Misafir

Eski Şarkılar

Misafir

Eski şarkıların en sevdiğim yanı, çaldığı andaki ilk notası insana kısa bir duraksama yaşatmasıdır. Bir anda söylenememiş bir cümleye, yarıda bırakılmış bir vedaya, “keşke”yle kapanmış bir akşama sürükler insanı. Gözünde canlanır geçmiş. Bu duruma binaen, eski şarkılar aniden çaldığında, bizi büyük anlara değil; yarım kalmış küçük anlara götürür, diyebiliriz.

Eski şarkılar, hatırlamaktan çok hatırlanmayı bekleyen duygulardır. Biz çağırmasak da kendilerini hatırlatırlar. Geçmişte yaşanmış o tatlı duyguları tekrar kalbe kondurur. Onlar geçmişi anlatmaz; geçmişteki hâlimizi yeniden karşımıza çıkarır. Bir şarkı biter ama içimizde başlattığı konuşma bitmez. Yaşattığı duygular bitmez. Eski şarkılar, zamanın eskitemediği tek şeyin hisler olduğunu fısıldar. Çünkü hisler; zamanın dokunamadığı bir duygudur. Üzerinden yıllar geçse de anlamından hiçbir şey kaybetmez. Üstü kapanır sanılır ama hiç yok olmaz. Hiç yok olmadığını hatırlatan şey “Eski Şarkılar"dır. Bazı şarkılar kulağa değil, doğrudan kalbin yarım kalmış yerine dokunur. Bize bizi, unuttuğumuzu sandığımız yerlerden anlatır. Biz değiştiğimizi düşünürken, bir şarkı açılır ve o an anlarız: Değişen hayat olmuştur; hisler değil. O melodi, bir zamanlar neye güldüğümüzü, neye kırıldığımızı, neyi içimize attığımızı hatırlatır. Eski şarkılar aynadır; ama bugünkü yüzümüze değil, geçmişteki hâlimize tutulmuş bir ayna. Dinlerken şarkıyı değil, kendimizi dinleriz. Sessiz kaldığımız cümleleri, yarım bıraktığımız vedaları, olmak isteyip olamadığımız hâlimizi. Bu yüzden eski şarkılar bizi anlatır: Çünkü onlar kim olduğumuzu değil, kim olduğumuzu ilk kez hissettiğimiz anı hatırlatır. 

Peki, eski şarkılar sadece üzüntülerimiz midir? Mutlu anlarımızı hatırlatmaz mı? Mutlu anlarımızı da taşır eski şarkılar: kahkahaların yarım kaldığı yaz akşamlarını, yolda yürürken sebepsiz hafiflediğimiz anları, henüz hiçbir şeyin ağır gelmediği zamanları. Ama mutluluk sessizdir; üzüntü ise iz bırakır. Bu yüzden bir şarkı çaldığında önce hüzün dokunur kalbimize. Oysa dikkat edince fark ederiz: Aynı melodi, bir zamanlar ne kadar iyi hissettiğimizi de hatırlatıyordur. 

Belki de Şarkılar anıları seçmez, biz o an hangisine hazır isek onu hatırlarız. Sonuçta bir kelime, bir görsel nasıl bir başkasına farklı bir his, duygu uyandırıyorsa; Bir melodi de bir insana birçok duyguyu hatırlatabilir. Ve hiç fark ettiniz mi? Bir zamanlar yüksek sesle bağıra bağıra söylenen şarkılar şu an yalnızken daha çok anlam kazanıyor. Başka bir açıdan da; Bir şarkının birçok hayata dokunması, onun tek bir hikâyeye ait olmamasındandır. Aynı melodi, birinin ilk mutluluğuna eşlik ederken bir başkasının son vedasında çalar. Sözler değişmez ama hisler çoğalır; şarkı, dinleyen kadar anlam kazanır. Böyle şarkılar zamanla sanat olmaktan çıkar, ortak bir hafızaya dönüşür. Kiminin geçmişi olur, kiminin yarası, kiminin sığınağı. Ama hepsinde aynı yerden yankılanır: insan olmanın içinden. Bu yüzden bir şarkı birçok hayata dokunur; çünkü anlatmak istediği şey özel değil, insancadır. Bu ortak hafıza dengesini kurabilen günümüzde nadir insanlar olsa da, geçmişte efsaneler yaratan sanatçılarımızı saygıyla anmak isterim.

Ezgi Uysal 

Göl Anadolu Lisesi
 

Yazarın Diğer Yazıları