• Haberler
  • Siyaset
  • YRP Genel Başkan Yardımcısı Altınöz: 'Kastamonu'nun Potansiyeli Değerlendirilmeli'

YRP Genel Başkan Yardımcısı Altınöz: 'Kastamonu'nun Potansiyeli Değerlendirilmeli'

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Altınöz'ün katılımıyla Kastamonu İl Başkanlığı tarafından İl Divan Toplantısı gerçekleştirildi.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Altınöz’ün katılımıyla Kastamonu İl Başkanlığı tarafından İl Divan Toplantısı gerçekleştirildi.

Program kapsamında Kastamonu’ya gelen Mehmet Altınöz, kentte bir dizi ziyaret gerçekleştirdi. Esnaf ve hemşehri ziyaretlerinin ardından Yeniden Refah Partisi Kastamonu İl Başkanlığı binasında basın açıklaması yapıldı.

İl Başkanlığı binasında gerçekleştirilen basın açıklamasında, parti çalışmaları ve Kastamonu’daki teşkilat faaliyetleri hakkında değerlendirmelerde bulunuldu. Programa parti teşkilat mensupları ile basın mensupları katıldı.

Açılış konuşmalarını yapan Yeniden Refah Partisi Kastamonu İl Başkanı Akif Güzel, “Muhterem Genel Başkanımızdan il başkanlığı görevini devraldığımız zamandan bu yana 2 yıla yakın bir süre geçti. Bu süre içerisinde dava, görev ve şuuruyla, karşımda bulunan muhteşem teşkilatımızla gece gündüz demeden çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz. Kapı kapı, köy köy, mahalle mahalle, ilçe ilçe saha çalışmaları yaparak esnafımızın, köylümüzün, çiftçimizin, işçimizin, memurumuzun yanında oluyor, dertlerine derman olmaya çalışıyoruz. Yeniden Milli Görüş’le, yeniden adil bir dünyayı kurmak için, yeniden adaleti tesis etmek için ‘Yeniden bir Erbakan gerek’ diyoruz. Kastamonu’muz kadim bir memleket. Ancak kıymeti bir türlü fark edilememiş, fark ettirilememiş bir memleket. Hiç düşman işgaline uğramadığı halde Kurtuluş Savaşı’nda ve Çanakkale’de en fazla şehidi vermiş bir memleket. Adına Çanakkale Türküsü yazılmış bir memleket. 2 tane AK Parti milletvekili, 1 tane de bakanı olmasına rağmen maalesef hak ettiği değeri görememiş bir memleket. Bu makûs talihi ortadan kaldıracak olan Yeniden Refah Partimizin Kastamonu teşkilatı olacak Kastamonu’da inşallah. Bizler bu azim ve kararlılıkla çalışıyoruz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Kastamonu’muzun bizim tarafımızdan geçtiğimiz günlerde gündeme getirilen ve çok ses getiren bir konusu vardı. Bu konu fizik tedavi hastanesi. Bu hastanenin ilimize kazandırılmasında emeği geçenlere, Cumhurbaşkanı’ndan bakanlara, milletvekillerine kadar hepsine ayrı ayrı teşekkür etmiştik. Ancak iktidar vekilleri bu kazanımı maalesef heba ettikleri için, Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Fizik Tedavi Hastanesi’nin mali ve idari açıdan birleştirilmesine karar verildiği için bu kazanım elimizden gidiyor. Kastamonu yeni bir devlet hastanesine ihtiyaç duyuyor. Biz bu konuda gerekli uyarımızı yaptık milletvekillerine. Ancak Fizik Tedavi Hastanemizin Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile birleştirilmesi Kastamonu’muza çözüm olmayacak. Tam tersine, Fizik Tedavi Hastanesi’nin yoğunluğunu artıracak, Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kargaşaya sebep olacak. Ve elimizdeki ruhsat, Fizik Tedavi Hastanesi ruhsatı gidecek. Bu ihtimal var demiştik. Kastamonu milletvekillerinden Serap Ekmekçi Hanım, bu açıklamamızdan sonra belli bir müddet sonra bize dedi ki, ‘Hani ruhsat gidiyordu? İşte ruhsat yenilendi.’ Siz hiç utanmıyor musunuz? Biz utanmayı biliriz. Ancak siz milletin gözünün içine baka baka yalan söylerken, milletle dalga geçerken, hastaneye ‘dana bağlayacağız’ diye milletle alay ederken utanmadınız. Hani bir bakanınız vardı, ‘Yaptıklarımıza gurur duyuyoruz, utanmıyoruz’ diyen. Sanırım utanmamayı onunla birlikte adet haline getirdiniz. Biz Kastamonu’nun her sorununda olduğu gibi, her meselesinde olduğu gibi milletimizin, hemşehrilerimizin yanında olmaya, sesi olmaya gayret edeceğiz. Şu an muhalefet partisinde, Yeniden Refah Partimiz muhalefette. Ama yarın inşallah Milli Görüş iktidarında biz bugün sorun olan her şeyi inşallah çözüme kavuşturacağız ve Kastamonu’muzu da hak ettiği yere hep birlikte ulaştıracağız. Tosya’sından Abana’sına, Bozkurt’una, Araç’ından Daday’ına, İnebolu’suna, Cide’sine, bütün ilçelerimize inşallah hak ettiği değeri hep birlikte, bu teşkilatlarımız içerisinde bulunan dava kardeşlerimizle bu sorumluluğu yerine getireceğiz” dedi.

Yeniden Refah Partisi MKYK Üyesi ve Genel Sekreter Yardımcısı İrfan Çakır ise yaptığı açıklamada, “Hedefi olmayan hiçbir topluluk hedefine ulaşamaz. Bizim hedefimiz de inşallah Kastamonu’da 20 ilçeyi artı Kastamonu’yu alarak, Genel Başkanımızı Beştepe’ye oturtarak hedefimize ulaşmış olacağız. Rabbim bunu bize nasip etsin, görmeyi tez vakitte inşallah. Bu teşkilatta olmak tabii bizim için bir ayrıcalık. Herkese nasip olmaz ama siz bizden bir basamak daha iyisiniz. Kastamonu’da yaşamak ayrı bir ayrıcalık. Allah sizlerden razı olsun” ifadelerini kullandı.

