Kastamonu'da Su Alarmı

Kastamonu Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Havza Yönetimi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Miraç Aydın, iklim değişikliği, yağış rejimlerindeki düzensizlik ve artan kuraklık riskine dikkat çekerek Kastamonu'nun su kaynaklarının geleceğine ilişkin önemli uyarılarda bulundu.

Kastamonu Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Havza Yönetimi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Miraç Aydın, iklim değişikliği, yağış rejimlerindeki düzensizlik ve artan kuraklık riskine dikkat çekerek Kastamonu’nun su kaynaklarının geleceğine ilişkin önemli uyarılarda bulundu.

Mevcut yağış azlığının devam etmesi ve gerekli önlemlerin alınmaması halinde ilin 2-3 yıl içerisinde ciddi bir su sıkıntısıyla karşı karşıya kalabileceğini belirten Aydın, tarımsal sulamada modern yöntemlere geçilmesi, su altyapısının iyileştirilmesi ve uzun vadeli planlamaların hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kastamonu’da su kaynaklarının mevcut durumu ve geleceğiyle ilgili uyarılarda bulunan, Kastamonu Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Havza Yönetimi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Miraç Aydın; “Su kaynaklarının güvenliği açısından bakıldığında iki ayrı kısımda değerlendirmek gerekmektedir. Bunlar; özellikle canlı yaşamı için hayati derecede gerekli olan suyun kalitesi ile yine tüm canlıların yaşamlarını devam ettirmesi için gerekli olan su kaynaklarının miktar açısından yeterlilik durumudur. Kastamonu ilindeki su kaynaklarının (baraj, gölet vb.) bulunduğu havzaların genellikle ormanlık alanlardan oluşması suyun kalitesini iyileştirici yönde etki yapmaktadır. İlin ormanlık alanlarının yüksek olması (yüzde 65) su kaynaklarındaki suyun kalitesini olumlu şekilde etkilemektedir. Ancak ilin bazı bölgelerinde özellikle kırsal alandaki yerleşim alanlarında su kalitesinin iyi olmadığı hatta içme suyu olarak kullanılmasında sudaki ağır metaller ya da kirlilik gibi etkenlerle sakıncalı olduğu bilinmektedir. Yine içme suyu sağlayan baraj ve göletlerin havzalarında bulunan yerleşim alanları ile tarım alanlarından gelen kirletici maddelerin de mevcut su kaynaklarının su kalitesine olumsuz etkiler yaptığı bilinmektedir. Özellikle tarım alanlarındaki ilkbahar aylarında gerçekleşen gübreleme ve ilaçlama faaliyetleri yağışlarla birlikte baraj ve göletlere ulaşarak su kaynaklarında kirliliğe neden olmaktadır. Kastamonu ilinde su kaynaklarının yeterlilik durumuna bakıldığında, bu zamana kadar ciddi bir su yetersizliği ile karşı karşıya kalınmadığı görülmektedir. Ancak, geçmiş yıllara bakıldığında, 2008, 2013 ve 2020 yıllarında yeterli yapıların ve özellikle kışın kar yağışlarının olmamasından kaynaklı barajlardaki su seviyelerinde düşüş gözlemlenmiş, kısa bir dönem de olsa su yetersizliği riski ile karşı karşıya kalınmıştır. Bahsi geçen yıllarda yıl içerisinde gerçekleşen yağışlar ile baraj ve göletlerdeki su seviyeleri artış göstermesiyle birlikte risk ortadan kalkmış ve ilde herhangi bir ciddi su sıkıntısı yaşanmamıştır” dedi.

‘İklim Değişikliğinin Etkisi İle Birlikte Yağışlarda Düzensizlik Oluşmakta’

