Kastamonu'da Ramazan Sofralarının Ruhu Değişmiyor

Kastamonu Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Serkan Çalışkan, Kastamonu'da Ramazan sofralarının yalnızca yemek kültürünü değil, aynı zamanda paylaşma, dayanışma ve toplumsal birlikteliği temsil ettiğini söyledi.

Kastamonu Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Serkan Çalışkan, Kastamonu’da Ramazan sofralarının yalnızca yemek kültürünü değil, aynı zamanda paylaşma, dayanışma ve toplumsal birlikteliği temsil ettiğini söyledi.

Kastamonu Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Serkan Çalışkan, ramazan ayında kurulan sofraların sadece bir yemek kültürü değil, aynı zamanda paylaşma ve birlikteliğin güçlü bir simgesi olduğunu vurgulayarak; “Kastamonu’da ramazan sofraları gelenekten geleceğe uzanan bir kültürü yaşatıyor. Kastamonu’da tarih boyunca Ramazan ayı sadece orucun tutulduğu bir ibadet dönemi değil, aynı zamanda paylaşma, dayanışma ve birlikte olma kültürünün en güçlü yaşandığı zaman olarak bilinir. Bugün de şehirde iftar sofraları kuruluyor; ancak bu sofralar artık sadece aile içinde değil, kamusal alanlarda ve ortak etkinliklerde de paylaşılır hale geldi. Eski ramazan sofralarının anlamı. Geçmişte Kastamonu’da Ramazan sofraları mahallenin bir araya geldiği, komşuluğun güçlendiği ve yöresel lezzetlerin hayat bulduğu bir kültürel paylaşımdı. Diyanet TV’de yayınlanan programda Kastamonu’nun eski Ramazan geleneği, iftar ve sahur vakitlerinde mahallelerin nasıl bir araya geldiği, cami çevrelerinde mukabelelerin ve geleneksel yemeklerin nasıl paylaşıldığı detaylarıyla anlatıldı. Bu programda geleneksel yiyecekler ve Ramazan adetleri geçmişten günümüze ışık tutuyor.  Kastamonu’nun kendine özgü yöresel yemekleri, bu sofraların önemli bir parçasıydı. Yıllar içinde nesilden nesile aktarılan lezzetler arasında Etli Ekmek, Mantı, Banduma, Simit Tiridi, Çekme Helva gibi yöresel tatlar bulunurken, bu lezzetler Ramazan sofralarının simgeleri oldu.  Tosya gibi ilçelerde ise Ramazan öncesi hazırlıklar ayrı bir gelenek oluşturuyor; halk keşkek, patates sürme, kuru fasulye gibi ağır pişirilen yemekleri toprak fırınlarda pişirerek hem komşularla paylaşmayı hem de bu eski geleneği yaşatmayı sürdürüyor. Yeni dönemde sofraların evrimi Günümüzde ise Ramazan sofraları artık sadece aile içinde kurulmuyor. Kastamonu’da üniversite, belediye ve sivil toplum kuruluşlarının organize ettiği iftar programları, şehir genelinde birlik ve dayanışmayı pekiştiriyor. Özellikle Kastamonu Belediyesi’nin düzenlediği Ramazan etkinlikleri kapsamında, belirli alanlarda açık hava iftar çadırları kuruluyor, halkın bir araya gelmesi sağlanıyor” dedi.

‘Ramazan Sofraları Arasındaki Fark, Sadece Tabaktaki Yemeklerle Ölçülemez’