‘Biz Dünyanın En Güçlü Devletiyiz’

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Altınöz, “ Burada Kastamonu’da bu heyecanlı toplantıda sizlerle birlikte bulunmuş olmaktan duyduğum memnuniyeti paylaşmak istiyorum. İşte Kastamonu, işte heyecan ve işte Yeniden Refah vakti. Yeniden Refah Partisi, heyecanın partisi. Bizim Mehmet Aras abimiz var. Kocaeli’nde il başkanlığı yaptı. Bizim partimizin Kurucular Kurulu üyesi. 80 yaşında. Şu ana kadar aksattığı, atladığı bir toplantı yok. Yine bu MKYK ile alakalı, bendeniz Genel Sekreter olduğum için kendisi mesaj yazmış. Diyor ki: ‘Eşim rahatsız, yatalak. Eşine de kendisi bakıyor. Başkanım, kusura bakmayın. Bu toplantıya gelemeyebilirim. Şimdiden yazıyorum’ 10 gün önce yazmış kendisi. Ama diyor, ‘Her ihtimale karşı bu mesajı yazıyorum. Olur ya, gelemezsem neden bana söylemedin deme. Ama ne olursa olsun gelmeye çalışacağım’ 80 yaşında. Eşim yatalak diye bir mazeret ortaya koymuyor. Kendisi de rahatsız, kalp rahatsızlığı var. Ve 1969 yılından bu yana teşkilatın içerisinde bir ağabeyimizden bahsediyorum. Her zaman görevinin başında, davasının başında. Bunları niye anlatıyorum? Ben Mehmet Aras ağabeyimize ‘Sen heyecanın başkanısın’ diyorum. Heyecanın başkanı. Kendisi kürsüye çıkarken önce koşa koşa geliyor, sonra ceketini alıyor, şöyle bir çeviriyor, fırlatıyor. Ondan sonra başlıyor konuşmaya. Biz dünyanın en güçlü devletiyiz. Türkiye Cumhuriyeti, işte bu görmüş olduğunuz topraklar. 81 ilimiz, 922 ilçemizin yaşadığı Türkiye sınırları içerisinde biz dünyanın en güçlü devletiyiz. Gücümüz tarihten gelen bir güç. Sadece ekonomik güçten bahsetmiyorum. Manevi gücümüzden bahsediyorum. Tarihi gücümüzden bahsediyorum. Kastamonu’nun Kurtuluş Savaşı döneminde burada yaşamış olduğu, yaşatmış olduğu o heyecanla, o ruhla, o manevi ruhla memleketimizin bir çakıl taşı küffara teslim edilmesin diye yapmış olduğu hizmetten bahsediyorum. İşte bu heyecanı bizim yaşamamız lazım. Biraz önce İl Başkanımız Akif Güzel Başkanımıza teşekkür ederim. Çok güzel bir konuşma yaptı. Kısa ve öz bir konuşma yaptı. Kendisi de ‘Memleketi biz yöneteceğiz’ dedi son cümlesiyle. Yaşanabilir bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve yeni bir dünyayı biz kuracağız inşallah. Sizler kuracaksınız. Ve burada maşallah, Allah nazardan saklasın. Bizim de asansörde yukarıya çıkan keyifser evladımız var. İşte o keyifser evladımız için çalışıyoruz. Evlatlarımız için çalışıyoruz. Ve sadece keyifser evladımız için değil, Gazze’de de keyifser evlatlarımız var. Onlar için çalışıyoruz. Doğu Türkistan’da var, onlar için çalışıyoruz. Amerika’da var, Amerika’da onlar için çalışıyoruz. Dünyanın her yerinde evlatlarımız için çalışıyoruz. Onlara güzel bir gelecek bırakmak için çalışıyoruz. 

‘Önce Ahlak Ve Maneviyat Diyen Bizden Başka Bir Parti Yok’