Kastamonu Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Havza Yönetimi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Miraç Aydın, iklim değişikliği ve yağış rejimlerindeki düzensizliklerin Kastamonu’daki su kaynakları üzerinde oluşturabileceği risklere dikkat çekerek; “Su kaynaklarının yeterliliği açısından değerlendirdiğimizde; yeterli derecede yağışların olduğu zamanlarda Kastamonu için risk olmadığını söyleyebiliriz. Ancak, yeterli yağışların olmadığı zamanlarda –geçmişte bazı yıllarda yaşandığı gibi- il için bir risk olabileceği aşikardır. Son yıllarda iklim değişikliğinin etkisi ile birlikte yağışlarda düzensizlik oluşmakta ve bazı yıllarda uzun yıllar yağış ortalamalarının altında yağışlar gerçekleşmektedir. Ülkemizde geçmiş yıllarda bir yıldan fazla devam eden kuraklıklar yaşanmıştır. Özellikle Anadolu’da geçmişte yaşan uzun süreli kuraklıkların toplum yaşamını ile canlıları olumsuz etkilediği bilinmektedir. Bu perspektiften baktığımızda; geçmişte Kastamonu’da zaman yaşadığımız yağış azlığının uzun süreli olması (2-3 yıl) ile kurak yılların ard arda gelmesi ilde ciddi bir su sıkıntısının oluşabileceğini göstermektedir. Uzun süreli devam edecek yağış azlığı baraj ve göletlerde depolanan su miktarının azalmasına neden olabilecek ve bu durum da içme-kullanma su ile tarımsal sulamada kullanılan su ihtiyacının yeterli seviyede karşılanamaması sonucunu ortaya çıkaracaktır. Kastamonu’da yağış durumuna bakıldığında ülkemizde ve dünyada olduğu gibi yağış rejimlerinde belirgin şekilde düzensizlikler olduğu görülmektedir. Ülkemizde geçmiş yıllarda yaşanan (Giresun-Dereli, Rize-Güneysu, Şanlıurfa, Kastamonu-Bozkurt) sel ve taşkın felaketlerine baktığımızda, gerçekleşen yağışların uzun yıllar boyunca gerçekleşen maksimum yağışların en az 2-3 katı olduğunu görmekteyiz. Kastamonu’da yaşan sel felaketinde ise Bozkurt ilçesinde bulunan Ezine çayının yukarı havzasında 2 günde düşen yağışın (460 mm) nerdeyse Kastamonu’nun 1 yıllık toplam yağışı (500 mm civarı) kadar olmuştur. Yine yakınlardan bir örnek vermek gerekirse, Antalya’da 40 gündür süren yağışlardaki toplam yağışın Antalya’nın 1 yıllık toplam yağışına eşit olduğu bilinmektedir. Ancak bazı yıllarda da Kastamonu’da yağışların yetersiz kaldığı ve uzun yıllar yağış ortalamasının altına düştüğü ve bu yıllarda da ilde baraj ve göletlerde depolanan su miktarlarının kritik seviyelere düştüğü gözlemlenmektedir” bilgisini paylaştı.

‘Tarımsal Sulama İhtiyacını Etkileyecektir’

İklim değişikliğinin sel, taşkın ve kuraklık gibi afetleri tetiklediğini vurgulayan Prof. Dr. Miraç Aydın; “İklim değişikliği günümüzde bazen yüksek yağışlarla birlikte sel ve taşkın afetlerine yol açarken, bazen de yağış azlığı ve yüksek sıcaklıklar ile kuraklık afetine yol açabilmektedir. Kastamonu’da yağış azlığından dolayı yaşanan su yetersizliği geçmiş yıllarda baraj ve göletlerin su depolama kapasitelerinin kritik seviyelere gelmesine neden olmuştur. Rezervuarlardaki suyun azalması şehrin ihtiyaçları dikkate alındığında öncelikle içme-kullanma su ihtiyacını sonrasında da tarımsal sulama ihtiyacını etkileyecektir. Bilindiği üzere şehirdeki Karaçomak Barajı, sel ve taşkın önleme işlevi yanında şehrin içme-kullanma suyu ile tarımsal sulama amaçlı inşa edilmiş olan bir barajdır. Burada barajdaki suyun şehirde yaşayan insanların su ihtiyacını karşılamasının yanı sıra tarımsal alanların da sulama ihtiyacını önemli ölçüde karşıladığı bilinmektedir. Ülke genelinde olduğu gibi Kastamonu’da da barajdaki mevcut suyu yaklaşık yüzde 60-70’inin tarımsal sulamada kullanıldığı görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında; mevcut barajın tarımsal üretim için de oldukça büyük bir önem taşıdığı görülmektedir” değerlendirmesinde bulundu.