Kastamonu Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Serkan Çalışkan, şehirde Ramazan sofralarının geçmişten günümüze taşıdığı kültürel anlamı ve günümüzdeki yansımalarını belirterek; “Bu yıl da Kastamonu Vakıflar Bölge Müdürlüğü, ‘Asırları Aşan Hayır Bu Sofrada’ sloganıyla her gün yaklaşık binlerce kişiyi iftar sofralarında buluşturuyor. Böylece sadece geleneksel lezzetler değil, yardımlaşma ve kardeşlik ruhu da canlı tutuluyor. Aynı zamanda özel bireyler için de her akşam iftar programları düzenleniyor; ihtiyaç sahibi yaşlılar, aileler ve özel bireyler, birlikte oruç açma fırsatı buluyorlar. Bu organizasyonlar, Ramazan’ın sadece manevi değil toplumsal yönünü de güçlendiriyor. Birlik ve paylaşımın yeni yüzü. Bugün iftar sofraları artık gençler, öğrenciler ve farklı kesimler için ortak etkinliklere dönüşüyor. Kastamonu Üniversitesi gibi kurumlarda öğrencilerin birlikte iftar yaptığı organizasyonlar Ramazan’ın manevi atmosferini yeni nesle taşıyor.  Sonuç: sofralar değişti ama ruh değişmedi. Kastamonu’da eski Ramazan sofraları ile yeni Ramazan sofraları arasındaki fark, sadece tabaktaki yemeklerle ölçülemez. Geleneksel sofralar birbirine komşuluk ve dayanışma bağlarıyla kenetlenirken, günümüz sofraları daha geniş katılımlı, kamusal dayanışma ve paylaşım odaklı bir hale geldi. Ancak her iki dönemde de Ramazan’ın manevi birliktelik ve paylaşma duygusu değişmeden varlığını sürdürüyor. Kastamonu’nun Ramazan sofralarını diğer şehirlerden ayıran temel özellik, coğrafya, üretim kültürü ve tasavvufî geleneğin iç içe geçmiş olmasıdır. Bu şehirde sofra, yalnızca fizyolojik bir ihtiyacın karşılandığı bir alan değil; yerel üretim deseninin, mevsimselliğin ve toplumsal dayanışmanın görünür olduğu kültürel bir mekândır. Kastamonu mutfağı, Karadeniz ile İç Anadolu arasında konumlanan geçiş kuşağının etkisiyle tahıl ve hamur işi temelli bir karakter taşır. Ramazan ayında bu yapı daha belirgin hâle gelir. Simit tiridi, banduma, etli ekmek ve çekme helva gibi yöresel ürünler hem beslenme kompozisyonunun hem de kültürel hafızanın taşıyıcılarıdır. Bu yemekler sadece birer lezzet unsuru değil; aynı zamanda kuşaktan kuşağa aktarılan gastronomik kimliğin sembolleridir” bilgisini paylaştı.

‘Yerel Ve Coğrafi İşaretli Ürün Temelli Mutfak Yapısı’

Ramazan sofralarının yalnızca bir yemek kültürü değil, aynı zamanda tarih, tasavvuf ve toplumsal dayanışmanın birleştiği önemli bir kültürel miras olduğunu söyleyen, Doç. Dr. Serkan Çalışkan; “ Kastamonu’da Ramazan sofralarının bir diğer ayırt edici yönü, kolektif paylaşım kültürüdür. Geleneksel olarak iftar, yalnızca aile içi bir pratik değil; mahalle ölçeğinde gerçekleşen bir dayanışma biçimidir. Bu yaklaşım, 16. yüzyılda Kastamonu’da yaşamış mutasavvıf Şeyh Şaban-ı Veli’nin irfan geleneğiyle de örtüşmektedir. Onun temsil ettiği tasavvuf anlayışında paylaşım, tevazu ve ölçülülük temel ilkeler arasında yer alır. Ramazan sofralarında israftan kaçınma, misafire öncelik verme ve birlikte dua etme pratiği bu kültürel kodların günümüze yansımasıdır. Ayrıca Kastamonu’nun ilmî mirasında önemli bir yere sahip olan 15. yüzyıl âlimlerinden Molla Fenari’nin temsil ettiği ilim geleneği, şehirde bilginin ve ahlâkî ölçülülüğün toplumsal hayata nüfuz ettiğini göstermektedir. Bu tarihsel arka plan, sofra kültüründe de kendisini ‘itidal’ ve ‘denge’ kavramları üzerinden hissettirmektedir. Bu çerçevede Kastamonu’nun Ramazan sofralarını farklı kılan temel unsurlar şunlardır: Yerel ve coğrafi işaretli ürün temelli mutfak yapısı. Tahıl ve hamur işi merkezli, dengeli protein kullanımı. Mahalle ve vakıf kültüründen beslenen kolektif iftar pratiği. Tasavvufî ve ilmî mirasın şekillendirdiği ölçülülük ve paylaşım anlayışı Sonuç olarak Kastamonu’da Ramazan sofrası, yalnızca gastronomik bir düzen değil; coğrafya, tarih ve irfan geleneğinin kesişiminde şekillenen bir kültürel hafıza alanıdır. Bu yönüyle şehir, Ramazan pratiğini gündelik bir beslenme alışkanlığının ötesine taşıyarak kimlik inşasının güçlü bir parçası hâline getirmektedir. Ramazan ayı, Kastamonu mutfağının tarihsel ve kültürel kodlarının en belirgin şekilde görünür olduğu dönemlerden biridir. Bu sofralarda sunulan yemekler yalnızca beslenme ihtiyacını karşılamaz; aynı zamanda coğrafyanın üretim biçimini, tarihsel sürekliliği ve toplumsal hafızayı yansıtır. Dolayısıyla Ramazan sofraları, gastronomik olduğu kadar kültürel bir ritüel alanıdır. Kastamonu mutfağında Ramazan döneminde öne çıkan geleneksel yemeklerin başında şunlar gelmektedir: Yaş tarhana çorbası. Ramazan sofralarında önemli bir yere sahip olan yaş tarhana çorbası, Kastamonu’nun fermente ürün geleneğinin güçlü bir temsilcisidir. Yoğurt, un ve çeşitli yerel otların karışımıyla hazırlanan yaş tarhana, kurutulmadan saklanır ve özellikle kış ve Ramazan döneminde tüketilir. Bu çorbanın kökeni, Anadolu’da Orta Asya’dan taşınan fermantasyon tekniklerine kadar uzanmaktadır. Kastamonu’da ise iklim koşulları ve kırsal üretim yapısı, tarhananın hem besleyici hem de dayanıklı bir gıda olarak gelişmesini sağlamıştır. Ramazan’da iftara çorba ile başlama geleneği, mideyi yumuşak bir geçişle ana yemeğe hazırlama anlayışıyla örtüşür. Bu yönüyle yaş tarhana çorbası, sağlık, ölçülülük ve denge prensiplerini temsil eder” değerlendirmesinde bulundu.

