Deniz Kokusu
Misafir
Deniz kokusu dendiği zaman burnunuza gelen o koku size ne hissettiriyor? Bir koku, bu kadar uzaktayken nasıl olurda bir anda dibinizdeymiş gibi duyulur? Bence deniz kokusu insanın içindeki en eski duygulara dokunuyor. Uzaktayken, henüz denizi görmeden burnuna geldiğinde bir ferahlık oluyor önce; sanki göğsün biraz daha rahat nefes alıyor. Ardından tuhaf bir özlem beliriyor. Neye olduğunu tam bilmediğin bir şeye…
O koku; yaz akşamlarını, denizden çıktıktan sonra saçına yapışan tuzu, konuşmadan yan yana durabilmeyi hatırlatıyor insana. Biraz özgürlük hissi barındırıyor içinde. Belki de o an yaşadığımız özgürlüğe olan hasreti fısıldıyor. Deniz kokusu masum bir kokudur. Herkesin yüzünde olan yapma ifadelerden, söylenen ağır y ada toz pembe fark etmeksizin gereksiz yalanlardan, aşırı egodan, yanından geçilmeyen ukalalardan; bizi derinden sarsan üzüntülerden, istenmeyen zoraki vedalardan, hiç yaşanamamış anılardan uzaktır. Böyle bir dünyada yaşarken birkaç damla suyun kokusuna bu kadar ihtiyaç duymamız boşuna değil aslında.
Gözlerini bir an kapat. Rüzgâr hafifçe yüzüne vuruyor; ne sert ne de ürkütücü. Havada tuz var ama keskin değil, yumuşak. Islak taşların üzerinden yükselen serinlik burnuna doluyor. Güneş bütün gün suya değmiş, akşamüstü çekilirken ardında ılıman bir sıcaklık bırakmış. O sıcaklıkla tuz birbirine karışıyor. Bir yerlerden yosun kokusu geliyor; temiz ama ham, doğrudan. Dalgalar kıyıya vurdukça havaya karışan o mineral koku var demir gibi değil, toprak gibi de değil; ikisinin arasında, tanıdık ama adı konulamayan bir şey. Saçına, tişörtüne, hatta teninin arkasına kadar siniyor. Derin bir nefes al. Göğsün doluyor, içindeki gerginlik gevşiyor. Zaman yavaşlıyor. Kim olduğunu, nereden geldiğini değil; sadece orada olduğunu hatırlıyorsun. İşte o koku bu. Ne sadece deniz, ne sadece rüzgâr. Bir anlık özgürlük, bir anlık unutma. Burnuna değil, hafızana gelen bir koku. Deniz kokusu belki de bu yüzden bu kadar tanıdık geliyor. Çünkü deniz hiçbir şeyi saklamıyor. Ne dalgasını, ne öfkesini, ne de duruluğunu… İnsan ise çoğu zaman kendini bile gizliyor. Yüzüne yerleştirdiği ifadelerle, seçtiği kelimelerle, sustuklarıyla başka biri olmaya çalışıyor. Deniz buna ihtiyaç duymuyor. Olduğu gibi. Ve insan, en çok da bu yalınlığa özlem duyuyor. Belki de deniz kokusunu duyduğumuzda içimizde bir kaçış isteği uyanmasının sebebi bu. Bir yere gitmek değil bu; bir histen uzaklaşmak. Gürültüden, zorunlu cümlelerden, taşınması ağır gelen duygulardan…
Deniz, konuşmadan anlaşılabilen nadir yerlerden biri gibi duruyor karşımızda. Orada kimse senden bir şey beklemiyor. Güçlü olmanı, açıklama yapmanı, toparlanmanı istemiyor. Sadece nefes alman yeterli. O yüzden deniz kokusu bir sığınak gibi. İnsanların karmaşasında yorulan ruhun, kısa bir mola bulduğu yer. Belki de bu yüzden birkaç damla suyun kokusu bu kadar derin iz bırakıyor. Çünkü deniz, bize dünyanın değil; kendimizin daha sade bir hâlini hatırlatıyor.
EZGİ UYSAL
GÖL ANADOLU LİSESİ