Açıklamalarına devam eden Altınöz, “Elbette biz bu ülkede yaşarken, bu ülkede de biz onurlu yaşamak istiyoruz. Onurlu bir yaşam… Onurlu bir yaşamı vaat eden Türkiye’de, baktığınız zaman 180 parti var. 180 parti içerisinde bizden başka ‘onurlu bir yaşam’ diyen, ‘manevi vatan’ diyen, ‘önce ahlak ve maneviyat’ diyen bir parti yok arkadaşlar. Bu bakımdan Yeniden Refah Partisi olarak bizim üzerimize düşen çok büyük bir sorumluluk var. Özellikle iktidar partisi yöneticilerinin beni anlamasını istiyorum. AK Parti kurucuları, Erbakan Hocamızın talebesi diye vatandaşımızdan 25 yıldır oy almaya devam etti. Ama son zamanda özellikle Erbakan Hocamızla alakalı anlattığı konuların anlaşılmasından dolayı vatandaşımız diyor ki: ‘Bunlar Erbakan Hocamızın talebeleriymiş ama Erbakan Hoca’nız ne diyordu? Bunlar ben ders anlatırken okuldan kaçıp arka bahçede top oynayan öğrencilerimizdi.’ Yani dersi dinlememişler. Ekonomi deseniz, faize batmış bir ekonomi. Ahlak ve maneviyat diyoruz. Bu AK Partili arkadaşlarımızın ağzından hiç ‘ahlak ve maneviyat’ kelimeleri çıkmıyor. Bakın, burada gazeteci arkadaşlarımız var. Çekim yapıyorlar. Akşam da inşallah bu AK Partili kardeşlerimiz bizi dinlesinler. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu diye bir kurul var. Bu Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ne işe yarıyor, ben sormak istiyorum. Televizyonda diziler var. Televizyondaki dizilerde bakıyorsunuz, bizim inancımıza uygun olmayan, bizim ailece seyredemeyeceğimiz diziler… Bak, burada kadınlarımız başlarını sallıyorlar. Biz evlatlarımıza ne diyoruz? Diyoruz ki, ‘Aman, bak, iyi insanlarla arkadaşlık yap. İnançlı insanlarla arkadaşlık yap.’ Senin arkadaşın kim, diyoruz. Senin arkadaşının annesi babası kim, diyoruz, değil mi? Eve arkadaş getirmeden önce bana soracaksın, diyoruz. ‘Kim bu insanlar? Annesini babasını tanımam, bilmem lazım; yoksa eve sokmam’ diyorsunuz, değil mi? Okuldaki arkadaşlarıyla alakalı da aynı şeyleri söylüyorsunuz. Ama şurada önümde görmüş olduğunuz cep telefonu var. Bu cep telefonunu veriyorsunuz çocuklarınıza. İnternette bilgisayarı açtığı zaman, değerli arkadaşlar, internetten dünyanın her yerindeki insanlarla iletişim kurabiliyor. Aynı zamanda cep telefonundan da sosyal medya hesaplarında birçok kişiyle görüşebiliyor. ‘Önce ahlak ve maneviyat, manevi vatan, yaşanabilir bir Türkiye, yeniden büyük Türkiye, yeni bir dünya’ idealleri… Bunları bizden başka dile getiren yok. ‘Ya başkanım, siz yaşanabilir bir Türkiye’yi önce sağlayın da daha sonra yeniden büyük Türkiye’ye sıra gelsin, daha sonra yeni bir dünyayı kurun, buna sıra gelsin’ diyenler var. Diyorlar ki: ‘Ya başkanım, sen Amerika’daki evsizlerin bile evlerini bulabilmeleri için…’ Yani ‘homeless’ dedikleri evsiz insanlar var. Onların da çaresi biziz, diyoruz. Onların da çaresi Yeniden Refah Partisi. Onların da çaresi Erbakan, diyoruz biz” diye konuştu.
‘Genel Başkanımız, Türkiye’nin En Genç Cumhurbaşkanı Olacak’
Partisinin iktidar hedefini vurgulayan Altınöz, “Bunları nasıl sağlayacağız? Önce iktidar olacağız. Önce tek başına iktidar olacağız. Yeniden Refah Partisi inşallah önümüzdeki seçimlerde 600 milletvekilinin en az 400 milletvekilini alarak parlamentoya girecek. Ve Genel Başkanımız Sayın Erbakan, Türkiye’nin en genç Cumhurbaşkanı olacak inşallah. En çok alkışı şu anda bu söylediklerime yapmış oldunuz. Evet, çünkü siz de heyecanlısınız. Nasıl yapacağız bunları? Her şey bir hayal ile başlar. Bunun temelinde inanç yatar. İnanıyorsanız üstünsünüz. İnanıyorsanız Allah size yardım eder. Allah size yardım ederse kimse size galip gelemez. Biz buna iman etmişiz, biz buna inanmışız, biz bunun için çalışıyoruz. Biz cihat ettiğimize inanıyoruz. Cihat etmek, gayret etmek, mücadele etmek… Biz cihat ediyoruz. Günümüz dünyasında cihat teşkilatta yapılır, diyordu Erbakan Hocamız. ‘Cihat etmek istiyor musun?’ diyordu vatandaşa. ‘Ben gayret etmek istiyorum, ben dünya üzerindeki zulmü ortadan kaldırmak istiyorum’ dendiği zaman, ‘Geleceksin, bizim teşkilatımızda çalışacaksın’ diyordu. ‘Başkanım, nasıl cihat teşkilatta yapılıyor? Nasıl cihat siyasi bir partide yapılıyor?’ Bizim cihadımız teşkilat içerisinde, teşkilat prensiplerine uygun bir şekilde yapılacak. Biz elimizde, belimizde silah taşımıyoruz. Biz cihat ederken güler yüzümüzle, biz cihat ederken yumuşak huyumuzla cihat ediyoruz. İnsanları ikna ediyoruz, iddia etmiyoruz. Davamızı anlatıyoruz. Davamızı anlatırken ne anlatıyoruz? Diyoruz ki, ‘Ülkeyi yönetecek miyiz?’ Evet, yöneteceğiz. ‘Nasıl yöneteceğiz?’ Mesela şu anda Türkiye’de ciddi bir ekonomik kriz var, değil mi? Bak, biraz önce esnafları ziyaret ettik. Soruyoruz, ‘Müşteriler nerede?’Ortada müşteri yok. ‘Nasılsınız, iyi misiniz, işler nasıl?’ diyoruz. ‘Çok şükür başkanım, işlerimiz iyi’ diyor. Sonra bir helva ikram ediyor, bir çay ikram ediyor, oturuyoruz. Allah’ım, bir dokun, bin ah işit. Diyor ki, ‘dükkânı kapatmak üzereyiz. Vergilerimizi ödeyemiyoruz.’ Bugün sebze-meyve toptancısı olan bir arkadaşımız diyor ki, ‘Başkanım, ben bu ara iş yapamadım ama 300 bin lira vergi çıktı. E, ben ödeyemem başkanım bu vergiyi. Ben bu kadar para kazanmıyorum’ diyor. Vergiyi ödeyeceksin. Şimdi bu iktidarın en çok sevdiği şey ne, biliyor musun? Vergi salınması. Vergileri devamlı vergi salıyor. Diyor ki, ‘Bu vatandaşın ne işi var? Ödesin.’ Emekli vergi ödüyor, asgari ücretli vergi ödüyor. İşçi vergi ödüyor, esnaf vergi ödüyor, sanayici vergi ödüyor. 86 milyonun suyunu sıka sıka, sıka sıka vergileri topluyorlar. Daha sonra ne yapıyorlar bu vergileri? Bu vergileri topluyorlar, götürüyorlar. Bu Siyonizmin o rantiyeci bankalarına teslim ediyorlar. Ondan sonra da diyorlar ki, ‘Faiz, nas?’ Elbette faiz nas kardeşim. Bu faizin nasıl olduğunu sana soracak değiliz zaten. Senden başka herkes biliyor. Faizin haram olduğunu da herkes biliyor” dedi. 

‘25 Yıldır Türkiye’de Bir Ekonomik Kriz Var’

Ekonomik kriz ve Kastamonu’nun nüfus sorununa ilişkin değerlendirmelerde bulunan Altınöz, “Peki, faizle borçlanmaya ihtiyacımız var mı? Hayır, yok. Peki, niye borçlanıyoruz? Çünkü diyor ki bu AK Parti iktidarına Siyonizm sistemi: ‘Sen o koltukta oturmak istiyor musun? Bana diyor, aracını ödeyeceksin.’  Bu arkadaşlarımız da o koltukta oturmak için her şeyi yapabilecek tipler. Yapabilirler. Bunlar o koltukta oturmayı çok seviyorlar. Daha önce o koltuğa gelirken anlattıklarıyla, şimdi o koltukta otururken anlattıklarına lütfen bakın. İktidar partisinin yöneticileri 25 yıldır bu ülkeyi yönetiyor ama 25 yıldır Türkiye’de bir ekonomik kriz var. Fabrikalar kapanıyor. Fabrikalar konkordato ilan ediyor. Ne demek bu? Konkordato ilan etmek, İtalyanca bir kelime. İflasın ertelenmesi. Peki ne olacak? Bak, biraz önce il başkanımız anlattı. 2 milletvekiliniz var, 1 tane bakanınız var. Ama Kastamonu’da 100 yıldır nüfus aynı. 100 yıl önce de 400 bin kişi yaşıyormuş, şimdi de 380 bin kişi yaşıyor. Peki Kastamonu’da mesela üniversite mezunu bir genç ne iş yapacak? Ben size sormak istiyorum. Ne yapıyor? İstanbul’a gidiyor, Ankara’ya gidiyor. İstanbul’da 1,5 milyon Kastamonulu hemşehrimiz var. Bu kardeşiniz en son seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayıydı. Kastamonulu kardeşlerimiz bizi çok destekledi. Onlara da huzurlarınızda teşekkürü bir borç biliyorum. Çünkü Kastamonu manevi gücü olan bir şehir. Buradaki sizlerin de rüzgârıyla, İstanbul’daki Kastamonulu kardeşlerimizin de bizlere desteğiyle, aynı zamanda Kastamonulu kardeşimiz, Ümraniye Belediye Başkanı adayımız Orçun Şekercioğlu’na ve teşkilatına da buradan bir selam yollamak istiyorum. Ümraniye’de, İstanbul’un 39 ilçesinde rekor kırdık. Yüzde 8,5 oy aldık. Aslında yüzde 15-16 olduğunu tahmin ettiğimiz bir oy vardı ama maalesef sandıkların bir kısmında sandık müşahidi teslim edemediğimiz için, görevlendiremediğimiz için oylarımızın bir kısmı maalesef elimizden uçtu gitti. Başka partiler tarafından masada elimizden alındı arkadaşlar. Ama inşallah bu sefer biraz daha sıkı tutuyoruz Allah’ın izniyle. Buradan hem de İstanbul’a bir mesaj vermemiz lazım. Ümraniye’yi de kazanacağız, İstanbul Büyükşehir’i de kazanacağız inşallah. E, Kastamonu’dayız. Zaten Kastamonu’yu kazanacağız. Onu söylemeye bile gerek yok. Yirmi ilçemiz var. Yirmi ilçemizde de elbette, biraz önce de MKYK üyemiz ifade etti, ilçelerimizde kazanacağız. Evet, bu sefer artık hayırlısıyla… İnsanlarımızın, özellikle hemşehrilerimizin bize olan inancını görüyoruz. Sokakta, arazide bize olan güvenlerini görüyoruz. Kolumuzu tutuyorlar, bırakmıyorlar. Şöyle kolumuzu tutuyorlar, diyorlar ki: ‘Gel böyle başkanım, senin üzerinde biraz görsel yapalım.’ Diyorlar ki: ‘Başkanım, aman diyorlar, bizi bunlardan kurtarın.’ Yani iktidar partisinden bahsediyorlar” ifadelerini kullandı. 