‘Orta Ölçekli Şehirler Su Krizine Karşı Daha Avantajlı’

Kastamonu’nun su krizi açısından büyük şehirlere kıyasla daha avantajlı bir konumda olduğunu belirten Prof. Dr. Miraç Aydın; “Kastamonu gibi orta ölçekli şehirlerin su krizine karşı daha avantajlı olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Çünkü büyük ölçekli şehirlerimiz, plansız yapılaşma, yeşil alanların yer almadığı betonlaşma, su havzalarının yerleşime ve sanayileşmeye açılması, yeterince korunmaması gibi etkenlerden dolayı şu anda su krizine karşı daha kırılgan yapıdalar. Bu olumsuz etkiyi sadece su krizi konusunda değil yaşanan sel ve taşkın afetlerinde de belirgin şekilde büyük şehirlerimizde görebilmekteyiz. Bunun yanında, büyük ölçekli şehirlerimizde nüfus yoğunluğunun fazla olması, sanayi sektörünün gelişmiş olması da su kaynakları üzerindeki baskıyı arttırmaktadır. Bu durum hem su kaynaklarındaki kirlilik yükünü arttırarak kullanılabilir su miktarını azaltmakta hem de su havzalarının korunamaması nedeniyle de su potansiyelinin gerektiği şekilde değerlendirilememesine yol açmaktadır. Kastamonu gibi orta ölçekli şehirlerde, sanayileşme ve nüfusun fazla olmasından dolayı su kaynaklarındaki kirlilik yükü nispeten az olmakta ve su kaynakları havzaları daha iyi şekilde korunabilmektedir. Bu şehirlerin diğer bir avantajı da günümüzde yaşanan iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki olumsuz etkilerini önleyebilmek, suyun kalitesini korumak ve kullanılabilir su miktarını arttırabilmek için hem zamanının olması hem de planlamayı şimdiden yapabilme olanağının olmasıdır” ifadelerine yer verdi.

‘Kastamonu İçin Su Teminini Sınırlı Bir Kaynaktan Karşılıyor’

Kastamonu’daki su altyapısının mevcut durumu ve olası kuraklık dönemlerinde oluşturabileceği risklere dikkat çeken, Prof. Dr. Miraç Aydın; “Kastamonu’nun şehirdeki mevcut su altyapısının eski tarihlerde yapıldığı ve günümüzde kullanılan su şebekesinin de bu tarihlerde yapıldığı bilinmektedir. Geçtiğimiz günlerde de yaşanmış olan su sorununun su şebekesinde mevcut olan bir arızadan kaynaklanmış ve belediye bu kapsamda çalışmalar yaparak onarmıştır. Diğer yandan yine mevcut su şebekesinde kayıp-kaçak oranının da yüzde 30’larda olduğu bilinmektedir. Muhtemel su sıkıntısı yaşayacağımız önümüzdeki günlerde yüzde 30 civarındaki su kaybı önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Bundan dolayı, Kastamonu’nun mevcut su altyapısının uzun süreli kuraklık dönemlerinde önemli bir dezavantaj olduğunu görmekteyiz. Kuraklık yaşayacağımız zamanlarda mevcut su altyapısındaki su kayıpları ve muhtemel arızalar insanların su kullanımında ciddi bir problemlere ve yine tarımsal sulamalarda ciddi aksamalara yol açabilecektir. Bu durum öncelikle rezervuarlarda depoladığımız suyu kullanıma sunarken yaşadığımız su kaybını azaltmaya yönelik olarak mevcut su şebekesinin yenilenmeye ya da ciddi bir onarıma ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Kastamonu şehrinin içme suyu ihtiyacını büyük ölçüde Karaçomak Barajından, bir kısmını da Ilgaz dağındaki su kaynaklarından karşıladığını görmekteyiz. Ancak içme-kullanma suyu ile tarımsal sulamada kullanılan suyun önemli bir kısmının Karaçomak barajından karşılandığı görülmektedir. Bu nedenle Kastamonu için su teminini sınırlı bir kaynaktan karşılayabildiğini söylemek mümkündür. Bundan dolayıdır ki, yağış azlığı gerçekleşen yıllarda Karaçomak barajının depolama kapasitesi yüzde 10’lara kadar düşmekte ve bu da mevcut su ihtiyacını karşılayama riskini ortaya çıkarmaktadır. Bu kapsamda, DSİ tarafından planlanmış ve yapım aşamasında olan Kırık barajının tamamlanması ve hizmete girmesi şehrin su ihtiyacının karşılanmasında önemli bir katkı sağlayacaktır” bilgisini paylaştı.

