Yabancılaşmak
Misafir
Yabancılaşırız çünkü insan sabit kalmaz. Değişiriz; beklentilerimiz, korkularımız, hayattan istediklerimiz başka başka şekillenir.
Bir zamanlar aynı cümlede buluştuğumuz şeyler, bir süre sonra suskunluklara dönüşür. Bazen konuşmayı erteleriz, “nasıl olsa anlar” deriz. Anlaşılmadıkça susarız, sustukça uzaklaşırız. Kırıldığımızı söylemeyip içimize attığımız her şey, aramıza görünmez bir duvar örer. Bazen de sadece yorgun düşeriz. Aynı çabayı göstermeyi bırakırız; biri tutarken diğeri bırakır. İşte orada yabancılaşma başlar. Ve en acısı: Herkes kötü niyetli değildir. Bazı yabancılaşmalar sevgisizlikten değil, aynı yerde kalamayan kalplerden doğar. Yabancılaşma tek bir yerden doğmuyor. Mesafe çoğu zaman sadece bahanesi oluyor; asıl işi yapan şey, kalplerin aynı hızda değişmemesi.
İnsanlar büyüyor, yoruluyor, hayata başka yerlerden bakmaya başlıyor. Aynı masada oturup yine de birbirine uzak hissetmek mümkünken, kilometrelerce uzakta olup hâlâ yakın kalabilenler de var. Yani yabancılaşmak çoğu zaman araya giren yolların değil, aynı yolda yürümeyi bırakanın hikâyesi oluyor. Yine de yabancılaşmak her zaman bir son değildir. Bazen insan, uzaklaştığı yerde kendini tanır; kimi kaybettiğini, kimi aslında hiç tanımadığını fark eder.
Ve belki de yabancılaşmak, kalmakla gitmek arasındaki en sessiz ama en dürüst karardır. İnsan bazen gitmez, sadece eskisi gibi kalamaz. Aynı cümleleri kurar ama anlamları değişmiştir. Aynı isimleri söyler ama sesinde tanıdık bir sıcaklık yoktur artık. Yabancılaşmak tam da bu noktada başlar; ne tamamen kopabilmekte ne de eskisi gibi kalabilmektedir insan. Arada kalır ve o aralıkta en çok kendine uzak düşer. Zaman geçtikçe anlarız ki bazı insanlar hayatımıza misafir gibidir; uzun kalmış, çok şey paylaşmış ama sonunda gitmesi gerekmiştir. Onları suçlayamayız, kendimizi de. Çünkü her bağ, sonsuza dek taşınabilecek kadar hafif değildir. Yabancılaşmak bazen bir kayıp değil, iki tarafın da kendi yükünü yere bırakma biçimidir. Ve insan en çok, hâlâ sevdiği birine yabancılaştığında yorulur. Hatıralar canlıdır ama temas yoktur; sesini tanır, susuşunu tanıyamaz. İşte o zaman anlar ki bazı bağlar kopmaz, sadece sessizce çözülür. Ne bir vedası vardır ne de geri dönüşü. Sadece kalpte izi kalan bir eksilme. Belki de bu yüzden bazı isimler içimizde hep yarım kalır. Karşılaşsak selam verecek kadar yakınız ama anlatacak kadar uzak… Yabancılaşmak tam olarak budur: Aynı hikâyeyi bilip artık aynı yerinde duramamak.
Ve insan, her yabancılaştığında biraz daha öğrenir; her şeyin kalmak zorunda olmadığını, bazı şeylerin sadece yaşanmış olmak için var olduğunu.
EZGİ UYSAL
GÖL ANADOLU LİSESİ