Memura Yüzde 100, Emekliye Yüzde 300 Zam!

Açıklamalarına devam eden Altınöz, “İnşallah buradan tüm vatandaşlarımıza müjdeyi veriyoruz. İkinci Erbakan döneminde hayırlısıyla biz, 100 alan memura 200 vereceğiz. Erbakan Hocamız yüzde 50’yle başlamıştı. Boynuz kulağı geçiyor inşallah. İkinci Erbakan döneminde memurlarımıza yüzde 100 zamla, emeklilerimize yüzde 300 zamla işe başlayacağız inşallah. Ne vaat ediyoruz biliyor musunuz? Ne vaat ediyoruz? Parayı koyacak yer bulamayacaksınız. Onu vaat ediyoruz size. Tarlalarınızı sakın satmayın. Bağlarınızı, bahçelerinizi sakın satmayın. Bizim iktidarımızda çiftçi Türkiye’nin en zengin insanı olacak. Parayı koyacak yer bulamayacaksınız. Çok net söylüyorum. Çünkü biz hepinize satın alma garantisi vereceğiz. Satın alma garantisi. Ayçiçeği üretiyorsun, satın alma garantisi vereceğiz. Mantar mı topluyorsun, satın alma garantisi vereceğiz. Kastamonu’nun Taşköprü’sünün dünyanın en kaliteli sarımsağı arkadaşlar. Bu sarımsağı var ya, Erbakan Hocamız fındıkla alakalı söylüyordu. Ben de şimdi Kastamonu’nun Taşköprü sarımsağıyla alakalı söyleyeyim. Erbakan Hocamız diyordu ki: ‘Bu fındığı eğer İsrail yetiştirseydi, siz bunu eczaneden ilaç niyetine tane tane alırdınız’ diyordu. Ben de buradan söylüyorum: Eğer bu sarımsak İsrail’de yetişseydi, İsrail bunu şifa niyetine, ilaç niyetine, tüm hastalıklara, tansiyona, şekere, kalp rahatsızlıklarına, her türlü hastalığa, kansere birebir şifa diye eczanelerde adet olarak, ilaç olarak satardı. Peki biz niye satamıyoruz? Ben görüyorum şimdi, esnaf kardeşlerimiz satıyor tabii ki. Satış problemi olmasa da bunun coğrafi işaretle çok daha katma değerli…Satılması lazım. Bunu inanarak söylüyorum. Yemeğe lezzetini veren nedir arkadaşlar? Hanımlarımız burada tabii ki. Onların yanında çok da konuşmak uygun olmasa da yemeğe lezzetini veren sarımsaktır, soğandır, tuzdur, karabiberdir, baharattır. Elbette tabii öncelikle sevgidir. Sizler Kastamonulu kardeşlerimiz olarak çok lezzetli yemekler yapıyorsunuz. Zaten burası bir gastronomi şehri. Bizim bu gastronomi geleneğini daha da artırmamız lazım. Mesela İtalya’ya dünyanın her yerinden insanlar gidiyorlar. İspanya’ya dünyanın her yerinden insanlar gidiyorlar. Orada bazı ilçelerde, bazı illerde bir hafta, on gün kalıyorlar. Yiyorlar, içiyorlar, kalıyorlar. Agroturizm dedikleri, ekoturizm dedikleri bir turizm hareketi var. Bunu yapıyorlar. Gidiyorlar, zeytin topluyorlar. O topladığı zeytinleri götürüyor. Orada zeytin fabrikasında, zeytinyağı fabrikasında sıkıyor. Sonra bunları, ‘Ben ürettim’ diyor, bunları bavuluna koyuyor. Kendi memleketine götürüyor. Konu komşusuna, eşine, dostuna dağıtıyor. Bizim de burada bu ekoturizmi hayata geçirmemiz lazım. Burada bizim arkadaşlarımızla Kastamonu ile ilgili yapmış olduğumuz çalışmalarda önümüze gelen bazı hususları sizlerle paylaşmak istiyorum. Mesela Tosya’nın pirinci, dünyanın en kaliteli pirinçlerinden bir tanesi. Bizim bunu katma değerli bir şekilde satmamız lazım. Yani Tosya’nın pirinci farklıdır. Aynı zamanda başka bir şehrin pirinci daha farklıdır. Bunların değerini bizim daha çok artırabilme kabiliyetini ortaya koymamız lazım. İhracat yapmamız lazım. Devrekani’nin buğdayı, İhsangazi’nin siyezi, bunların… Elbette Taşköprü’nün sarımsağını söylemiştim. Bunları daha katma değerli satacak bir satın alma kabiliyeti ortaya koymamız lazım. Bizim dönemimizde, bizim iktidarımızda bunlara satın alma garantisi vereceğiz. Katma değerli bir şekilde satın alma garantisi vereceğiz. ‘Başkanım, bunları nasıl yapacaksınız?’ Ben yaptığım şeylerden bahsediyorum. ‘Yapacağız, edeceğiz’ edebiyatı yapmıyorum. Biz bunları yaptık. Biz bunları 30 yıl önce Erbakan Hocamızın başbakanlığı döneminde yaptık zaten. Fındık tüccarımıza öyle bir rakam verdik ki fındık tüccarı olan, bizim teşkilatımızdan bazı arkadaşlarımız geldiler, dediler ki: “Erbakan Hocam, Allah razı olsun, çok iyi bir fiyat verdin. Ama bu fiyat biraz yüksek kaldı. Bizim devletimiz de zarar etmesin’ dediler. Erbakan Hocamız dedi ki: ‘Biz niye zarar edelim?’ Biz bu fındığı aldık, sattık. 1 milyar dolara devlet olarak aldık. Daha sonra bunu Sanayi Bakanlığı dünyanın birçok yerinde ve Türkiye’de çikolata fabrikalarını 2 milyar dolara sattı. Sanayi Bakanlığının da cebine 1 milyar dolar para kaldı. Sanayi Bakanlığımız da onunla organize sanayi bölgelerini kurdu. Ne anlatıyorum? Yaptığımızdan bahsediyorum. Yaptık biz bunları. Fındığın ne kadar zor şartlarda üretildiğini bilen bir kardeşinizim. Çayın ne kadar zor şartlarda toplandığını bilen bir kardeşinizim. Keza biraz önce ifade ettiğimiz gibi pirinç ne kadar zor şartlarda üretiliyor. Ama bunu üreten arkadaşlarımızın para da kazanabilmesi lazım. Pirincinden para kazanan bir çiftçimiz ne yapacak? Yan tarafta satılan tarlayı alacak. Traktörünü sıfırlayacak, traktörünü yenileyecek. Kendisine kamyonet alacak. Çocuğunu okutacak. Gidecek İstanbul’da bir ev kiralayacak, bir ev satın alacak. Gerekirse kıyafetini yenileyecek. Aşağıda biraz önce girmiş olduğumuz ayakkabıcı esnafından ayakkabısını, çocuğunun ayakkabısını yenileyecek. Bu ayakkabı satan esnafımız ne yapacak? Gidecek fabrikaya, diyecek ki: ‘Artık insanların satın alma kabiliyeti arttı. Sen bana her ay 50 ayakkabı gönderiyordun, artık 100 ayakkabı gönder.’ Ayakkabıcı gidecek ham maddeciye diyecek ki: ‘Ben senden daha önce 20 ton polipropilen alırken, plastik ham maddesi alırken, şimdi sen bana 40 ton gönder.’ diyecek. Kırk ton üreten fabrika gidecek, makine alacak. Makine parkını genişletecek. İşçi alacak, istihdam artacak, ihracat artacak. Böylece işte Yeniden Büyük Türkiye sağlanacak. Biz bunları yaptık. Biz bunları Erbakan Hocamızın döneminde fazlasıyla yaptık. Yüz alan bir emekli 200 aldı, 300 aldı. Hatta banka şubelerinde o emeklilerimize, o memurlar maaşlarını verdiği zaman dedi ki, o emeklilerimiz: ‘Aman evladım,’ dedi, ‘bak akşam sana kasa eksik çıktığı zaman, kasada rakamlar tutmadığı zaman bunu sana yazarlar. Aman Allah korusun, dikkat et, hesabını iyi yap. Benim böyle bir maaşım olamaz.’ dedi. O memur ne dedi gelen emekliye? ‘Amca,’ dedi, ‘sen rahat ol. Biz hesabımızı kitabımızı yaptık. Bu da sana Erbakan Hocamızın hediyesi.’ diye maaşını takdim etti. Dediğim gibi, çiftçilerimize sahip çıkacağız. Kıyı şeridimizde Abana, Bozkurt, Çatalzeytin, Cide turizm alanında çok geri kalmış durumda. Burada biraz önce ifade ettiğim gibi insanların huzurlu tatil yapabileceği alanlar oluşturacağız. Bu sahil şeridinde tamamen insanlarımızın, vatandaşımızın yürüyebileceği hatlar oluşturacağız. Gelecek, huzurlu tatilini yapacak. Dünyanın en güzel sahillerinden birine sahip bu memleket. Niye mesela biz bunu değerlendiremiyoruz? Sadece yazlık olarak değil, dünyanın her yerinden turizm hareketini sağlamamız lazım. Burada bir havalimanımız var. Yapanlardan Allah razı olsun. Teşekkür ediyoruz, tebrik ediyoruz. Ama bu havalimanında Sabiha Gökçen’e uçuş yok. Kastamonulu kardeşlerimiz niye sadece İstanbul’a uçsunlar? Yurt dışına da uçmalılar. Aynı zamanda Antalya’ya da uçmalılar, aynı zamanda Trabzon’a da uçmalılar, aynı zamanda Diyarbakır’a da uçmalılar. Yani çapraz uçuşların da buradan olması lazım arkadaşlar. Değerli kardeşlerim, bunları sağlayacağız. Kastamonu’muzun yüzde 75’i ormanla kaplı olmasına rağmen, bu denli büyük bir orman alanına sahip olan Kastamonu’da, üzülerek söylüyorum, büyük bir mobilya fabrikası yok, bir markamız yok. Kayseri’ye bakıyorsun. Kayserililer sizden daha mı akıllı? İnegöl ve Bursa… Sizden daha mı akıllı bu insanlar? Halbuki orada orman emvali de yok. Kayseri’de orman emvali yok. İnegöl’de kısmen olsa da, Bursa’da, İnegöl’de… Burada büyük bir orman emvali, burada büyük bir ormanlık alan olmasına rağmen maalesef burada teşviklerin yetersizliğiyle, bu üretim ikliminin ortaya konmamasıyla maalesef ki buradan bir marka çıkmıyor. Çok güzel üretim yapan tesislerimiz var mı? Elbette var. Onlara da teşekkür ediyoruz. Ama burada özellikle ihtisas organize sanayi bölgelerinin kurulması suretiyle bir mobilya üretim üssü kurulmak zorunda. Bunu yapabiliriz arkadaşlar. Burada inşallah yapmak bize nasip olsun diyelim. Bunu inşallah biz yapacağız Allah’ın izniyle. İktidarımızda bunu yapacağımızı burada hem canlı yayında hem de medya mensuplarımızın huzurunda, hem de Kastamonulu kardeşlerimizin önünde, bir mobilyacı olarak söz veriyoruz inşallah. Değerli kardeşlerim, Erbakan Hocamızdan bahsettik. Allah gani gani rahmet eylesin. Burada Taşköprü ilçenizde SEKA’nın kâğıt fabrikasını kurmuştu, biliyorsunuz. Erbakan Hocamızın kurduğu fabrikaların hepsini Erbakan Hocamızın bu Çin malı çakma talebeleri sattı gitti. Orijinal talebeleri olsaydı satmazdı. Bak, biz orijinal talebesiyiz. Bizde satma yok. Bizde alma var. Biz satış piyasasında değiliz arkadaşlar. Ben mesela bakıyorum, bu iktidar partisinin yöneticileri devamlı arsa, arazi satıyorlar. Niye mesela bir insan arsa, arazi satsın? ‘Efendim, bizim borcumuz var.’ Yani siz bunu satmayla ödeyemezsiniz. Yılda 60 milyar dolar parayı borç faizine veriyorsunuz. 20 yıllık AK Parti iktidarında tam 600 milyar dolar para faize verilmiş arkadaşlar, kıymetli kardeşlerim. Kastamonu hemşehriler, duyuyorsunuz değil mi? Ne anlatıyorum, duyuyorsunuz değil mi? 600 milyar dolar. 600 milyar dolar. Yani…Yılda 5 tane, özür dilerim, 50 tane Osman Gazi Köprüsü’nü biz faize veriyoruz. Osman Gazi Köprüsü’nü kullananlar var mı? Körfez Köprüsü. Evet. Kocaeli’nden İstanbul’a geçerken kullanılan bir köprü. Bu köprünün maliyeti 1,2 milyar dolar. Bağlantı yolları hariç. Bundan yılda 50 tane köprüyü biz borç faizine veriyoruz. Borç duruyor. Borç daha bitmedi. Yazık, günah değil mi ya? Bu insanların parasını alıp da borç faizini veriyorsunuz. İkincisi, imtiyazlı müteahhitler var. İmtiyazlı müteahhitler. Bunlar anneleri Kadir Gecesi’nde doğurmuş müteahhitler” dedi. 

