Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın: 'Emekliler Ciddi Gelir Kaybı Yaşamaktadır'
Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın'ın katılımıyla Eğitim-Bir-Sen İl Danışma Toplantısı Dedeman Park Otel'de düzenlendi.
Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın'ın katılımıyla Eğitim-Bir-Sen İl Danışma Toplantısı Dedeman Park Otel'de düzenlendi. Toplantının açılışında konuşan Eğitim-Bir-Sen İl Başkanı Orhan Sancaktaroğlu, teşkilatın Kastamonu'da yeniden yetkiye ulaştığını belirterek, bunun ortak emeğin sonucu olduğunu söyledi.
Açılış konuşması yapan Eğitim-Bir-Sen İl Başkanı Orhan Sancaktaroğlu, 'Bugün burada, yılların emeğinin, sabrının ve inancının neticesinde yeniden ulaştığımız yetkinin sevincini paylaşmak için bir aradayız. Bu başarı; sahada gece gündüz çalışan iş yeri temsilcilerimizin, ilçe teşkilatlarımızın, yönetimlerimizin kadın komisyonumuzun ve üyelerimizin ortak emeğinin ürünüdür. Bu vesileyle, fedakrca çalışan tüm teşkilat mensuplarımıza gönülden teşekkür ediyorum. Şube tarihimiz boyunca ulaştığımız en yüksek üye sayısına erişmiş bulunuyoruz. Bu tablo, Eğitim-Bir-Sen'e duyulan güvenin, samimiyetin ve teşkilatımızın gayretinin en güçlü göstergesidir. Yıllardır sendikamıza sadakatle sahip çıkan kıymetli üyelerimize şükranlarımı sunuyor, sendikasızken bize üye olan ve farklı sendikalardan ayrılarak Eğitim-Bir-Sen'i tercih eden yeni üyelerimize de aramıza hoş geldiniz diyorum. Kastamonu'nun yeniden yetkiye ulaşmasında rehberliği, desteği ve teşkilatımıza verdiği güç dolayısıyla Genel Başkanımız Sayın Ali Yalçın'a ve genel merkezimize hassaten teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, Gazze başta olmak üzere bütün dünyada zulüm altında yaşam mücadelesi veren kardeşlerimizi de unutmadığımızı özellikle ifade etmek istiyorum. Eğitim-Bir-Sen olarak nerede bir mazlum varsa onun yanında, nerede bir haksızlık varsa onun karşısında olmaya devam edeceğiz. Yetkiyi aldık, güveni büyüttük. Şimdi daha büyük sorumlulukla, daha güçlü bir teşkilat olarak yolumuza devam edeceğiz. Gayret bizden, tevfik Allah'tandır. Bugün aynı zamanda iki anlamlı günü de idrak ediyoruz. Bir yandan emek, mücadele ve değer odaklı sendikacılığın öncüsü Memur-Sen'imizin kuruluş yıl dönümünü kutluyor; diğer yandan İstiklal Madalyası ile onurlandırılan tek ilçe olan Yiğit İnebolu'muzun Şeref ve Kahramanlık Günü'nü tebrik ediyor, bu vesileyle bütün kahramanlarımızı ve şehitlerimizi rahmet ve minnetle yd ediyorum. Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim eylesin, emeklerimizi bereketlendirsin' şeklinde konuştu.
'Mücadelemizi Sürdürüyoruz'
Açıklamalarda bulunan Memur-Sen İl Temsilcisi ve Diyanet-Sen İl Başkanı İrfan Bakır, 'Kastamonu; merkez ilçesiyle birlikte 20 ilçesi bulunan, Batı Karadeniz Bölgesi'nde yer alan güzide bir ilimizdir. En yakın ilçemiz 25 kilometre uzaklıktaki İhsangazi, en uzak ilçemiz ise yaklaşık 140 kilometre mesafedeki Cide'dir. Beş ilçemiz sahil ilçesidir. Biz böyle bir coğrafyada, Memur-Sen ailesinin temsil ettiği 11 hizmet kolumuzla birlikte çalışıyor, çabalıyor ve mücadelemizi sürdürüyoruz. Tabii ki büyük bir camianın mensubuyuz. Memur-Sen ailesi içerisinde Türkiye'nin en büyük üye sayısına sahip sendikası Eğitim-Bir-Sen'dir. Kastamonu'muzda geçen yıl Eğitim-Bir-Sen'in yetkili olmaması nedeniyle büyük bir eksiklik yaşadık. Ancak Orhan Başkanımızın ve ilçe temsilcilerimizin gayretli çalışmaları sayesinde 2026 yılı içerisinde Eğitim-Bir-Sen hem merkez ilçede Millî Eğitim Müdürlüğünde hem de 'alınamaz' denilen üniversitemizde yetkiyi almıştır. Bu vesileyle Eğitim-Bir-Sen camiamızı kutluyorum. Durmak yok, yola devam diyorum. Bildiğiniz gibi mayıs ayı yaklaşırken bütün sendikalar, sağımızdakiler de solumuzdakiler de 'Yetkiyi alacağız' diyorlar. Ben de buna ilişkin kısa bir fıkra anlatayım. Temel ile İdris sinemaya gitmişler. Filmde bir yarış sahnesi varmış. Temel, İdris'e dönüp, 'Şu araba virajı alamayacak, takla atacak' demiş. İdris ise 'Yok, alacak' diye cevap vermiş. Bunun üzerine iddiaya tutuşmuşlar. Sonunda araba gerçekten virajı alamayıp takla atmış. Sinemadan çıkarken Temel, İdris'e dönüp, 'Ben bu filmi daha önce izlemiştim' demiş. İdris de 'Vallahi ben de izlemiştim' diye cevap vermiş. Temel şaşkınlıkla, 'O zaman neden iddiaya girdin?' diye sorunca İdris, 'Belki bu sefer akıllanır diye düşündüm' demiş. İşte bizim sağımızdaki ve solumuzdaki bazı sendikacılar da her sene 'Yetkiyi alacağız' diyorlar. Sahada hizmet yok, emek yok. Ama 15 Mayıs geldiğinde gerçekleri görüyorlar. Çok değerli başkanlarım, Kastamonu'da 8 bin 886 üyeyle yetkili konfederasyonuz. Bu gücü nereden alıyoruz? Elbette Ankara'nın desteğinden, Genel Başkanımızın desteğinden alıyoruz. AK Parti İl Başkanımızın, milletvekillerimizin, İl Genel Meclisi Başkanımızın ve diğer paydaşlarımızın destekleriyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Elbette taleplerimizin bazıları yerine gelir, bazıları gelmez. Bunun farkındayız. Ancak Memur-Sen ailesi olarak mücadelemizi sürdürüyoruz ve sürdüreceğiz' dedi.