‘Gereken Önlemleri Şimdiden Almak Durumundayız’

Kastamonu’daki baraj ve göletlerde su seviyelerinin kritik seviyelere gerilediğini belirten, Prof. Dr. Miraç Aydın; “Kastamonu’da baraj ve göletlerdeki su kaynaklarının mevcut durumda ülke genelinde yaşanan yağış azlığından kaynaklı olarak doluluk oranların düşük kaldığı görülmektedir. Şehrin içme-kullanma suyu ve tarımsal sulama için önem arz eden Karaçomak barajındaki su seviyesinin de yüzde 10’un altına gerilediği bilinmektedir. Bu durumun içme-kullanma suyu ve tarımsal sulama ihtiyacı bakımından değerlendirildiğinde mevcut koşullarda riskli olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle tarımsal alanlardaki tarımsal sulamada su kullanımın artış göstereceği ilkbahar ve yaz aylarında barajdaki mevcut su kaynağının yeterli olup olmayacağını doğru bir şekilde değerlendirmek ve hesaplamak, bu duruma göre planlama yapmak ve gereken önlemleri şimdiden almak durumundayız. Aksi halde, mevcut yağışların yeterli olmaması ve barajdaki doluluk oranlarının artmadığı koşullarda sadece şehrin içme-kullanma suyu ihtiyacını karşılayamayacağımız gibi ildeki tarımsal faaliyetlerin yürütülmesi için de gerekli suyu temin edememe sorunu ile karşı karşıya kalabiliriz. Kastamonu’da ülkemizdeki diğer bölgelerde özellikle İç Anadolu’da yaşanan su yetersizliği ve bunun neticesinde özellikle tarım alanlarındaki su ihtiyacını karşılamak için yeraltı sularının sondaj ile kuyu suyu olarak kullanılması durumu çok bulunmamaktadır. Ülkemizde yağış yetersizliğinden ve özellikle tarım alanlarında düzensiz ve plansız şekilde açılan su kuyuları yeraltı sularını kullanmakta ve bu durum havzadaki gölet ve göllerde su yetersizliğine, bazı bölgelerde ise obruklara neden olmaktadır. Bundan dolayı ülkemizde son 60 yılda 240 gölden 186 gölün tamamen kurumuştur ve diğer göller de benzer bir durum ile karşı karşıya kalmıştır. Kastamonu il genelinde ormanlık alanlarının fazla olması su kaynakları ve yeraltı suları açısından bir avantaj olarak karşımıza çıkmakta, aynı zamanda tarımsal alanların diğer bölgelere nazaran daha az olması ile tarımsal alanların su ihtiyacının mevcut baraj ve göletlerden karşılanabilmesi nedeniyle kuyu suyu kullanımının çok fazla olmaması yeraltı sularını olumsuz etkilememektedir. Ancak yine de tarımsal sulama için su kuyularının açılmasında kontrollü ve planlı bir şekilde hareket etmek gerekmektedir” değerlendirmesinde bulundu.

‘Kayıp-Kaçak Oranının Yüzde 30’Larda Olduğu Bilinmektedir’

Su şebekesindeki kayıp-kaçak oranlarının su krizini derinleştirdiğini söyleyen Prof. Dr. Miraç Aydın; “Kastamonu ilinde mevcut su şebekesinde kayıp-kaçak oranının da yüzde 30’larda olduğu bilinmektedir. Bu durum sadece Kastamonu’ya özgü bir durum olmamakla birlikte tüm ülkede su şebekelerinde kayıp-kaçak oranı yüksek olmakla birlikte ülkemizdeki ortalama yüzde 40 civarında gerçekleşmektedir. Dünyadaki gelişmiş ülkelere bakıldığında kayıp-kaçak oranının yüzde 10-15 arasında olduğu görülmektedir. Yine kayıp-kaçak oranları incelendiğinde, oluşan kayıp-kaçak oranının yüzde 70’inin fiziki su kayıplarından oluştuğu görülmektedir. Yani kayıp-kaçak miktarının mevcut su şebekelerinin yeterli olmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Elbette Kastamonu ili için düşünüldüğünde; önümüzdeki günlerde muhtemel yaşayabileceğimiz su sıkıntısında yüzde 30’luk kayıp-kaçak oranının düşürülmesi su krizinin etkilerinin azaltılmasında önemli bir avantaj olabilecektir. Kastamonu’da özellikle su ihtiyacı bakımından önem taşıyan gölet ve baraj havzalarında ve özellikle Karaçomak barajı havzasında, suyun kalitesi ve miktarını arttırıcı önlemler alınması gerekliliği bulunmaktadır. Havzada bulunan çeşitli arazi kullanımları ve bu kullanımların getirmiş olduğu olumsuzluklar havzadaki suyun kalitesi ve miktarını önemli ölçüde etkilemektedir. Örneğin tarım alanlarında kullanılan gübreleme ve ilaçlama faaliyetleri ile yerleşim ve sanayi alanlarından gelen kirleticiler su kaynaklarında kirlilik yükünü artırmakta, yine tarımsal alanlardaki geleneksel su yöntemlerinin kullanılması ve ürün desenlerinin kuraklığa dayanıklı türlerden oluşmaması ve fazla su tüketmesi nedeniyle rezervuarlara gelen su miktarında azalmaya ve su kaynaklarında kirliliğe yol açmaktadır” dedi.

