Mevsimsiz Açan Çiçek
Misafir
“Mevsimsiz açan çiçek” ne cesurdur ne de zamansız. O, kalabalığın uykusuna razı olmayan bir uyanıklıktır.
Cesurdur; çünkü soğuğu, yalnızlığı, anlaşılmamayı göze alır. Ama zamansızdır da; çünkü zamanı herkesle aynı yerden okumaz. Takvimlere değil, içindeki çağrıya bakar. Belki de asıl mesele şudur: Bazı çiçekler baharı beklemez, çünkü bahar onların içinde çoktan başlamıştır. Mevsimsiz açan çiçek, bir itirazdır. “Şimdi değil” denilen her ana karşı sessiz ama kararlı bir başkaldırı. Cesur denir ona; çünkü don riskini bile bile tomurcuk verir. Zamansız denir; çünkü kimsenin bakmadığı bir anda güzelleşir. Oysa gerçek şu: O, kendi zamanını yaratandır. Herkes uyurken uyanık kalmak, acelecilik değil farkındalıktır. Çünkü bazı ruhlar geceyi bekler; karanlıkta daha net görür. Belki de mevsimsiz açan çiçek, yanlış zamanda açmış değildir doğru yerde, doğru yalnızlıktadır. Ve bu yüzden mevsimsiz açan çiçek çoğu zaman fark edilmez. Alkış beklemez, onay aramaz. Köklerini görünmez bir sabırla derinleştirir; çünkü bilir ki gürültü, her zaman çoğalmayı değil, bazen sadece kalabalığı büyütür. Onun açışı bir gösteri değil, bir tanıklıktır. “Buradayım” demez; zaten var olarak söyler her şeyi. İnsanlar çoğu zaman vaktin yanlışlığını konuşur, şartların uygunsuzluğunu sıralar. Oysa bazı varoluşlar için şartlar değil, yön belirleyicidir. Mevsimsiz açan çiçek rüzgârı suçlamaz; eğilir ama kırılmaz.
Beklemekle vazgeçmek arasındaki farkı erken öğrenmiştir. Belki de bu yüzden yalnızdır. Ama bu yalnızlık bir eksiklik değil, bir arınmadır. Kalabalığın gölgesinde solmaktansa, soğuğun ortasında berrak kalmayı seçer. Çünkü bazı çiçekler güneşe değil, gerçeğe yönelir. Ve bir gün, mevsimler yer değiştirirken, takvimler şaşarken, insanlar hâlâ “zamanı mı?” diye sorarken; o çoktan açmış, çoktan kök salmış olur. Bahar geldiğinde ise kimse hatırlamaz onun ne kadar erken, ne kadar sessiz başladığını. Sadece şunu görürler: Bazı güzellikler, beklenerek değil, cesaret edilerek mümkün olur. Mesela bir sınıfta, herkes ezberi tekrar ederken farklı bir soru soran öğrencidir mevsimsiz açan çiçek. “Şimdi sırası değil” denir ona. Konu dağılmasın istenir. Oysa o soru, henüz kimsenin cesaret edemediği bir kapıyı aralar. Yanlış zamanda sorulmuş gibi görünür ama asıl sorun, sınıfın henüz uyanmamış olmasıdır. Bazen bir şehirde, herkes aynı hayatı yaşarken başka bir yoldan yürümeyi seçen biridir. Güvenli olanı bırakıp anlamlı olana yönelir. “Bekleseydin” derler, “biraz daha sabretseydin.” Oysa onun beklediği bahar, dışarıda değil içindedir. Kalmak onu çürütecektir; gitmekse risklidir ama gerçektir. Kimi zaman bir kalabalığın ortasında susan, kimi zaman herkes susarken konuşandır.
Alkışlanmaz, hatta çoğu zaman yanlış anlaşılır. Ama tam da bu yüzden iz bırakır. Çünkü mevsimsiz açan çiçek, çoğunluğun hızına değil, hakikatin ağırlığına göre hareket eder.
Ve bazen de çok daha sade bir yerde karşımıza çıkar: Herkes vazgeçerken devam eden bir elde, herkes kabullenirken itiraz eden bir düşüncede, herkes uyurken yazılan bir cümlede… Büyük görünmez bunlar. Ama dünya, tam da bu küçük ve erken açan çiçekler sayesinde yavaş yavaş değişir. Mevsimsiz açan çiçek, ne acelecidir ne de yanılmıştır; o yalnızca kalabalığın takvimine değil, kendi iç sesine kulak verenlerin simgesidir. Soğuğu göze alır, anlaşılmamayı kabullenir; çünkü beklemenin onu solduracağını bilir. Baharı dışarıda aramaz, içinde taşır ve tam da bu yüzden herkes “zamanı değil” derken o çoktan kök salmıştır. Belki de gerçek cesaret budur: Uygun anı beklemek değil, doğru anı yaratmak.
EZGİ UYSAL
GÖL ANADOLU LİSESİ
