15 Temmuz Paneli Gerçekleştirildi
Kastamonu Valiliği koordinesinde gerçekleştirilen 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü anma etkinlikleri kapsamında, Hoca Ahmet Yesevi Kültür Merkezi'nde '15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Paneli' düzenlendi.
Düzenlenen panelde, milli irade, ulusal egemenlik ve darbe girişimleri akademik açıdan ele alındı. Panelin oturum başkanlığını Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz yaptı. Panelde, Dr. Öğretim Üyesi Murat Yılmaz, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Milli İrade ve Ulusal Egemenlik” başlıklı sunumuyla milli irade kavramının tarihsel gelişimini anlattı. Prof. Dr. Şerif Demir ise “Cumhuriyet Dönemi Askeri Darbeler ve 15 Temmuz” konulu sunumunda Türkiye’nin darbe geçmişi ile 15 Temmuz hain darbe girişimini değerlendirdi.
Programa kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, akademisyenler, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.
Açılış konuşmalarını yapan Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz, “15 Temmuz 2016 yılında bir darbe girişimi olarak tarihe geçti. Şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. 253 şehidimiz ve 2 bin 193 yaralımız, gazimiz oldu. Üzerinden 10 yıl geçti. Emniyet Genel Müdürlüğüne yapılan menfur saldırıyı hiç unutmuyoruz. Hala gözlerimizin önünde. Orada 44 polisimiz şehit oldu, 36 yaralımız oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisine, Meclis binasına yapılan saldırıda dikkat ediniz ki Meclisimiz menfur saldırının hedefi oldu. Kahramanlar çıkardı. Şehit Ömer Halisdemir, sembol isimdi. Diğer kahramanlar gibi Özel Kuvvetler Komutanlığında şehit edildi ama darbecileri vurarak etkisiz hâle getirip bu menfur olayın seyrini değiştirmeyi başardı. Bu kahraman ismi, Türk tarihinin şeref sayfasında yerini aldı. Türk Silahlı Kuvvetlerine, emniyet birimlerine sızmış, resmî hüviyet elde etmiş, üniforma altına gizlenmiş, sivil uzantıları bulunan bir örgüt, FETÖ terör örgütü, ülkemizin geleceğine kastetti. Bu örgütün yurt dışı uzantılarını olaydan sonra öğrendik. Devletin bir beka meselesi içinde olduğu fark edildi. Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak ülkesine, devletine, milletine o gece demokrasiye sahip çıktı. Sadi Şirazi Hazretleri, 13. asırda malum, Gülistan ve Bostan adlı eserlerinde şöyle diyor: ‘Yedi derviş bir iklimi paylaşır ama iki sultan bir dünyaya sığmaz’ Bu söz bizim tarihimizde şöyle değişmiştir: “Bir hasırda kırk derviş uyur ama iki sultan bir iklime sığmaz.” Bunun anlamı şudur: Devlet, yani iktidar, ortaklık kabul etmez. İkinci bir güç kabul etmez. Bu, tarih boyunca her dönemde böyle olmuştur. Osmanlı yönetiminden de örnekler vereceğiz, millet tarihimizden de örnekler vereceğiz. İktidar, ikinci bir ortaklığı, yönetilmeyi, el altından yönlendirilmeyi kabul etmez. Dolayısıyla iktidar, meşru gücünü kullanır. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti de meşru gücünü kullanmıştır. Çok fazla örnek var. Türk tarihinde de bunun birçok örneği vardır. Nizamülmülk mesela, Büyük Selçuklu Devleti’nin veziri, yani o günün başbakanı. Melikşah dönemindeki gelişmeler ve nihayetinde hançerlenerek şehit edilmesi olayı, Selçuklu Devleti’ni büyük bir siyasî krize sürükleyen olaylardan biridir. Osmanlı döneminde de sosyoekonomik ve siyasî çalkantılar, bir kısmı dış faktörlerden kaynaklanmış olsa da, iktidarı ele geçirmeye çalışan ya da iktidara ortak olmaya çalışan girişimler ve ayaklanmalar yaşanmıştır. Osmanlı Devleti bunlarla mücadele etmiştir. Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren örneklerimiz vardır. Genç Osman katledilmiştir. III. Selim tahttan indirilmiş, boğdurulmuştur. Alemdar Mustafa Paşa’nın müdahalesi, Kabakçı Mustafa İsyanı’nın kanlı bir şekilde bastırılması, Sultan Abdülaziz’in 1876 yılında tahttan indirilmesi… İndirilmekle de kalmamış, katledilmiştir. Şehit Mehmet Paşa ve Ali Suavi de toplantı esnasında öldürülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de, yakın tarihimizde de darbeler yaşandı. Darbelerle ilgili Şevket Hocamız konuşacak. Dolayısıyla konu önemli. Bu yıl darbe girişiminin 10. yılındayız. Bu önemli. Türkiye’nin demokrasi zaferinin