Serap Oruç

Ahlak

Serap Oruç

Evvela ümitli olacağız.

Çünkü ümidini yitiren insan, sorumluluğunu da yitirir. Şikâyet ettiğimiz her mevzuda dönüp kendimize bakmayı öğrenmeden ne temas ettiklerimizi ne de dünyayı değiştirebiliriz. Kendimizi değiştirmeye cesaret etmeden dünyanın ve insanların davranış biçimlerinin işleyişinden şikâyet eden insan, konforlu alanında otururken ayağa kalkmadan, omzuna alacağı yüke razı olmadan düşünmekle yetinen insandır.

Ahlak, sorumluluk almayanın ve eyleme geçmeyenin düşüncesinde anlamsızdır; dilinde süsten, zihninde hayalden ibarettir. Bugünün en büyük problemi ahlaksızlık değildir; ahlakı istemek, ancak ahlaklı olmanın sorumluluğunu bizzat almamaktır, bedelini ödemeye razı olmamaktır.

Toplum olarak sürekli bir şeyler değişsin istiyoruz; ancak değişmesi gerekenin önce kendimiz olduğunu asla kabul etmiyoruz.

İnsanın kendini değiştirmeden temas ettiklerine ahlaki eylemleri bizzat iletmeden etrafını ve dünyayı değiştirme iddiası, kendisindeki ahlaki yoksunluğu perdeleme hâlidir diye düşünüyorum. Çünkü sürekli dışarıyı işaret eden parmak, aslında kişinin içerideki boşluğun nedenidir. İnsan, en çok sorumluluktan sıvıştığı ya da donduğu yerde ötekinden şikâyet eder.

İnisiyatif almadan, sorumluluk üstlenmeden; düşüncelerini davranışına, davranışını eylemine dönüştürüp aktarmadan her şeyi başkasından beklemek…

Yanlışları başkalarına pay edip “Ben doğru düşünüyorum” demek, aynayı sürekli ötekine çevirmek insana sahte bir ahlak hissi verir. Kendimizi ahlaklı sanarız; oysa bu, sadece kendimizi kandırmaktır.

Eleştirilerimiz eylemle buluşmadığında bir meziyet değil, bir çürüme nedenidir. Sadece eleştiren insan, zamanla her şeyi kötü görmeye başlar. Çünkü neyi çok konuşursak onu besler, büyütürüz. Kötülüğü sürekli diline alan, farkına varmadan kötülüğün hizmetkârı olup çıkar.

Dünya ise bizi şikâyete değil, mesuliyete davet ediyor. Gücümüz nispetinde ufak bir sorumluluğa davet ediyor. “Hepsini ben düzelteyim” kibri ile değil; “Elimden geleni ben yapayım” ahlakına davet ediyor. Küçük ancak sahici eylemlerle gelişecek ahlaka… Düşüncelerimizi davranışlarımıza, davranışlarımızı eylemlerimize aktarmaya ve temas ettiğimiz her alana ahlakı bizzat taşımaya davet ediyor.

Bu dünyada ben de varsam, bu dünyada olup bitenden büsbütün azade olamam. Kötülük, yalnızca işleyenlerin değil; engellemeye gücü yettiği hâlde gözünü kaçıranların da işlediği suçtur. Sadece yapanlar değil, susanlar da mesuldür ve ahlaklı değildir. “Ben ne yapabilirim ki?” cümlesi, en masum görünen ancak en ağır ahlaki kaçış cümlesidir. Çünkü bu cümle, insanın kendi gücünü inkâr etme şeklidir.

Arzu ettiğimiz her ne varsa, ona dair ilk adımı başkasından bekleyemeyiz. Adalet istiyorsan adil olacaksın. Merhamet istiyorsan merhamet göstereceksin. Dürüstlük istiyorsan dürüst olacaksın. Sevgi istiyorsan seveceksin. Saygı istiyorsan sayacaksın. Sana zaman ayrılsın istiyorsan zaman ayıracaksın. Hassasiyet istiyorsan hassas olacaksın. Üslubu önemsiyorsan sende üslubuna dikkat edeceksin. Ve dahası Hepsi için bedel ödemeyi göze alacak ve evvela kendinden vermeye razı olacaksın tabi bunları çıkarına göre olan insanlara değil böyle olması gerektiği için yapacaksın.

Bu sayede yüksek sesle dile getirilen bir düşüncenin ahlak olmadığını da idrak edeceksin. Sessizce bir sorumluluğu da sen üstleneceksin. Alkış beklemeden, görünmek istemeden, bahane üretmeden. Zira ahlak, kendini temize çıkaranların üzerinde değil; kendini düzeltenlerin üzerinde daima ışıl ışıl parlar. Ahlak hususunda evvela kendimize, sonra insanlara dair ümidimiz hiç eksilmesin ve kesilmesin. Saygılar.
 

Yazarın Diğer Yazıları