Yalnızlık Allah'a Mahsustur
Kadriye Doğan
İnsan, yaratılışı gereği yalnızlığa mahkûm bir varlık değildir. Evet, mutlak ve gerçek yalnızlık yalnızca Allah’a mahsustur. Çünkü O, hiçbir şeye muhtaç değildir; aksine her şey O’na muhtaçtır. İnsan ise acziyle, ihtiyacıyla ve kalbiyle başkalarına yönelir. Dostluğa, sohbete, paylaşmaya ve en çok da iyi insanlara ihtiyaç duyar.
Kur’ân-ı Kerîm’de insanın bu sosyal yönüne sıkça dikkat çekilir. Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe, 9/119)
Bu ayet, dostluğun rastgele değil; sadık, dürüst ve ahlaklı insanlar arasında kurulması gerektiğini açıkça bildirir. Çünkü insan, birlikte olduğu kimselerin hâlinden ister istemez etkilenir. Kalpler birbirine temas eder, alışkanlıklar bulaşıcıdır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de dostluğun insan üzerindeki etkisini şu veciz hadisle ifade eder:
“Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse kiminle dostluk kurduğunuza dikkat edin.” (Tirmizî, Zühd, 45)
Bu uyarı, dostluğun basit bir sosyal ilişki değil, insanın karakterini ve yönünü belirleyen ciddi bir bağ olduğunu gösterir. İyi bir dost, insanı Allah’a yaklaştırır; kötü bir arkadaş ise fark ettirmeden kalbi karartır.
Yine Efendimiz (S.A.V.) yalnızlığa karşı ümmeti uyarmış ve şöyle buyurmuştur:
“Şeytan tek olanla beraberdir; iki kişiden ise uzaktır.” (Tirmizî, Fiten, 7)
Bu hadis, insanın yalnız kaldığında nefsine ve vesveseye daha açık hâle geldiğini hatırlatır. İyi insanlarla kurulan dostluk ise bir koruyucu kalkan gibidir; insanı ayakta tutar, yanlışlardan geri çeker, doğruda cesaretlendirir.
Kur’ân’da müminlerin birbirine olan sorumluluğu da şöyle ifade edilir:
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar.” (Tevbe, 9/71)
Bu ayet, dostluğun sadece dertleşmekten ibaret olmadığını; aynı zamanda birbirini iyiliğe çağıran, gerektiğinde uyaran bir emanet ilişkisi olduğunu öğretir.
şunu açıkça söylemek gerekir ki,
Yalnızlık Allah’a mahsustur; kul ise dostlukla güçlenir. Ancak bu dostluk, insanı yoran, tüketen, değerlerinden uzaklaştıran değil; kalbini ferahlatan, ahlakını güzelleştiren ve Rabbini hatırlatan bir dostluk olmalıdır. İyi insanlarla kurulan arkadaşlık, dünyada bir nimet; ahirette ise bir şahit olur.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî’de dostluğun insanın kaderini nasıl şekillendirdiğini şu sözlerle anlatır:
“Kiminle beraber olduğuna dikkat et; çünkü insan, dostunun rengine boyanır. Körükçünün yanında duran islenir, attarın yanında duran mis kokar.” (Mesnevî, I. Cilt)
Uzun süre yalnız kalan kişilerde; değersizlik hissi, içe kapanma, karamsarlık ve aşırı düşünme eğilimi artar. İnsan, anlatamadığı duygularla baş başa kaldıkça zihni kendi kendini yormaya başlar.
Yalnız kalan kalp, en çok da yanlış düşüncelere açık hâle gelir. Küçük bir kaygı büyür, basit bir üzüntü derinleşir. Çünkü insan, duygularını paylaşamadığında onları dengeleyecek bir aynadan mahrum kalır. Oysa güvenilir bir dost, bazen sadece dinleyerek bile insanın ruhunu hafifletir. insanın iyilik hâli, sağlıklı sosyal bağlarla doğrudan ilişkilidir. Samimi ilişkiler, stres hormonlarını azaltır; umut, aidiyet ve güven duygusunu besler. Bu yüzden iyi insanlarla kurulan dostluk, sadece manevi değil, ruh sağlığı açısından da bir ihtiyaçtır.
İşte bu noktada dinin çağrısı ile insan fıtratı aynı yerde buluşur: İnsan yalnız kalmak için değil, birlikte iyileşmek için yaratılmıştır. Kalbi diri tutan, aklı dengeleyen ve insanı hayata bağlayan şey; doğru insanlarla kurulan sahici bağlardır.
Ve yeniden hatırlamak gerekir:
Yalnızlık Allah’a mahsustur. Kul ise dostlukla nefes alır. O zaman hadi dua edelim
Allah’ım, yolumuzu aydınlatan, kalbimizi bozmayan, bizi sana yaklaştıran dostlarla bizi beraber eyle.