kamuoyuna doğru bir şekilde aktarılması açısından 10. yıl önemli bir dönüm noktasıdır. Medyaya önemli görevler düşüyor. Bu konular bizim de sorumluluk alanımızın içerisinde. Toplumun tüm kesimlerine görevler düşüyor. Cuma günü camilerimizde konuyu çok güzel izah eden bir hutbe dinledik. Mesele hepimizin meselesi. Biz kürsülerden, imamlarımız hutbelerden, vaizler vaaz kürsülerinden; toplumun değişik kesimlerindeki kurum ve kuruluşlar da kendi amaçları doğrultusunda toplumu bilgilendirme görevini yerine getirmelidir. Milletimiz 15 Temmuz’da önemli bir bilinçle hareket etti ve millî irade tecelli etti. Bu ne demektir? ‘İrade bizim’ yani millet iradesine sahip çıkmış demektir. Bu mücadelenin sonucunu millet aldı. Bu ne demektir? ‘Zafer bizim’ yani irade milletin iradesidir, kazanım da milletindir. Bunun önemi şudur: Türk tarihini değerlendirdiğimiz zaman, biraz önce birkaç örnek verdim. Hepsinin kendi şartları ve sonuçları farklıdır. Hepsini ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Ancak 15 Temmuz, tarihî hafızamızı da altüst eden bir hadise olmuştur. Bunu da ifade edelim. Bildiğimiz tarih biçimlerinin farklı bir boyutunu yaşamış, görmüş olduk. Tabii bu 15 Temmuz kazanımının, Türkiye’nin kendi iradesiyle geleceğini inşa etmesi, kararlı bir şekilde ilerlemesi açısından önemli bir boyutu var. Milletin ortak hafızasının en önemli unsurlarından biri olduğunu da teslim etmiş oluyoruz. Bu anlamda da önemli. Araştırmalar yapacağız, yaptıracağız. Toplumu bilinçlendirmek, bilgilendirmek, doğru bilgiye ulaştırmak hepimizin görevi. Tabii şunu da ifade etmiş olalım. Bugün burada tarihçiler olarak biz konuşuyoruz. Belki aramızda gençler var, yanlış anlaşılmasın. Bu tabloya bakıp da meselenin sadece bir tarih meselesi olduğu zannedilmesin. Konu hepimizin meselesi. Yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, yetkililer olarak bu konu bütün milletin üzerinde duracağı bir konudur. Dolayısıyla önce gerçeği bilmek, sonra ihtiyaç olursa tedbirli olma meselesi önemlidir. Eski bir sözümüz var değil mi? ‘Su uyur, düşman uyumaz’ diye. Dolayısıyla tedbiri de bırakmamak gerekir, diyorum. Toplumun sağlıklı bir şekilde aydınlatılması gerekir. Bunun hakkında müzakere yapacaklar. Şimdi Çanakkale konusundan bahsediyoruz. Millî mücadele ruhu diyoruz. O dönemi bu ruhla çok güzel ifade ediyoruz. Bu kavramın içini bu ruhla dolduruyoruz. Cumhuriyet ruhu diyoruz. Şimdi bir de 15 Temmuz ruhu diyeceğiz artık. Ve bu ruhu şekillendiren üç iradeden bahsederek ilk sözü konuşmacımıza vereceğim. Bu üç irade nedir? Birincisi, o gece Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın milleti meydanlara çağırması ve bu süreci başlatan liderlik iradesidir. Birinci irade budur. Bu kararlılığı Cumhurbaşkanımız göstermiştir, bu önemli. İkincisi de önemli. Bu çağrıyı tereddüt etmeden yerine getirerek sokağa çıkan vatandaşın, yani demokrasiye sahip çıkan milletin iradesidir. Buna da milletin iradesi diyoruz. Milletin iradesi de ikinci irade olarak önemlidir. Tabii bu iki iradenin ötesinde üçüncü bir irade daha var. Devletimizin kurum ve kuruluşlarıyla ortaya koyduğu demokrasiyi koruma iradesi. Bu üçüncü irade de 15 Temmuz kalkışmasını akamete uğratan, onu düzenleyenlerin ve dışarıdaki beklentileri olan çevrelerin beklentilerini boşa çıkaran iradedir. Beklentileri kimlere verilmişse onların da beklentilerini boşa çıkaran bir girişim olarak tarihimize geçti. Onun için demokrasiye kasteden bu ve benzeri girişimlere karşı toplumsal bilincin canlı tutulması için aydınlatma faaliyetleri yapılması gerekir. Etkinliklerin titizlikle yürütüldüğünü görüyoruz. On yıldır bunu takdirle karşılıyoruz. Uluslararası kamuoyuna da Türkiye’nin bu anlamdaki gücünü, zaferini ve FETÖ yapılanmasının hem Türkiye’de hem de özellikle Türkiye dışında oluşturduğu tehdidi anlatabilmek önemlidir. Anlatabilmek gerekiyor. Bunun için 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü çerçevesinde yapılan etkinlikler önemlidir. İletişim Başkanlığımız da bu yılın konseptini ifade etmiştir. Biraz önce ben de konuşmamda belirttim: ‘İrade bizim, zafer bizim’, bu konsepti bu yıl her yerde görüyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.