karşı borcunu ödemek, sorumluluğunu ve görevlerini yerine getirmektir. Yani Allah’ın istediği şekilde ve O’nun kuralları çerçevesinde nefes alıp vererek dünya hayatını tamamlamaktır.