Yolun Sonu
Misafir
Hayatta sıkça duyduğumuz bir cümledir: Her yolun bir sonu vardır. Genellikle bu cümleyi bir tükenmişliğin, bir vazgeçişin ya da kabullenişin eşiğinde söyleriz. Oysa durup düşününce şu soru kendini dayatır: Bu “son”, gerçekten düşündüğümüz kadar kesin ve karanlık mıdır?
Bir yol; bir amaç, bir dönem demektir. Amaç gerçekleştiğinde, dönem kapandığında ya da biz değiştiğimizde yol da doğal olarak biter. Çoğu zaman yollar, başarısız olduğumuz için değil; anlamını tamamladığı için sona erer. Buna rağmen biz bitişleri hep kayıp hanesine yazarız. Oysa her yol aynı şekilde sonlanmaz. Bazı yollar bir noktada durur, bazıları ise farkına bile varmadan başka bir yola bağlanır. İnsan geriye dönüp baktığında, “son” dediği şeyin aslında o an için yalnızca bir durak olduğunu fark eder. Yollar biter, evet; ama yürüyen insan bitmez. İnsan değişir, yön değiştirir, bazen durur sonra yine devam eder. “Yolun sonu” ifadesi çoğu zaman bir bitmişlik hissi taşır. Yorulmuşluk, kayıp, hatta hayal kırıklığı. Ancak bu ifade mutlak bir sonu değil, çoğu hikâyede anlamın değiştiği bir eşiği anlatır. Elbette gerçekten kapanan yollar da vardır: geri dönülmez insanlar, yaşanamamış ihtimaller, telafisi olmayan anlar… Ama bunlar bile hareketin bittiğini değil, yönün değiştiğini gösterir. İnsan çoğu zaman yeni bir hikâyeye isteyerek değil, mecburen başlar. Belki de “yolun sonu” dediğimiz şey, hikâyenin bittiği yer değil; aynı hikâyeyi artık anlatamayacağımızı fark ettiğimiz andır. Bundan sonrası başka bir dil, başka bir tempo, başka bir ben ile yazılır. Bugün bu soruyu sormamız tesadüf değil. Sınav sonuçlarının açıklandığı, tercih dönemlerinin yaklaştığı, gençlerin bir yolun bitip diğerinin belirsizliğine adım attığı bir zamandayız. Bir okul biter, bir hayal ertelenir, bir hedef değişir. Ve hemen ardından şu cümle dökülür dudaklardan: Demek ki buraya kadarmış. Oysa çoğu zaman biten, yolun kendisi değil; o yola yüklediğimiz anlamdır.
Sonuç olarak evet, her yolun bir sonu vardır. Ama bu son, her şeyin sonu değildir. Bazen bir sınav kağıdının altına bırakılan kalemle, bazen bir tercih listesinde vazgeçilen bir bölümle başlar yeni bir hikâye. Her bitiş, farkında olalım ya da olmayalım, başka bir başlangıcın zeminidir. Bazıları umutla, bazıları sessizlikle başlar ama mutlaka başlar. Bugün “yolun sonu” denilen yerde durup beklemek kolay, ama asıl zor olan oradan yürümeyi seçmektir. Çünkü hayat, pes edenlere değil; yön değiştirmeyi göze alanlara alan açar. Hiçbir yol kutsal değildir, hiçbir rota vazgeçilmez değil. Bitmiş gibi görünen her şey, aslında artık aynı şekilde devam edemeyeceğimizi yüzümüze söyler. Bu bir yenilgi değil, bir uyarıdır. Umut da tam burada sertleşir: Bekleyerek değil, adım atarak var olur. Ve evet, bazı başlangıçlar alkışla değil, sessizlikle başlar; ama dünyayı değiştiren her hareket önce sessiz bir kararla doğar.
EZGİ UYSAL
GÖL ANADOLU LİSESİ