Kastamonu'da Ramazan Sofralarının Ruhu Değişmiyor

‘Paylaşım Kültürünü Güçlendiren Bir Kompozisyona Sahiptir’

Kastamonu mutfağında Ramazan ayında öne çıkan geleneksel yemeklerin hem bölgenin üretim kültürünü hem de paylaşım ve ölçülülük anlayışını yansıttığını vurgulayan, Doç. Dr. Serkan Çalışkan; “Simit tiridi, Kastamonu’nun ekmek ve et suyu temelli mutfak karakterinin en belirgin örneklerinden biridir. Dilimlenen simitlerin et veya tavuk suyu ile yumuşatılması, üzerine yoğurt ve tereyağı ilavesiyle servis edilmesi; hem besleyici hem de doyurucu bir iftar başlangıcı sunar. Bu yemek aynı zamanda israfı önleyen mutfak pratiğinin bir göstergesidir. Banduma, özel açılmış hamurun ya da yufkanın et suyu ile ıslatılması ve üzerine didiklenmiş et ile tereyağı eklenmesiyle hazırlanır. Kastamonu’nun hamur işi geleneğini temsil eden bu yemek, özellikle kalabalık sofralarda paylaşım kültürünü güçlendiren bir kompozisyona sahiptir. Tahıl ve proteinin dengeli birlikteliği, bölgenin beslenme alışkanlıklarının tarihsel bir devamıdır. Etli ekmek, ince açılmış hamurun üzerine yerel et ve baharat karışımının eklenmesiyle hazırlanan ve taş fırın kültürüyle bütünleşen bir yemektir. Bunun yanında etli nohut ve kuru fasulye gibi bakliyat temelli yemekler de Ramazan sofralarında sıkça yer bulur. Bu durum, Kastamonu’nun tarihsel olarak tahıl ve bakliyat üretimine dayalı ekonomik yapısının mutfağa yansımasıdır. Kastamonu’nun Ramazan yemekleri; bölgenin tarımsal üretim modeli, tarihsel ticaret yolları üzerindeki konumu ve tasavvufî kültürü ile şekillenmiştir. 16. yüzyılda Kastamonu’da irşad faaliyetlerinde bulunan Şeyh Şaban-ı Veli’nin temsil ettiği irfan geleneğinde ölçülülük, paylaşım ve tevazu temel ilkeler arasındadır. Bu ilkeler, Ramazan sofralarında israftan kaçınma, sade fakat besleyici yemekler tercih etme ve misafiri önceleme şeklinde somutlaşır. Dolayısıyla Kastamonu’da Ramazan ayında öne çıkan bu yemekler yalnızca birer tarif değil; coğrafi üretimin, tarihsel sürekliliğin ve ahlâkî değerlerin gastronomik ifadesidir. Bu yönüyle Ramazan mutfağı, şehrin kültürel kimliğinin yaşayan bir hafıza alanı olarak değerlendirilebilir. Kastamonu’da geçmiş dönem Ramazan sofralarına baktığımızda, bugün daha az karşılaştığımız bazı yemeklerin belirgin bir yer tuttuğunu görmekteyiz. Özellikle ev merkezli üretime dayanan, uzun hazırlık süreci gerektiren ve kolektif emeğe dayalı yemekler zamanla görünürlüğünü kaybetmiştir. Bu bağlamda unutulmaya yüz tutan lezzetlerin başında, eski usul ıslama çeşitleri (kemik suyuyla ıslatılmış köy ekmeği ve kavurma birlikteliği), taş dibekte dövülerek hazırlanan yaş tarhana, sahur sofralarının vazgeçilmezi olan ev eriştesi ve kesme hamur çorbaları ile pekmezle tatlandırılan uzun kavurma usulü un helvası gelmektedir” diye konuştu.

