Marifet Budur
Serap Oruç
“Herkesî ez zann-i hod şud yâr-i men,
Ez derûn-i men necüst esrâr-i men.”
Mevlânâ Hazretleri, çağlar öncesinde demiş ki:
“Herkes kendi zannına göre bana dost oldu; fakat hiç kimse gönlümde sakladığım hakikatin sırrını arama zahmetine katlanmadı.”
İnsanlar çoğu zaman birini kendi bakış açısına göre değerlendirir, kendi düşünce kalıbına göre bir yere yerleştirir; gerçekte kim olduğunu, kalbinin derinliklerinde neler taşıdığını anlamaya pek çabalamaz.
İnsanlık olarak en büyük kusurlarımızdan bir tanesi de işte budur sanıyorum.
Biz kimseyi gerçekten tanımayız, ancak tanıdığımızı zannederiz; gerçekten anlamaya çabalamayız, anladığımızı zannederiz. Kendi kalıplarımıza göre insanları etiketleriz.
İçinde bulunduğumuz çağın en büyük hastalıklarından biri diye düşünüyorum “zannetme” mevzusunu.
Her insan hakkında türlü türlü hakikatini gerçekten hiç araştırmadan konuşuyoruz. Karşımızdakine soru sormadan, vereceği cevapları ondan çok biz biliyoruz. Muhatabımızı dinlemeden yargılıyoruz ya da başkalarıyla ilişkilendirip karşılaştırmalar yapıyoruz. İnsanları yüzeysel tanıyoruz; derinliklerine inmeye korkuyoruz. Çünkü gerçekleriyle yüzleşmek işimize gelmiyor. Ancak derinliklerine, iç dünyalarına inmişiz gibi zan üretmeyi de asla ihmal etmiyoruz.
Birbirimize yakın görünüyoruz ancak fazlasıyla uzak yaşıyoruz. Yan yana duruyor olsak da fiziksel olarak, birbirimizin ruhunun ve gönlünün sevinç ya da kederini hissetmiyoruz.
İnsanlara yaklaşırken, “dostum” derken bile menfaat ölçüyoruz. Aslında çıkarımızın dostu oluyoruz. İşimize gelenin yanında duruyoruz. Görüntülerinin, makamlarının, mevkilerinin dostu olup gönüllerine düşman oluyoruz.
Kimse kimsenin gönlünü merak etmiyor. Günümüzde maalesef gönül ciddiye alınmıyor.
Gönül ciddiye alınmadığında da sözler bitiyor, insan yoruluyor ve gönül sahipsiz kaldığını hissediyor.
Zira insanları sosyal medyadaki bir paylaşıma göre tanıyamayız. Bir fotoğrafına, bir cümlesine, bir anına bakıp hayatın içindeki kimliğini ilan edemeyiz; hakkında konuşamayız.
İnsanlara yaklaşırken kendi zanlarımızı kullanmayalım, görünen taraflarıyla etiketlemeyelim.
Çünkü insanın gerçek vaziyeti, dışarıdan görünen yüzünde değil; içinde sakladığı sırlarında gizlidir. Ve o sırra talip olanlar, insanlara daha başka bir gözle bakmayı, gönlünü görmeyi ve gözetmeyi öğrenir.
Hâsılıkelâm, asıl marifet de budur. Umarım bu marifeti edinip uygulayabilelim.