İmtiyazlı Müteahhit Olmayacak

Türkiye’de ekonomik ve sosyal sorunların çözümü için partisinin politikalarını anlatan Altınöz, “Köprü yaptırıyorsun, köprüden geçiş garantisi veriyorsun. Bakıyorlar, diyorlar ki: ‘Bu köprüden başkanım, günde bin araba geçer.’ ‘Yok,’ diyor, ‘sen yanlış hesap ettin, 10 bin araba geçer.’ Parasını veriyor tıkır tıkır. Kim veriyor? Siz veriyorsunuz. Osman Gazi Köprüsü’nden burada iki kişi geçmiş. Ama geçmeyenler de o köprüden geçiş garantisinin parasını vergileriyle tıkır tıkır ödüyor. Hastaneler yapılıyor. Bu hastaneler çok güzel, teşekkür ediyoruz. Güzel hastaneler yapıyorsunuz. İyi de bu hastaneleri çok pahalıya yapıyorsunuz, bir. İkincisi, bu müteahhitlere hasta garantisi veriyorsunuz. Hasta gelsin gelmesin, hastanın parasını kim ödüyor? Siz ödüyorsunuz. Kastamonu’da, Ankara’daki Bilkent Şehir Hastanesi’ne hiç gitmemiş Kastamonulu kardeşlerimiz ödemeye devam ediyor. Havalimanı… Havalimanlarına yolcu geçiş garantisi veriliyor. Dünyada hiçbir memleketin uygulamadığı bir garantili taahhüt sistemi. Mesela Zafer Havalimanı var Afyon’da. Zafer Havalimanı’nın yapımında demişler ki müteahhidi, gel demişler, müteahhidimizi çağırmışlar. ‘Bizim müteahhit olsun.’ İmtiyazlı, imtiyazlı müteahhit. Bizde öyle bir şey yok tabii de. Demişler ki: ‘Sana biz bu Zafer Havalimanı’ndan yılda 1,2 milyon yolcu geçiş garantisi veriyoruz.’ 1,2 milyon. Peki, kaç kişi geçmiş? Kastamonulu kardeşlerimiz, size bir soru sormuş oldum. 9.600 kişi geçmiş. 10 bin kişi geçmiş. 1,2 milyon nerede? 10 bin nerede? Şimdi bu ihaleyi yapan kişi sizin personeliniz olsa ne yaparsınız? Onu kör testereyle kıtır kıtır kesersiniz. Kör testereyle. Erbakan Hocamız öyle derdi. Görevini teşkilatta yerine getirmeyenlere derdi ki: ‘Seni kör testereyle kıtır kıtır kesmek lazım.’ derdi. Tamam. Bak, Genel Başkanımız öyle söylemiyor. Erbakan Hocamız bu kadar sert bir şekilde kızıyordu. Neden? Çünkü görevini yapman lazım. Evet, ‘Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.’ Biliyorsunuz. Sonuç olarak arkadaşlar, 1,2 milyon, 10 bin kişi. Peki müteahhide 1,2 milyon kişinin parası tıkır tıkır ödeniyor mu? Kim ödüyor? Siz ödüyorsunuz. İşte biz buna karşıyız. Bizim iktidarımızda imtiyazlı müteahhit olmayacak. Hastaneyi devlet yapsın arkadaşlar. Müteahhide vermeye gerek yok ki. Devletimiz zaten zengin. En güzel hastaneyi yapsın. Niye böyle ihalelerle müteahhitlere veriliyor? Bir konuyu daha anlatayım. Çok önemli. Hemen kısa kısa anlatıp inşallah müsaadenizi isteyeceğim. Başka programlarımız da var. Değerli kardeşlerim, Türkiye’nin en büyük beş şehir hastanesi satıldı. Şimdi bunlar diyor ya, ‘Bizim cebimizden bir kuruş çıkmıyor. Biz diyor, tamamen bunu yap-işlet-devret olarak yapıyoruz.’ İktidar partisi yöneticileri doğru söylüyorlar. Evet, iktidar partisi yöneticilerinin cebinden bir kuruş çıkmamış ama işte bu vatandaştan bu paralar ödeniyor. Üzülerek söylüyorum. Bu beş tane şehir hastanesi satıldı. Nereye satıldı peki? Danimarka Varlık Fonu’na. Danimarka’nın Varlık Fonu gelmiş, bizim beş tane şehir hastanemizi satın almış. Neden satın almış peki? Para kazandığı için. Para kazanıyor. Hastane para kazanıyor. Yani hastanenin özel hastaneden bir farkı yok. Garantili olduğu için bakıyor, garantili gelen bir para var. ‘Tamam, ne kadar güzel.’ Vermiş parayı, satın almış. Yani bizim Varlık Fonumuz… Evet, değerli arkadaşlar, işte aradaki fark bu. Erbakan Hocamız kâğıt fabrikalarını yapmış. Ne yapmış bizim AK Partili kardeşlerimiz, iktidar partili kardeşlerimiz? Onlar da satmış. Yine Kastamonu’da değerli Bakan Hocamız tarafından açılan süt fabrikası, Et ve Balık Kurumu yine satıldı, biliyorsunuz. Bu da Kastamonu’nun en önemli kuruluşlarından bir tanesiyken satıldı. Şimdi bu fabrikalar satılıyor da ne oluyor? Borçlar ödeniyor mu? Borçlar ödenmiyor. Çünkü borçları ödemeye yetmiyor. Peki, bu kadar gayrimenkul satılmış, bu kadar kamu iktisadi teşekkülü satılmış, bu kadar fabrika satılmış… Sonuç olarak Et ve Süt Kurumu, mesela buradaki bu kadar büyük bir yatırım satılmış Kastamonu’da. Şu anda Et ve Süt Kurumu olmuş bu kurum. Et ve Balık Kurumu, Et ve Süt Kurumu olmuş. Yine balık olarak da dünyanın en pahalı balığını yiyen bir memleketiz. Denimiz olmasına rağmen bu da Türkiye’nin hakikaten bir garabeti. Bizim balığı çok ucuza yememiz gerekirken pahalı yiyoruz maalesef. Çünkü çoluğumuzun çocuğumuzun protein alması lazım. Özellikle öğrencilerimizin beyin yapısının çalışabilmesi için balık yemesi lazım, et yemesi lazım, protein alması lazım, süt içmesi lazım. Bunlar olmazsa olmaz. Ve bunlarla alakalı da bizim memleketimizde ciddi bir altyapımız var. Evet, Et ve Süt Kurumu şu anda ne iş yapıyor? Et ve Balık Kurumu değişti, Et ve Süt Kurumu. Ankara’da 3 tane büyük, kocaman binaları var Et ve Süt Kurumunun. Üç binada kiracı ve içerisinde böyle takım elbiseli, kravatlı, şöyle dosyalarla gezen binlerce insan var. Oraya gidiyorlar, imza attırıyorlar; buraya gidiyorlar, imza attırıyorlar. ‘Nerede çalışıyorsun?’ ‘Et ve Süt Kurumunda çalışıyorum.’ ‘Ne iş yapıyorsun Et ve Süt Kurumunda?’ ‘Ardahan’dan hayvanlarımızın, büyükbaşlarımızın, küçükbaşlarımızın gelişimiyle alakalı çalışmalar yapıyoruz.’ ‘Efendim, işte bu Kurban Bayramı’nda inşallah tamamen yerli üretimden yetiştirilmiş hayvanlarımızı keseceğiz diye mi çalışma yapıyorlar?’ Hayır. Ardahan’da, Iğdır’da, Erzurum’da dünyanın en büyük büyükbaş üreticisiyken, dünyanın en büyük küçükbaş üreticisiyken bu takım elbiseli, dosyalı arkadaşlarımız ne iş yapıyor? ‘Uruguay’dan mı büyükbaş getirelim? Paraguay’dan mı büyükbaş getirelim, Arjantin’den mi getirelim, Brezilya’dan mı getirelim?’ Bunun hesabını yapıyorlar. Dünyanın en büyük gemileriyle bu hayvanlar gelirken bunların üçte biri o gemilerin içerisinde ölüyor maalesef. Çünkü bu hayvanları bir konserve kutusunun içerisine, yani bir geminin içerisine koyuyorlar. Bu hayvanlar orada bir hapis hayatıyla aylarca gemi yolculuğu yaparak buraya geliyor. Bu hayvanlar bir de burada satılıyor. Satılıyor. Belki siz bunları yiyorsunuz. Siz diyebilirsiniz ki, ‘Yok başkanım, biz bunları yemiyoruz.’ Nereden biliyorsunuz bunları yiyip yemediğinizi? Sonra diyorlar ki, ‘Efendim, bunlar helal kesimle kasaplara geliyor.’ Ya sadece besmele çekerek sen o hayvanı…Kesiyorsun ama o hayvan acaba şimdiye kadar ne yedi, ne içti, biliyor musunuz? Mesela ne yedi bu hayvan, biliyor musunuz? Mesela Brezilya’da bu hayvanın ne yiyeceğini umuyorsunuz. Siz Paraguay’da, Uruguay’da… Mesela ben burada sorsam, dünya haritasında Paraguay’ı nerede gösteremeyiz ya? Türkiye’nin hali var ya, ben bazen düşünüyorum, ‘Ya olamaz.’ diyorum. Bir delinin tekini getirsen, bir deliyi getirsen, desen ki ‘Gel bakalım buraya, sen bu Et ve Süt Kurumunu öyle bir idare et ki biz bile şaşırıp kalalım.’ deseniz, dünyanın öbür tarafından bir hayvan getirmeyi akıl edemezsin. İnanamıyorum ben. Peki, biz geçmişte kendi kendimize yeten 7 ülkeden biri değil miydik, değerli Kastamonulu kardeşlerim? Mesela ‘Yerli malı, yurdun malı, herkes onu kullanmalı.’ diye ben mesela hatırlıyorum, benim çocukluğumda Yerli Malı Haftası kutlardık. Yerli Malı Haftası’nda çerez götürürdük, incir götürürdük, meyve götürürdük. Annemiz pasta, börek yapardı, onları götürürdük. Ya bu iktidar partili arkadaşlarımız bu Yerli Malı Haftası’nda hiç bulunmadı mı acaba? Bulundular. Ama ithalata bayılıyorlar. İthalatı çok seviyorlar. Mesela Çankaya Köşkü’nün tadilatı esnasında, bu iktidar partisinin yöneticisi arkadaşlarımız kendileri Dolmabahçe’de, Beylerbeyi Sarayı’nda veya İngiltere’de Buckingham Sarayı’nda veya Fransa’da Versailles Sarayı’nda büyüdükleri için kendileri Ankara’da, sitelerde bizim veya işte Kastamonu’da mobilyacı arkadaşlarımızdan mobilya almayı tercih etmediler. Nereden aldılar peki? Dünyanın en pahalı İtalyan markasından mobilyaları aldılar. Dünyanın en pahalı İtalyan markası. Kim bu insanlar? Sizin seçtiğiniz ve Ankara’ya gönderdiğiniz insanlar. Şuna benziyor. Bir hikâye anlatılır. İki kişi gitmiş. Bu dereden geçecekler. Derenin içerisinde timsahlar var, yılanlar var. O kişilerden bir tanesi, o siyahlardan bir tanesi demiş ki: ‘Sen demiş bana yardımcı ol. İşte şu sopayla ben geçerken karşı tarafa, sen demiş işte bu yılanları, bu timsahları önüne… Ben demiş hemen yüzerek hızlı bir şekilde karşıya geçeyim.’ Ondan sonra da ‘Ben karşıya geçtikten sonra sen bana yardımcı ol.’ ‘Peki, tamam.’ Geçmiş. Bu karşıya geçen beyaz olmuş. Buradaki siyah olan demiş ki: ‘Tamam demiş, hadi şimdi sıra bende, sen bana yardım et.’ ‘Hadi oradan be, pis zenci.’ Şimdi tam da bunu yaşıyoruz arkadaşlar. Tam da bunu yaşıyoruz. Şimdi bu insanlar iktidara gelmişler, 25 yıldır ne var ne yok satıyorlar. Memleketi iyice faize bulaştırmışlar. Helal haram karışmış arkadaşlar. ‘Önce ahlak ve maneviyat.’ diyoruz, bak. Artık sözlerimizi toparlayalım. Bizim ne yediğimiz, ne içtiğimiz belli değil. Ben şimdi size soruyorum. Siz burada Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri’nin dizinin dibinde yaşayan kardeşlerimizsiniz. Sizin ne yediğiniz, ne içtiğiniz belli değil. Bak mesela benim şimdi şu anda önümde bir su var. Bu suyun helal sertifikasıyla çıkması lazım. Malezya’ya gittik. Biz Malezya’da her şey helal sertifikalı. Hatta dediler ki: ‘Başkanım, burada helal diye sorma. Burada her şey helaldir. Burada helal olmayan vardır.’ Aksine, yediğiniz içtiğiniz şeylerin üzerinde ‘helal değil’ diye sertifika var. Tam tersine. Bak adam ne noktaya gelmiş. Malezya dediği Müslüman bir memleket. D-8’in üyesi. Ama biz bunu hâlâ becerememişiz. Şimdi şu anda mesela sanal kumar… Türkiye’de, 150 milyar dolarlık sanal kumar oynanıyor. Yaklaşık 100 milyar dolarlık da uyuşturucu trafiği var. Nereden bahsediyorum ben? Türkiye’den bahsediyorum ya. Yüzde 99,9’u Müslüman olan memleketimden bahsediyorum. Bunlardan üzülerek bahsediyorum” dedi. 