‘Kuşaklararası Aktarımın Zayıflaması Önemli Bir Etkendir’

Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Serkan Çalışkan, geçmişte ramazan sofralarının önemli bir parçası olan bazı geleneksel lezzetlerin günümüzde daha az yapılmasının toplumsal ve kültürel değişimlerle bağlantılı olduğunu ifade ederek; “ Bu yemeklerin ortak özelliği; yerel üretime dayanması, uzun hazırlık süreci gerektirmesi ve çoğu zaman imece usulüyle yapılmasıdır. Dolayısıyla burada sadece bir tariften değil, aynı zamanda bir üretim kültüründen söz ediyoruz. Bu lezzetlerin günümüzde daha az yapılmasının temel sebepleri ise çok boyutludur. Öncelikle kentselleşme ve zaman kısıtı, uzun hazırlık gerektiren yemeklerin sürdürülebilirliğini zorlaştırmaktadır. Geleneksel Ramazan mutfağı sabır, emek ve kolektif üretim isterken; modern yaşam temposu pratik ve hızlı çözümleri teşvik etmektedir. İkinci olarak, endüstriyel gıda üretiminin yaygınlaşması, ev yapımı fermente ürünlerin ve hamur işlerinin yerini hazır ürünlere bırakmasına neden olmuştur. Bu durum özellikle tarhana, erişte ve helva gibi ürünlerde belirgindir. Üçüncü olarak, kuşaklararası aktarımın zayıflaması önemli bir etkendir. Gastronomik kültür büyük ölçüde uygulamalı öğrenme ile sürdürülür. Geniş aile yapısının çözülmesi ve kırsaldan kente göç, bu aktarım zincirini zayıflatmıştır. Ancak burada dikkat çekici olan husus şudur: Bu lezzetler tamamen kaybolmuş değildir; daha çok gündelik pratikten çekilerek sembolik bir hafıza alanına taşınmıştır. Kastamonu’nun tasavvufî geleneğinde önemli bir yere sahip olan Şeyh Şaban-ı Veli’nin öğretilerinde vurgulanan ölçülülük, sabır ve paylaşım ilkeleri, bu yemeklerin ruhunu anlamak açısından önemlidir. Zira söz konusu yemekler gösterişten uzak, sade ama besleyici bir mutfak anlayışının ürünüdür. Sonuç olarak, Kastamonu’da unutulmaya yüz tutan Ramazan lezzetleri; sosyolojik dönüşüm, ekonomik değişim ve tüketim alışkanlıklarının farklılaşmasıyla ilişkilidir. Bununla birlikte, üniversiteler, yerel yönetimler ve gastronomi alanındaki akademik çalışmalar aracılığıyla bu mirasın kayıt altına alınması ve yeniden görünür kılınması mümkündür. Bu yemekler yalnızca birer tarif değil; şehrin kültürel kimliğinin ve kolektif hafızasının yaşayan unsurlarıdır. Kastamonu mutfağı, geleneksel yapısı itibarıyla Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenme açısından önemli avantajlar sunmaktadır. Bunun temel nedeni, mutfağın yerel üretime dayalı, mevsimsel ve dengeli makro besin dağılımına sahip bir yapıda şekillenmiş olmasıdır” dedi.

