Eğitim-İş Ve ADD'den 23 Nisan Kutlaması
Eğitim-İş Sendikası ile Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) şubeleri tarafından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla düzenlenen programda, ulusal egemenlik vurgusu ve çocukların geleceğine dair mesajlar ön plana çıktı.
Eğitim-İş Sendikası ile Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) şubeleri tarafından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla düzenlenen programda, ulusal egemenlik vurgusu ve çocukların geleceğine dair mesajlar ön plana çıktı.
Program, çelenklerin sunulmasıyla başladı. Programın açılış konuşmasını yapan Atatürkçü Düşünme Derneği Başkanı Serkan Karayılan: “Bugün burada, milletimizin kaderini kendi ellerine aldığı en büyük dönüm noktalarından biri olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı anmak için toplandık. 23 Nisan, bir bayram değil; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun ilanıdır. Ulusal egemenlik, bir milletin onurudur, bağımsızlığıdır, geleceğini belirleme iradesidir. Bugün dünyaya baktığımızda, savaşların, çatışmaların ve güç mücadelelerinin ortasında bir gerçeğini de koruyamaz. Bu bayram, Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilmiştir. Çünkü Atatürk çok iyi biliyordu ki bir milletin gerçek gücü, yetiştirdiği çocuklardır. Ne yazık ki bugün, bu bayramın sevincini tam anlamıyla yaşayamıyoruz” diye konuştu.
‘Egemenlik Ancak Bilinçli Bir Toplumla Yaşar’
Son dönemde yaşanan acı olaylara da değinen Karayılan: “Ne yazık ki bugün, bu bayramın sevincini yaşayamıyoruz. Kısa süre önce Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da hayatını kaybeden çocuklarımız. Onlar da bugün bayram coşkusuyla sokaklarda olmalıydı. Onların da gülemeye, oynamaya, yaşamaya hakkı vardı bu acı gerçek bize şunu hatırlatıyor; çocukları korumak sadece bir duygu değil, bir sorumluluktur. Okulların güvenliğinden sosyal hayata kadar her alanda çocuklarımızın hayatını korumak, bu ülkenin en temel görevidir. Çünkü bir çocuğun kaybı, sadece bir ailenin değil, bir milletin geleceğinin eksilmesidir. Atatürk'ün şu düşüncesi bugün her zamankinden daha anlamlı: ‘Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar’ Çünkü vatan dediğimiz şey, üzerinde yaşayan insanların yarınıdır. O yarın da çocukların ellerinde şekillenir. Bugün bizlere düşen görev açıktır: Cumhuriyetin kurucu değerlerine sahip çıkmak, ulusal egemenliği tavizsiz savunmak ve çocuklarımıza güvenli, adil, aydınlık bir gelecek bırakmak. Unutmayalım; Egemenlik ancak bilinçli bir toplumla yaşar, Cumhuriyet ancak sahip çıkılırsa ayakta kalır Ve gelecek ancak çocuklar korunursa var olur” ifadelerini kullandı.
‘Türk Ulusu, 100 Yılı Aşan Bir Demokrasi Geleneğine Sahiptir’
Eğitim-İş Başkanı Ahmet Tevfik Bal ise; “Bundan 106 yıl önce, Birinci Dünya Savaşı’nın galibi emperyalist devletlerin, ülkemizi işgal ederek yok etme girişimlerine karşı, ulusal egemenliğin temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün çağrısıyla, vatanımızın bütünlüğünü milletimizin bağımsızlığını savunmak amacıyla, 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanmıştır. Böylece Türk Ulusu, egemenlik yetkisini işbirlikçi saray ve hanedanın elinden fiilen almıştır. Emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde ulusal egemenliğimizin temsilcisi TBMM’ye dayanılarak yürütülmüş ve zafer ulaştırılmıştır. Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyetimizin temelini oluşturan bu anlamlı günü çocuklara armağan etmesi asla bir tesadüf değildir. Başöğretmenimiz, ‘Ey yükselen nesil! İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz’ sözleriyle bu ülkenin ve Cumhuriyetimizin asıl sahiplerinin geleceğin yetişkinleri olacak gençler ve çocuklar olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Ülkemizde ABD büyükelçisi olarak bulunan bir zat, haddini aşan açıklamalarla, ülkemize ‘merhametli monarşiler ya da meşruti monarşi türü yapılar’ önermiştir. Türk Ulusu, 100 yılı aşan bir demokrasi geleneğine sahiptir. Bundan 104 yıl önce de monarşiyi bir daha geri gelmemek üzere tarihin tozlu sayfalarına gömmüştür. Büyükelçi, başka ülkelere ‘rejim elbisesi biçme’ cüretini nereden almaktadır? Büyükelçi haddini bilmeli, bilmiyorsa, haddi bildirilip ülkesine geri gönderilmelidir. Bugün, ulusal egemenliğimizi ve çocuk bayramını kutlarken, Cumhuriyetin asıl sahipleri olan çocuklarımızın yaşam, sağlık, eğitim, barınma ve beslenme gibi en temel hakları dahi sistematik şekilde ihlal ediliyor. Biliyoruz ki; gerçek bir egemenlikten ve refahtan söz edebilmenin en temel koşulu, her bir çocuğumuzun özgür doğduğu, kamusal haklarına erişebildiği ve güvenle büyüyebildiği bir düzenin kurulmasıdır. Ama ne yazık ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından kendilerine armağan edilen bir günde milyonlarca çocuğumuz; derinleşen ekonomik krizle, yoksullukla, laik ve bilimsel niteliği aşındırılan eğitim sistemiyle karşı karşıyadır. Eğitim-İş olarak hazırladığımız ‘Yoksulluğun Gölgesinde Sermayenin Sömürüsünde Kalan Çocuklar’ adlı raporumuzda yer alan veriler bu karanlık tabloyu gözler önüne sermektedir. Bütün bu verilerin yaşama yansıyan en acı sonucu ise açlıktır. Yetersiz beslenme, çocuklarımızın fiziksel ve zihinsel gelişimini doğrudan tehdit eden bir halk sağlığı krizine dönmüştür. Sendikamızın her ay açıkladığı ‘beslenme çantası maliyeti’ verileri, krizin faturasının çocukların kursağından kesildiğini ortaya koyuyor: Mart ayı içindeki beslenme çantası maliyeti, bir önceki aya göre %6,15 artış göstererek bir çocuğun aylık beslenme maliyetinin asgari ücret içindeki payı %7,27’ye tırmanmıştır. Ailelerin beslenme çantası maliyeti altında ezildiği, okullarında açlıktan bayılan çocukların olduğu bir ülkede, ‘en az bir öğün ücretsiz yemek ve temiz içme suyu’ talebi görmezden gelinmemelidir. Çocuklarımızın en temel ihtiyaçları ‘maliyet kalemi’ olarak görülmemelidir. Var olan uygulamalarla eğitim kamusal bir hak olmaktan çıkarılarak, MESM gibi uygulamalar eliyle sermayeye ucuz ve güvencesiz iş gücü sağlayacak bir yapıya dönüştürülmektedir. Bedenleri sömürülen çocuklarımızın zihinleri de dogmalarla kuşatılmak isteniyor. Eleştirel düşünceden uzak, biat eden nesiller yetiştirme hedefi doğrultusunda, ideolojik tahakküm aracı olarak kullanılan tarikat ve cemaat uzantılı yapılar türlü protokollerle okullara sokuluyor. Eğitimin laik ve bilimsel niteliği gerici ve piyasacı kuşatmalarla aşındırılırken, çocuklarımız aydınlanmadan ve pedagojik ilkelerden uzak müfredatla belirsiz bir geleceğe mahkum ediliyor” diye konuştu.
‘Tüm Bu Tablonun Çıktısı Tırmanan Bir Şiddet Sarmalıdır’
Son dönemde yaşanan okul saldırılarına da değinen Bal: ”Tüm bu tablonun çıktısı ise tırmanan bir şiddet sarmalıdır. Güvencesizlik, geleceksizlik ve yoksulluk, öğretmen ve okulun değersizleştirilmesinin birleşimiyle çocuklarımız; fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak bu yapısal şiddetin hem faili, hem de hedefi ve mağduru olmaktadır. Başta MEB olmak üzere bütün yetkili kurumları, güvenli okul-sağlıklı eğitim için gerekli önlemleri bir an önce almaya davet ediyoruz. Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş’ın 12 Şubat ve Şanlıurfa’nın Siverek ilçelerinde meydana gelen ve ulusumuzu üzüntüye boğan okul saldırılarında yaşamını yitiren öğretmen ve öğrencilerimize rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralı öğretmen ve öğrencilerimize de şifalar dileriz. Eğitim-İş olarak verdiğimiz laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelesi, yalnızca bugünü değil; 23 Nisan’ın gerçek ruhuna sahip çıkarak çocuklarımızın geleceğini aydınlatma kavgasıdır. Ortaya koyduğumuz bu olumsuz tabloya rağmen, örnek aldığımız Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk gibi umutsuzluğa kapılmıyoruz. Eğitim-İş olarak; başta aydınlık yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımız olmak üzere tüm halkımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, bugünü çocuklarımız için gerçek anlamıyla bir bayram haline getirene dek laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi ilan ediyoruz” dedi.
Program kapsamında Nefes Cömert ve Işılay Şanlı şiirlerini okurken, İlkdem Spor Kulübü ekibi halk oyunları gösterisi sundu. Program çocuklara balonlar ve bayraklar dağıtılarak yüz boyama etkinliği ile son buldu.