Ahşap Sanatını Yaşatıyorlar
Ahşap ve Yöresel ürünler işletmecisi Elif Avanoğlu, siyez buğdayıyla başladığı girişimini Kastamonu'nun doğal ve el yapımı ürünlerini kapsayan bir markaya dönüştürdü.
Ahşap ve Yöresel ürünler işletmecisi Elif Avanoğlu, siyez buğdayıyla başladığı girişimini Kastamonu’nun doğal ve el yapımı ürünlerini kapsayan bir markaya dönüştürdü. Tamamen yerli üretici ve yerli satıcı anlayışını benimseyen Avanoğlu, Kastamonu’nun yöresel değerlerini tanıtmayı amaçladığını belirtti.
7 yıl önce bu işe başladığını söyleyen Avanoğlu, “İlk firmamı açma nedenim siyez ürünlerine, tarladan halka ulaştırmaktı. Kendi tarlalarımız vardı. O sene Canan Karatay hocanın da konuşmaları dolayısıyla siyez çok gündeme gelmişti. Kastamonu’da hep siyez vardı ama kimse kıymetini bilmiyordu. Daha doğrusu biz hep önümüzde olduğu için kıymetini bilmiyorduk. Böyle reklamlar da yapılıp, tanıtım yapıldıkça siyez kıymet kazandı. Özellikle 7-8 senedir. Tarlalarımızı ektik, ürettik. Onun işlemesini yaptık, eski yöntemlerle. Şu an buğday olarak satıyoruz, bulgur olarak alıyoruz. Yani ben bu işe siyezle başladım. Kastamonu yöresel ürünlerini, insanlara ulaştırmak amaçlı başladım. Şu an yöresel bütün ürünler var dükkanımızda. Kadın kooperatiflerin yaptığı orijinal sirkelerim var. Tosya ilçemizin meşhur sarı kılçık pirinci var. Sarımsak döneminde orijinal Taşköprü Sarımsağı’mız var. Bu gıda ürünlerinin haricinde 3 yıldır da ahşap işine girdik” dedi.
‘Kastamonu Bir Ahşap Şehri’
Avanoğlu, Kastamonu’nun bir ahşap şehri olduğunu vurgulayarak; “Ama Kastamonu’muzda ahşap üzerine satış noktası yok. Üretim yapan yok, bunu sergileyen yok. Eşimin de desteğiyle böyle bir işe girdik. Orijinal ceviz ağacından kesme tahtaları, sunum tahtaları, çıra bardakları, havanlar, dekorluk ürünler. Böyle üretimler yapmaya başladık. Güzel de rağbet alıyor. Özellikle internet satışlarımız çok iyi. İnsanlar girince de dükkanımıza bayılıyorlar. Hem tarihi bir çarşının içinde olmasından dolayı, hem dışarıda gıda ürünleri var. İçeriye girince de mis gibi ahşap koktuğunu söylüyorlar. Ve gerçekten ahşaplarımızı çok beğeniyorlar. Dediğim gibi fabrikasyon değil. Hepsi el üretimi, hepsi el emeği, orijinal ceviz ağacı. Yerel halka burada satış yapamazsınız. Yöresel ürün sattığımız için. Herkesin kendi köyünden, kentinden sarımsağı da geliyor. Siyez bulguru da geliyor hediye olarak. Daha çok zaten internet üzerinden benim satışlarım. İlk defa ben dükkan açmadan da zaten internet üzerinden satışlara başladım. Instagram hesabı açtık, oradan müşterilere ulaştık. Zaten artık belli bir müşteri kitlesinde ulaştıktan sonra müşterilerden talep geliyor. Yeriniz nerede, ziyaret etmek isteriz Yeriniz var mı gibi taleplerin üzerine biz dükkan açmaya karar verdik. Onun üzerinde kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Tamamen kendi ustalarımız yapıyor. Ben kendim üretmiyorum. Farklı ilçelerde, farklı köylerde, farklı ustalarımız var. Mesela Şimşirimiz meşhurdur. Şenpazar'da bir meşhur ustamız var, Yüksel Usta. Şimşir sadece ondan alıyorum. Ceviz ağaçlarının hepsi Kastamonu ve Kastamonu ustalarından yaptırıyoruz ve alıyoruz” dedi.