‘Alınacak Tedbir İle Uygulamaların Havza Bazında Alınması Gereklidir’

İklim değişikliğiyle birlikte artan kuraklık riskine karşı alınması gereken önlemleri sıralayan Prof. Dr. Miraç Aydın; “İklim değişikliğinin etkisini gittikçe daha fazla hissettiğimiz günümüzde, olası kuraklık ve su sorunu için özellikle su ihtiyacı bakımından önem taşıyan su havzalarında farklı bir yönetim anlayışı içerisinde olunması gereklidir. Su havzalarında suyun kalitesini arttıran, su kirliliğini azaltan ve su üretimini artırarak havzadaki rezervuara ulaşan su miktarını artırarak mevcut su depolama kapasitesini yükselten uygulamaların yapılması gereklidir. Bu kapsamda Kastamonu’da su yönetimi konusunda alınması gerekli önlemler şunlardır: Bütüncül (Entegre) Havza Yönetimi: Baraj ve göletlerin bulunduğu havzalarda bütüncül havza yaklaşımı dikkate alınması gereklidir. Suyun depolandığı havzalarda bütün kurumların üzerinde bütüncül havza yönetimi uygulanmalı ve alınacak tedbir ile uygulamaların havza bazında alınması gereklidir. Havzalarda arazi kullanımı bakımından ormanlık alanlar, yerleşim alanları, tarım alanları ve mera alanları bulunmaktadır ve her bir arazi kullanımında suyun miktarı ve kalitesini arttırıcı yönde uygulamalar yapılmalıdır. Kurumlar Arası Koordinasyon: Havzalardaki kurumlara baktığımızda havza üzerindeki farklı arazi kullanımlarının farklı kurumların yönetiminde olduğu görülmektedir. Akarsu, gölet ve barajlar üzerinde DSİ’nin, ormanlık alanlarda Orman Genel Müdürlüğü’nün, tarım alanlarında Tarım İl Müdürlüğü’nün, yerleşim alanlarında Belediyelerin yönetim ve planlama yetkisi olduğu görülmektedir. Ancak, uygulamaya bakıldığında kurumlar arasında koordinasyonun yeterli derecede etkin olmadığı, su havzalarında su miktar ve kalitesi üzerinde politikaların oluşturulmasında tüm kurumların birlikte hareket etmesi gerekmektedir. Su İletim Hatlarının İyileştirilmesi ve Kayıp Kaçak Oranlarının Düşürülmesi: Kastamonu’da gerek il merkezinde ve gerekse köy ve ilçelerde su iletim hatlarındaki kayıp-kaçak oranlarının azaltılması için iyileştirme ve yenileme çalışması yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda yapılacak olan çalışmalar önemli su tasarrufu sağlayabilecek ve olası su krizine karşı daha hazırlıklı olunmasını ve olumsuz etkilerini azaltmada önemli rol oynayacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

‘Kuraklık İklim Değişikliğinin Etkisi İle Meydana Gelen Bir Doğal Afettir’