‘Kastamonu’nun Tasavvufî Ve Ahlâkî Mirasıyla Da İlişkilidir’

Kastamonu mutfağının Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenme açısından önemli özellikler taşıdığını belirten, Doç. Dr. Serkan Çalışkan; “Öncelikle Kastamonu mutfağı, tahıl ve hamur işi temelli bir karakter taşır. Ancak bu tahıl ağırlığı, genellikle et suyu, bakliyat ve yoğurt gibi protein kaynaklarıyla dengelenir. Örneğin iftara çorba ile başlama geleneği-özellikle yaş tarhana veya kesme hamur çorbaları-mideyi yumuşak biçimde ana yemeğe hazırlar. Bu yaklaşım, modern beslenme biliminin de önerdiği ‘kademeli sindirim’ prensibiyle örtüşmektedir. İkinci olarak, Kastamonu mutfağında bakliyat-et birlikteliği oldukça yaygındır. Etli nohut, kuru fasulye veya banduma gibi yemeklerde karbonhidrat ve protein dengeli biçimde bir araya gelir. Bu durum, uzun süreli tokluk sağlayarak sahura kadar kan şekerinin daha stabil seyretmesine katkı sağlar. Üçüncü önemli avantaj ise fermente ürünlerin varlığıdır. Yaş tarhana ve yoğurt gibi probiyotik özellik taşıyan gıdalar, bağırsak sağlığını destekler. Ramazan’da uzun süren açlık dönemlerinde sindirim sisteminin düzenli çalışması kritik öneme sahiptir. Kastamonu’nun geleneksel mutfak repertuarında bu tür ürünlerin bulunması önemli bir artıdır. Ayrıca yörede aşırı şerbetli ve yoğun tatlı tüketiminin tarihsel olarak sınırlı olması, Ramazan sonrası ani glisemik yüklenmeleri azaltan bir kültürel denge oluşturmuştur. Tatlı geleneği daha çok sade helvalar veya ölçülü porsiyon anlayışı üzerine kuruludur. Bu denge anlayışı, Kastamonu’nun tasavvufî ve ahlâkî mirasıyla da ilişkilidir. 16. yüzyılda bölgede etkili olan Şeyh Şaban-ı Veli’nin irfan geleneğinde “itidal” yani ölçülülük esastır. Bu kavram, sadece manevi hayatta değil; gündelik yaşam ve beslenme pratiğinde de karşılığını bulmuştur. Sonuç olarak Kastamonu mutfağı, Ramazan’da: Dengeli karbonhidrat-protein dağılımı. Fermente ve probiyotik ürün zenginliği. Kademeli sindirime uygun yemek sıralaması. Ölçülülük ve porsiyon kontrolü geleneği gibi unsurlar sayesinde sağlıklı beslenme açısından önemli avantajlar sunmaktadır. Bu yönüyle Kastamonu Ramazan sofrası, hem kültürel hem de fizyolojik açıdan dengeli bir beslenme modelinin yerel bir örneği olarak değerlendirilebilir” ifadelerine yer verdi.

‘Önemli Olan Porsiyon Kontrolüdür’

Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Serkan Çalışkan, ramazan ayında sağlıklı beslenme için sahur ve iftar sofralarının dengeli planlanmasının büyük önem taşıdığın söyleyerek; “Ramazan’da sahur ve iftar planlaması yapılırken temel ilke; kan şekerini dengede tutan, uzun süre tokluk sağlayan ve sindirimi zorlamayan bir kompozisyon oluşturmaktır. Kastamonu mutfağı, yerel üretim temelli yapısı sayesinde bu dengeyi kurmak açısından oldukça avantajlıdır. Sahur için: Siyez bulguru pilavı, yoğurt, ceviz, yumurta ve tam tahıllı ekmek. Bu kombinasyon lif ve protein açısından dengelidir. İftar için: Tarhana çorbası ile başlangıç, ardından etli sebze yemeği veya banduma gibi ana yemek, hafif bir hoşaf veya sütlü tatlı. Önemli olan porsiyon kontrolüdür. Geleneksel modelde zaten bu denge gözetilmektedir. Kastamonu mutfağının bu avantajlı yapısı, tarihsel olarak ölçülülük ve denge prensibi üzerine kuruludur. Nitekim 16. yüzyılda Kastamonu’da irşad faaliyetlerinde bulunan Şeyh Şaban-ı Veli’nin öğretilerinde ‘itidal’ kavramı merkezi bir yer tutar. Bu anlayış, sofra kültüründe de aşırılıktan kaçınma ve dengeyi koruma şeklinde yansımıştır. Sonuç olarak sahurda yüksek protein ve kompleks karbonhidrat, iftarda ise kademeli ve dengeli bir öğün planı Kastamonu mutfağının sunduğu yerel ürünlerle rahatlıkla sağlanabilir. Bu yönüyle şehir, Ramazan’da hem kültürel hem de fizyolojik açıdan dengeli bir beslenme modeli sunmaktadır. En yaygın hata hızlı ve aşırı tüketimdir. Ayrıca şerbetli tatlıların gereğinden fazla tüketimi kan şekeri dalgalanmalarına neden olur. Sahurun atlanması da metabolizmayı olumsuz etkiler. Geleneksel Kastamonu sofrasında yemek sıralaması ve porsiyon düzeni, bu tür hataları doğal olarak sınırlayan bir yapıya sahiptir. Modern tüketim kültürü, Ramazan’ı bazen aşırı çeşitlilikle eşleştiriyor. Oysa Kastamonu’nun geleneksel sofra yapısında planlama esastır. Artan yemekler değerlendirilir veya paylaşılır” değerlendirmesinde bulundu.

‘Siyez Gibi Ata Tohumlarına Yönelik Farkındalık Yükseliyor’

Ramazan sofralarında yerel ürünlerin kullanılmasının ve geleneksel sofra kültürünün yaşatılmasının gastronomik sürdürülebilirlik açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan, Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Serkan Çalışkan; “Gastronomik sürdürülebilirlik açısından planlı alışveriş, porsiyon kontrolü ve yerel ürün kullanımı önemlidir. İsrafın azaltılması, hem ekonomik hem çevresel bir sorumluluktur. İftar tabağı gönderme geleneği, yerel gastronominin sosyal boyutudur. Bu uygulama, yemeğin yalnızca beslenme değil, toplumsal bağ kurma aracı olduğunu gösterir. Sofra, Kastamonu’da kolektif bir alandır. Bu durum gastronomiyi sosyal sermaye üretim mekanizmasına dönüştürür. Gençler arasında yerel ve sağlıklı ürünlere yönelik artan bir ilgi var. Özellikle siyez gibi ata tohumlarına yönelik farkındalık yükseliyor. Ancak tariflerin uygulanabilirliğinin artırılması gerekiyor. Geleneksel mutfağın modern sunum teknikleriyle yeniden yorumlanması önemli bir fırsattır. Kastamonulu âlimlerden Ahmet Mahir Efendi’nin vurguladığı gibi, eğitim ailede başlar. Sofra kültürü de bu eğitimin parçasıdır. Gastronomi ve mutfak sanatları Bölümü olarak Kastamonu’nun yerel ürünlerini akademik düzeyde analiz ediyor, reçete standardizasyonu çalışmaları yürütüyor ve öğrencilerimizi geleneksel Ramazan menüleri tasarlamaya teşvik ediyoruz. Ayrıca coğrafi işaretli ürünlerin gastronomi turizmiyle entegrasyonu üzerine projeler geliştiriyoruz. Ramazan sofra kültürünün korunması için yapılacak bazı çalışmalar olmalı.  Yerel ürün temelli menüler teşvik edilmeli. Aile içi tarif aktarımı desteklenmeli. Gastronomi turizmi ile Ramazan kültürü entegre edilmeli. Okullarda geleneksel mutfak bilinci artırılmalı. Kastamonu’nun Ramazan sofraları, güçlü bir gastronomik kimlik taşımaktadır. Bu kimliğin sürdürülebilirliği, kültürel bilinç ile üretim pratiğinin birlikte korunmasına bağlıdır” şeklinde konuştu.

Özel Haber

Bakmadan Geçme