‘Yapamıyorlar, Batırdılar’

Sanal kumar ve dolandırıcılık iddiaları üzerinden iktidara yönelik eleştirilerde bulunan Altınöz, “İktidarda kim var? Kılıçdaroğlu değil, CHP değil. Bu AK Partililerin ağzını yaya yaya ‘CHP, izleyin…’ E, kardeşim, sizsiniz iktidarda 25 yıldır. Sizsiniz yahu. İkide bir CHP, CHP diyorsunuz. CHP iktidarda değil ki. Sizsiniz iktidarda. Siz…Yapacaksınız bunları. Yapabiliyorlar mı? Yapamıyorlar. Batırdılar. 150 milyarlık sanal kumar… Kim oynuyor bunları? Buradaki insanların ailelerinden oynayanlar var arkadaşlar. Kimsenin farkında değil. Geçende bir arkadaşımız, inanamadım ben, dedi ki: ‘Bizim kardeşimiz ne var ne yok, her şeyimizi batırdı.’ Hiç ummazsınız, olamaz. ‘Biz de,’ diyor, ‘şaşırdık kaldık. Her şey gitti.’ diyor. Şirket gitti, ev gitti, araba gitti. ‘Şu anda,’ diyor, ‘oturduğu ev de satıldı. Başka bir yere kiraya çıkarttık kardeşimizi.’ diyor. Cep telefonundan oynanıyor bu. Cep telefonundan. Peki, bir düğmeye basıp niye kapatamıyor bu arkadaşlarımız bunu? Kapatmaları lazım. Derhal kapatmaları lazım! Bu fon dolandırıcılığını seyrediyorsunuz, değil mi? Rezalete bak! Peki, devleti yöneten insanlar ne işe yarıyor, değerli başkanlarım? Şuradan çocuğun bir tanesi, şu yan taraftan gidip de iki kutu bu helvadan alsa, hemen polis gelir, bu çocuğu alır götürür. Veya ihtiyacı varsa ekmek alacaksa, gidip bir ekmek çalsa, aman yarabbim, ortalık ayağa kalkar. Ama giden paranın haddi hesabı yok. Bir rivayete göre 60 milyar dolar dolandırılmış, bir rivayete göre de 150 milyar dolar para uçmuş gitmiş. Peki, bunları görmüyor musunuz? ‘İşin dibine kadar gideceğiz.’ diyorlar. İşin dibine kadar gidin. Ben buradan başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere İçişleri Bakanı’na, Adalet Bakanı’na bu sözlerinin arkasında durmalarını rica ediyorum. Arz ediyorum. Yeniden Refah Partisi’nin Genel Sekreteri olarak, aynı zamanda Türkiye’nin son seçimlerde en çok oy almış üçüncü partisi olarak ve önümüzdeki seçimlerde de tek başına iktidar olacak partinin temsilcisi olarak söylüyorum: Bundan üzerine sonuna kadar gidin. Ha, siz gitmezseniz inşallah biz çok yakında geleceğiz ve bunu yapanlardan sonuna kadar hesap soracağız. İnşallah. En sonuna kadar, nereye kadar giderse gitsin hesap soracağız inşallah. Değerli kardeşlerim, ‘Aşk aldatır, dert söyletir.’ derler. Biz de gerçekten çok heyecanlıyız. Türkiye’nin iyi yönetildiği takdirde çok büyük imkânlara sahip olduğunu bilen kardeşinizim. Dünyanın birçok ülkesine gidip ziyaret ettik ve birçok ülkenin güzelliklerine baktığımız zaman bizim ülkemiz kadar güzel bir ülke olmadığını hepimiz görüyoruz. Sizler de yurt dışına gidiyorsunuz, geliyorsunuz. Bizim ülkemiz çok güzel. Kastamonu’nun 20 ilçesine git. Her ilçe kendi birbirinden daha güzel. Her ilçenin kendine göre güzellikleri var. Hemen geç yan taraftaki şehre… O daha güzel. Son cümle: ‘Paylaşımda adalet ve yönetimde adalet için Yeniden Refah, yeniden Erbakan” diyerek sözlerini tamamladı.

Toplantı sonunda parti üyeleri ve vatandaşlarla bir araya gelen Altınöz, parti çalışanlarına da çeşitli başarı belgeleri verdi.
 

Özel Haber

Bakmadan Geçme

WhatsApp İhbar Hattı
05531914755
ÇEKİN, GÖNDERİN, YAYINLAYALIM!
WhatsApp İhbar Hattı
05531914755
ÇEKİN, GÖNDERİN, YAYINLAYALIM!