Kastamonu’da su krizinin önüne geçilmesi için tarımda modern sulama, yeni baraj planlamaları ve orman alanlarında hidrolojik yönetim çağrısı yapan Prof. Dr. Miraç Aydın; “Tarımsal Alanlarda Tedbirler: Kullanılan suyun önemli bir kısmını oluşturan tarımsal alanlarda öncelikle geleneksel sulama yöntemlerinin yerine ivedilikle modern sulama tekniklerine geçilmelidir. Diğer taraftan tarım alanlarında kuraklığa dayanıklı ve suyu az tüketen bitki türlerinin tercih edildiği, yörenin ekolojik ve ekonomik şartlarına uygun olan ürün desenleri oluşturulmalıdır. Su İhtiyacına Göre Gölet ve Barajların Planlanması: Kastamonu’nun mevcut ve daha sonraki yıllarda içme-kullanma, sanayi ve tarımsal sulama ihtiyacının belirlenmesi ve gerekirse yeni gölet ve barajların yapılması gereklidir. DSİ tarafından planlanmış olan Kırık barajı bu kapsamda önemli bir katkı sunabilecek ve su ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayabilecek durumdadır. Yine bu kapsamda, iklim değişikliği ekseninde sıcaklıkların da artış göstermesinden dolayı buharlaşma ile su kayıplarının asgariye indirilmesi için yer altı barajların planlanması da su kayıplarını azaltıcı yönde etki edecektir. Ormanlık Alanlarda Tedbirler: Orman alanlarının odun hammaddesi üretimine dayalı olan ekonomik fonksiyon yerine özellikle su ihtiyacı bakımından önem taşıyan su havzalarının tamamında su kalitesi ve miktarını artırıcı yönde hidrolojik fonksiyona göre işletilmesi gerekmektedir. Günümüzde iklim değişikliğinin etkisi ile oluşan doğal afetleri göz ardı etmememiz gerekmektedir. Sel ve taşkınlar, fırtına ve kasırgalar, dolu şeklinde yağışlar gibi kuraklık da aslında iklim değişikliğinin etkisi ile meydana gelen bir doğal afettir. Kuraklık afetinin diğer afetlerden farkı diğer afetler gibi bir anda gerçekleşmemesi, daha uzun bir vadede gerçekleşmesidir. Ancak kuraklık önlem alınmadığı takdirde günlük yaşamı direkt bir şekilde etkileyebildiği gibi aynı zamanda tarımsal üretimi ve doğal yaşamı da etkileyerek ekonomik olarak da ciddi problemler oluşturabilme potansiyeline sahip bir afettir” ifadelerine yer verdi.

‘Suyun Analizlerinin Yapılması İnsanların Sağlıkları Açısından Önemli’

Prof. Dr. Miraç Aydın, iklim değişikliğinin etkileriyle birlikte artan kuraklık riskine dikkat çekerek; “Bu perspektiften baktığımızda; uzun süreli yaşanacak olan kuraklıkların Kastamonu ilinde su sıkıntılarına yol açabileceği görülebilmektedir. Geçmişte Kastamonu’da yaşanan kuraklıklar neticesinde barajlardaki doluluk oranlarının yüzde 10’lara kadar gerilediği görülmektedir. Günümüze bakıldığında barajlardaki doluluk oranlarının son zamanlardaki yağışlarla birlikte yüzde 10-15 civarında olduğu bilinmektedir. Mevcut yağış azlığı devam ettiği, gerekli iyileştirici ya da önleyici tedbirler alınmadığı takdirde mevcut su rezervuarlarındaki suyun şehir içme-kullanma suyu ile tarımsal sulama ihtiyacını karşılayamayacağından hareketle ilin 2-3 yıl içerisinde su ihtiyaçlarının karşılanmasında sorun yaşayabileceği öngörülmektedir. Kastamonu’nun bazı kırsal bölgeleri ve köylerinde ülke genelinde ve Kastamonu’da yaşanan yağış azlığından dolayı kısmen su sıkıntısı yaşanmakla birlikte, bu bölgelerde genelde mevcut su altyapısının yetersiz olması ve mevcut suyun bazı bölgelerde su kalitesi açısından iyi olmaması sorunları bulunmaktadır. Bundan dolayı, kırsal bölgelerde kullanılan suyun analizlerinin yapılması önem taşımakla birlikte insanların sağlıkları açısından önem teşkil etmektedir. Diğer yandan kırsal bölgelerde suya erişimi sağlayacak olan mevcut su altyapılarının iyileştirilmesi gerekmektedir” dedi.

