Kendi Şarkısını Söyleyebilmek
Kadriye Doğan
Bir gün bir öğretmen sınıfa girip çocuklara küçük ama anlamlı bir görev verdi.
“Her biriniz, bir şarkınızı öğreneceksiniz.”
Günler geçti. Çocuklar şarkılarını çalıştı. Sırası gelen ayağa kalkıyor, sınıf susuyor, herkes onu dinliyordu. O sessizlikte çocukların sesi net çıkıyor, şarkılar doğru ritimle söyleniyordu. Öğretmen onları tebrik etti, alkışladı.
Sonra bir gün farklı bir şey istedi:
“Şimdi herkes aynı anda kendi şarkısını söylesin.”
Sınıf bir anda sesle doldu.
Melodiler birbirine karıştı. Bazı sesler yükseldi, bazıları geri çekildi. Çocuklar fark etmeden yanındakinin şarkısına uydu. Kendi şarkısını çok iyi bilenler bile, başkalarının sesi altında kendi ezgilerini kaybetti. Herkes söylüyordu ama kimse gerçekten kendi şarkısını söyleyemiyordu.
Öğretmen onları durdurdu.
Sınıf yeniden sessizliğe büründü.
Sonra sakin bir sesle şunu söyledi:
“Bakın, herkes susarken şarkınızı çok güzel söylediniz. Ama asıl başarı bu değil. Asıl başarı, herkes kendi şarkısını söylerken senin kendi şarkını yanılmadan söyleyebilmen.”
Bu söz, yalnızca bir müzik dersi değildi. Hayatın kendisine dair bir hakikati anlatıyordu.
İnsan da böyledir.
Yalnızken doğrularını savunabilir. Kimse yokken, baskı yokken, kendi çizgisinde durmak kolaydır. Ama toplum konuştuğunda, çevre yön verdiğinde, çoğunluğun sesi yükseldiğinde insanın kendi doğrularını koruması zorlaşır.
Kur’an-ı Kerim bu noktada insana net bir duruş öğretir. Kâfirûn Suresi bu duruşun en açık ifadesidir:
“De ki: Ey kâfirler!
Ben sizin taptıklarınıza tapmam.
Siz de benim taptığıma tapmazsınız.
Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.
Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.
Sizin dininiz size, benim dinim banadır.” (Kâfirûn Suresi)
Bu ayetler bir kavga çağrısı değildir; bir kimlik ve istikrar çağrısıdır. Başkalarının inancına karışmadan, kendi inancını da kalabalığın etkisine teslim etmemektir. Yani herkes başka bir şarkı söylerken, kendi şarkısını bozmamaktır.
Kur’an bu konuda insanı uyarır:
“Onların çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (En‘âm, 116)
Çoğunluk her zaman doğruyu temsil etmez. Hakikat bazen sessizdir, bazen yalnızdır. Ama değerini kalabalıktan almaz.
Resûlullah (SAV) şöyle buyurmuştur: “"İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız; zulmederlerse biz de zulmederiz", diyen zayıf karakterli kimseler olmayın. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara zulmetmemeyi içinize (bir ilke olarak) yerleştirin.” (T2007 Tirmizî, Birr, 6)
Bir gün bir Allah dostu tasın altına sıkışmış bir akrep gördü onu kurtarmak için elini her uzattığında akrep elini sokuyordu dervişin cani acıyor ama hala akrebi kurtarmaya çalışıyordu birisi dedi efendim niye uğraşıyorsunuz baksanıza o sizin caninizi acıtıyor. Dervişin cevabi çok güzeldi o akrepliğini yapıyor biz insanlığımızı yapmayalım mı?
Peygamberimiz başka bir hadisinde şöyle buyurur:
“Allah için hakkı söylemekten, kınayanın kınamasından korkma.”
Hayat, herkese sessiz anlar verir.
Ama asıl imtihan, seslerin çoğaldığı anlardadır.
Herkes konuşurken, herkes başka bir ezgi tutturmuşken, insanın kendi şarkısını unutmaması…
Gerçek başarı budur: Bugün herkes konuşuyor, herkesin bir fikri var, inancı var.
Herkes kendi şarkısını söylerken, senin de hâlâ kendi şarkını, prensiplerini inancını yitirmeden söyleyebilmen dileklerimle sevgili okuyucum, bırakalım akrepler akrepliğini yapadursun biz insanlığımızdan vazgeçmeyelim.