‘Yapan Kastamonulu, Satan Kastamonulu’
Yerel ürünlerin önemine dikkat çeken Avanoğlu, “Benim dükkanımda kendime özgü bir vizyonum var. Kastamonu dışından hiçbir ürün asla almıyorum. Kastamonulu usta kazanıyor. Kastamonulu insanlar yapıyor. Bunu biz halka, insanlara ulaştırmaya çalışıyoruz. Yapan Kastamonulu, satan Kastamonulu. Kastamonu ürünlerini ulaştırmaya çalışıyoruz. Kastamonu kıştan çok etkilenen bir memleket. Bu sene yağışlar da çok uzun sürdü. Hala sezonu açamadık diyebilirim. Siftah etmeden gittiğimiz çok günler oluyor maalesef. Kışın hemen her gün belki siftah etmeden gidiyor, bütün esnaf. Bu sadece kendi adıma değil. Ben aynı zamanda Münire Medresesi El Sanatları Çarşısı’nın yönetim kurulu başkanıyım. Tabii çarşımızı orada da gündeme getirmeye çalışıyoruz. Ben toplantılara da katılıyorum. Aynı zamanda Ticaret Odası'nda seçimle gelen ilk kadın meclis üyesiyim. Toplantılarda dile getirip çarşımızı gündeme getirmeye çalışıyorum. Bir şeyler yaptırmaya çalışıyorum. Çarşının tanıtımını yapmaya çalışıyoruz. Mesela belediyeye rica ettim, sağ olsun belediye başkanımız Hasan Baltacı’ya. Kurumlarda bütün tarihi yerlerimizin videoları geçiyor ama Münire Medresesi'nin bir videosu yok diye rica ettim. Sağ olsun bir fotoğrafçı arkadaşımızı, profesyonel bir arkadaşımızı yönlendirdi, görevlendirdi. Burayla ilgili dronla güzel bir video çekildi. Onu yayınlıyoruz ara sıra. Böyle kendi çabamızda bir şeyler yapmaya çalışıyoruz çarşımız adına da. Fiyat artışları da etkiliyor tabii. Toptan aldığımız hiçbir ürünü ikinci seferde aynı fiyatta alamıyoruz. Bugün 100 liraya aldığın bir şeyi ertesi hafta ya da ertesi ay 120'ye alıyorsun, 130'a alıyorsun. Mecburen alış fiyatınıza göre siz de üzerine koyuyorsunuz. Ama dört gözle şu an Kurban Bayramı’nı bekliyoruz. Böyle resmi günlerde, tatil günlerinde ve yaz sezonunda iş yoğunluğumuzun olduğu zamanlar turları bekliyoruz dört gözle. Pandemiden dolayı büyük sıkıntı çektik. Geçen yıldan beri böyle yavaş yavaş bir düzelme başladı. Daha ümitliyiz, daha mutluyuz. Turistler, kendi şahsım adına konuşursam siyez ürünleri, doğal sirkelerinin olması, içeri girince dediğim gibi ahşaplara bayılıyorlar. Siyez bulguru, siyez eriştesi ve en çok sattığım ürün de sarımsak diyebilirim. İnternet müşterilerime, şükürler olsun 6-7 yıldır çok güzel bir güven oluşturduk. Büyükşehirde yaşayanlar için internetten sponsorlu reklam veriyoruz. Önlerine reklam düşüyor, arıyorlar. Ama herkes bir tereddütle arıyor. Biz İstanbul'dayız, burada çok kazık yedik, büyük istiyoruz, küçük geliyor, fiyatına göre çok kötü geliyor, sarımsak dayanmıyor, 1-2 ay deyince içleri geçiyor vesaire diye. Ben o konuda gerçekten kendime güveniyorum. Bir üretici arkadaşımızdan alıyoruz. Sarımsağımız çok güzel. Tek boy gönderiyorum. Ortasıydı, küçüğüydü o işe hiç girmiyorum. Sadece iri boy gönderiyorum. Çok güzel oturttuk bu işi. Güven de sağladık. Ola ki müşteri kaynaklı da olsun, olumsuz bir şey olduğu zaman sarımsaklarını mesela ben hemen ücretsiz onun yerine 1-2 kilo ne aldıysa mutlaka göndermişimdir. Böyle bir güven sağlıyorsunuz. Hakikaten ürününüzün arkasında durduğunuzu gösteriyorsunuz. Tescilli bir markayım. Benim kendi tescilli markam Gavi. O 7 yıldır. Patentini aldım. Ayı logomla beraber. Gavi çok daha öncesine dayanıyor. Gavi aslında Türkçede olan bir kelime. Kastamonu'da aslında kavi derler. Sağlam, sıkı anlamında. Markamı da seviyorum, logomu çok seviyorum. Çünkü ayı da bizim sahiplenmemiz gereken bir hayvanımız. Kastamonu dağlarında bol bol olan boz ayımız. Sahiplenmeyen kesim gerçekten cahil kesim diyebilirim bunu açıkça. Çok güzel tepkiler alıyorum. Çok güzel dönüşler alıyorum logomla ilgili. Olumsuz aldığım tepkilerin hepsi belli bir kesim. Bunda gocunacak ne var? Allah'ın İsveçlisi logosunu ayı yapıyor. Bir sürü yurt dışında markaların logoları ayı. Sen çocuğun oyuncak alırken ilk ayı alıyorsun. Şeker bir şey alırken ayıyla, figürlü şeyler alıyorsun. ‘Taş düşebülü, ayı çıkabülü’ bizim en meşhur lafımız. İnsanlar bilmiyor ki bunun bir Kastamonulu ne kadar ince düşünüp yıllar önce bu yazıyı yazdıklarından. İnceliye bakın. Adam ne yapmış etmiş oraya dikkat edin taş da düşebilir, burada bir çalışma var başınıza taş da düşebilir , her an ayı da çıkabilir, dikkatli olun diye bir uyarı yazısıdır bu. Aslında çok büyük bir incelik bence. Ben gurur duyuyorum logomla. Sepetlerimle orijinal İnebolu ilçemizin çok uzak bir köyünde, bir amcamız yapıyor. Fındık ağacından. Kendisi dağa çıkıyor. Yabani fındıkları topluyor. Amcanın işçiliği çok güzel. Dediğim gibi benim ürünlerim hepsi Kastamonu üretimi. Şimşir'den bahsetmiştim. Şenpazar’a kendimiz gidiyoruz. Şenpazar’dan direkt yerinden alıyoruz. Sepetlerim gidip İnebolu'dan amcadan alıyoruz. İşte ürünlerim çok taze. Genç bir arkadaşımız var, köyde evinin altına bir atölye kurmuş. Hem o parasını kazanıyor, hem ben müşterilere bunları ulaştırıyorum. Mesela İnebolu'dan kayığımız var. İnebolu'nun tarihi anlatılıyor. Gerçek tekne malzemeleriyle yapılıyor. Dediğim gibi yani Kastamonu'nun yöresel ve tarihsel simgelerini böyle gündeme çıkartmak istiyoruz” dedi.