‘Tarımsal Sulama, Su Kaynakları Üzerinde Baskı Oluşturuyor’

Prof. Dr. Miraç Aydın tarımsal sulamanın il genelindeki su kaynakları üzerindeki baskısına dikkat çekerek, daha verimli sulama yöntemlerine geçilmesi gerektiğini vurgulayarak; “Tarımsal sulama, Kastamonu’daki su kaynakları üzerinde baskı oluşturuyor. Tarımsal sulama Karaçomak barajındaki mevcut su potansiyelinin yaklaşık olarak yüzde 60-70’ini kullanmaktadır. Elbette bu oran azımsanacak bir oran değildir. Bu durum sadece Karaçomak barajı için değil il genelinde inşa edilmiş olan göletler için de geçerlidir. Ancak, genellikle dünyada rezervuarlardaki mevcut suyun önemli bir kısmı tarımsal sulamada kullanılmaktadır ki, bu durum tarımsal ürün yetiştirmek için gerekli ve olağan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, su kaynaklarını planlarken tarımsal sulamada kullanılacak su miktarı her zaman dikkate alınmak zorundadır. Kastamonu’da tarımsal sulamadaki su ihtiyacının azaltılması için geleneksel sulama yöntemlerinin (vahşi sulama, salma sulama vb.) yerine daha verimli olan damla sulama, yağmurlama ya da yüzey sulama gibi yöntemlerin kullanılması gerekmektedir. Bu kapsamda, çiftçilerin daha verimli olabilecek olan sulama yöntemlerini kullanmaları teşvik edilmeli, bu konuda eğitimler verilmeli ve elbette devlet desteği de verilmelidir. Elbette, çiftçilere yeterli imkanlar sağlandığında ve bu konuda farkındalık sağlandığında çiftçilerin daha verimli sulama sistemlerine geçmeleri mümkündür” diye konuştu.

‘Tarımsal Ürünlerin Yetiştirilmesinde Su Krizinin Etkileri Görülebilecektir’

Olası bir su krizinin günlük yaşamdan tarımsal üretime kadar birçok alanda ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Prof. Dr. Miraç Aydın; “Kastamonu’da insanların her yerde olduğu gibi günlük su tüketim alışkanlıkları bulunmaktadır. Bakıldığında, günlük yaşamımızda su tasarrufuna yönelik çok kısıtlarımızın olmadığını görmekteyiz. Mevcut durumda henüz ciddi bir su sıkıntısı olmadığından dolayı halkımızın herhangi bir kısıtla karşılaşmadığını biliyoruz. Ancak, ilerleyen yıllarda su sıkıntısı yaşandığında halkımızın da bazı su tüketim alışkanlıklarını değiştirmesi gerekebilir. Bu kapsamda her bireyin evde, işyerinde ya da tarımsal alanlarda su kullanırken daha tasarruflu yöntemleri tercih etmesi gerekmektedir. Olası su krizi öncelikle inşaların günlük yaşamlarına direkt bir şekilde etki edebilecektir. Mevcut su potansiyelinin ihtiyaçları karşılayamaması durumunda, öncelikle içme-kullanma suyu ihtiyacında zamansal su kesintileri ile kısıtlamalar olabilecektir. İkincil olarak ise tarımsal faaliyetler bu durumdan olumsuz etkilenebilecektir. Tarımsal faaliyetlerde su kullanımı önemli bir oran teşkil ettiğinden dolayı tarımsal ürünlerin yetiştirilmesinde su krizinin etkileri görülebilecektir. Bu durum tarımsal sulamada problem oluşturabileceği gibi aynı zamanda tarımsal üretimlerdeki düşüşlerden dolayı ekonomik olarak da etkileri olabilecek düzeydedir” bilgisini paylaştı.

‘Kastamonu’nun Kötü Durumda Olduğunu Söyleyemeyiz’

Su tasarrufunda bireysel önlemlerin tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Prof. Dr. Miraç Aydın; “Evlerde yapılacak bireysel su tasarrufu, Kastamonu genelinde gerçek bir etki yaratır elbette evlerde yapılacak olan bireysel su tasarrufu önlemleri su tasarrufunda bir etki oluşturabilecektir. Ancak, ülkemizde su kullanımının yaklaşık yüzde 77’sinin tarımsal faaliyetlerde olduğunu, kalan yüzde 10-15’inin ise içme-kullanma ve kalan kısmının da sanayi amaçlı kullanıldığını düşündüğümüzde, sadece evlerde yapılacak olan tasarrufla il genelinde önemli bir etki oluşturabileceğini düşünmek doğru olmayacaktır. Ayrıca, insanların evlerdeki geleneksel su kullanım alışkanlıklarını bir anda değiştirebilmek de zor görünmekte ve ancak uzun vadede gerçekleşebilecek bir yöntem olacaktır. Bu nedenle öncelikle evlerde alınabilecek önlemler yerine tarımsal sulama ve su altyapılarında alınabilecek önlemlere odaklanmak gerekmektedir. Örneğin tarımsal sulamada geleneksel yöntemler yerine modern sulama yöntemlerini kullanmak en az yüzde 50-60 su tasarrufu sağlamaktadır. Yine mevcut su altyapılarında iyileştirmeye gidilmesi ile kayıp-kaçak oranının azaltılması da önemli ölçüde su tasarrufu sağlayabilmektedir. Kastamonu ili su krizi açısından değerlendirildiğinde kötü durumda olduğunu söyleyemeyiz. Bu kapsamda avantajları olduğu gibi dezavantajları da mevcuttur Avantajları: İl genelinde su kaynaklarının varlığı ve yeterli oluşu Su kaynaklarının bulunduğu havzaların ormanlık alanlar ile kaplı olmasından dolayı su kaynaklarında kirlilik riskinin asgari seviyede olması . Orta ölçekli bir şehir olmasından dolayı (nüfusun ve sanayileşmenin az olması) su krizine karşı yeni planlamaların yapılabilir ve uygulanabilir olması. Dezavantajları: Mevcut su iletim altyapısının eski ve yetersiz oluşu (Kayıp kaçak oranının yüksek olması). Tarımsal alanlarda geleneksel sulama yöntemlerinin daha çok kullanılıyor olması. Baraj ve gölet gibi su ihtiyaçlarının karşılandığı su rezervuarlarının bulunduğu havzalarda su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesine yönelik çalışmaların istenilen düzeyde yapılmaması. Su rezervuarlarının bulunduğu havzalarda kurumlar arası koordinasyonun yeterli seviyede olmaması” değerlendirmesinde bulundu.

‘Kastamonu, Olası Bir Su Krizini Önleyebilir’

Kastamonu’nun olası bir su krizine karşı bugünden önlem alması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Miraç Aydın; “Bugün alınacak önlemlerle Kastamonu, olası bir su krizini önleyebilir. İlin içme-kullanma suyu ile tarımsal sulamada su ihtiyaçları tespit edilerek ileriye dönük planlamaların yapılması gerekmektedir. Planlamaların 2-3 yıl kuraklık yaşanabileceği ihtimali üzerine oluşturularak, alternatif çözüm önerileri belirlenmeli ve uygulanmalıdır. Diğer bir önemli husus da, mevcut su iletimi altyapısında mutlaka iyileştirmeye gidilerek burada gerçekleşecek su kayıpları azaltılmalıdır. Ayrıca su ihtiyacı önemli ölçüde fazla olan tarımsal faaliyetlerin daha modern yöntemlerle sulama imkanlarına kavuşturulması ve yine bu alanlarda tarımsal ürün desenlerinin de kuraklığa dayanıklı olan türlerden oluşturulmasına dikkat edilmesi gerekmektedir. Mevcut iklim projeksiyonları kapsamında yağış azlığı devam ettiği takdirde, Kastamonu’nun önümüzdeki yıllar içerisinde susuzluk riski ile karşı karşıya kalabileceği muhtemeldir. Kastamonu’nun mevcut su kaynakları potansiyeli yeterli yağış olmadığı takdirde şehrin ihtiyaçlarına uzun vadede cevap verebilecek nitelikte görünmemektedir. Ayrıca, 5-10 yıl içerisinde nüfustaki artış ile tarım alanlarında oluşacak su ihtiyacı da dikkate alındığında riskin biraz daha artabileceği düşünülmektedir. Ancak, Ilgaz dağında yapılacak olan Kırık barajının faaliyet geçmesi durumunda şehrin su ihtiyaçları karşılanabilecek duruma gelebileceği öngörülmektedir” şeklinde konuştu.
 

Özel Haber

Bakmadan Geçme