'Eğitim-Bir-Sen, Türkiye'nin En Büyük Örgütlü Gücü Ve En Büyük Sendikasıdır'
Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, toplantılarının hayırlı olmasını dileyerek; 'Bugün, Orhan Başkanımızın da ifade ettiği gibi, 9 Haziran Memur-Sen ailesinin ve Memur-Sen Konfederasyonunun kuruluşunun 31. yıl dönümüdür. Bugün itibarıyla 1 milyon 130 bin üye sayısına ulaştık. Bu yıl ayrıca 50 bin yeni üye kazanarak büyümemizi sürdürdük. Bu nedenle sizlerin şahsında tüm teşkilatlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Tüm sendikalarımızda yetkili olmak Memur-Sen ailesinin bir geleneğidir. Geçen yıl Kültür Hizmet Kolu'nda yetkiye ilişkin son anda bir nazarlık oluştu. Ancak bazen bir adım geri atarsınız ki daha güçlü sıçrayabilesiniz. Bu yıl farkı açarak Kültür Memur-Sen'de genel yetkiyi yeniden aldık. Böylece 11 hizmet kolunun tamamında yetkili olma geleneğimizi sürdürdük. Bu vesileyle Kültür Memur-Sen teşkilatımızı da bir kez daha tebrik ediyor, kendileri için güçlü bir alkış istiyorum. Kastamonu'da eğitim, öğretim ve bilim hizmet kolunda tüm birimlerde yetkili olmanın sevincini yaşatan, bu anlamlı programı tertip eden başta Orhan Sancaktaroğlu Başkanımız olmak üzere kıymetli yönetimine, ilçe yönetimlerimize, iş yeri temsilcilerimize ve teşkilatımızın öz gücü olan üyelerimize özellikle teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. Bu başarı Kastamonu açısından da, Türkiye açısından da son derece önemlidir. Türkiye genelinde yalnızca 7 il dışında yetkimizin olmadığı bir il kalmamıştır. Diğer illerde de yetkiyi en kısa sürede alacağımıza inanıyoruz. Çünkü Eğitim-Bir-Sen, 444 bin 454 üye sayısıyla işçi ve memur sendikaları dhil olmak üzere 500'ü aşkın sendika arasında Türkiye'nin en büyük örgütlü gücü ve en büyük sendikasıdır. Memur-Sen ailesi ise 1 milyon 130 bin üyesiyle Türkiye'nin en büyük örgütlü kapasitesini temsil etmektedir. Bu son derece kıymetlidir. Bunun altını özellikle çizmek isterim. Neden? Çünkü burada HAK-İŞ Başkanımız ve temsilcilerimiz bulunuyor. Allah kendilerinden razı olsun. Türkiye'de işçi ve memur sendikacılığı serüvenini yakından takip eden kamu görevlileri olarak bizler, 14 Şubat 1992'de yola çıkarken Türkiye'nin yeni bir sendikal akıma ve yeni bir sendikal anlayışa ihtiyaç duyduğuna inanıyorduk. Bu yola, Cahit Zarifoğlu'nun 'Yedi Güzel Adam' olarak tarif ettiği kuşağın önemli isimlerinden, herkesin saygı duyduğu bir mütefekkir ve münevver olan Mehmet Akif İnan ile çıkmış olmak bizim için büyük bir avantaj ve önemli bir değer olmuştur. Türkiye'de kamu görevlileri sendikacılığının alan kazanmasında, saygınlık elde etmesinde ve toplum nezdinde karşılık bulmasında Mehmet Akif İnan'ın ortaya koyduğu fikir ve duruşun çok önemli katkısı vardır. Memur-Sen ailesi, 31 yıllık geçmişinde ve Eğitim-Bir-Sen ile başlayan 35 yıllık yolculuğunun her adımında bu avantajı hissetmiş, bugün de aynı güven duygusuyla yoluna devam etmektedir. Kamu görevlileri sendikacılığında Memur-Sen ailesi, Kastamonu'da olduğu gibi Türkiye'nin dört bir yanında yetkili sendika olarak farkını ve tarzını ortaya koymaya devam etmektedir. Biz sendikal alana, iyiliği emretmenin ve kötülükten sakındırmanın örgütlü bir yansıması olarak baktık. Sendikacılığı sadece hak arama mücadelesi değil, aynı zamanda değerler temelinde yürütülen bir sorumluluk alanı olarak gördük. Anadolu'nun köklü değerlerini baş tacı ederek, kendi medeniyet tasavvurumuzdan ve köklerimizden beslenerek sendikacılığın bize özgü modelini ortaya koyma iddiasıyla yola çıktık. Bu nedenle 'değerlerine göre sendikacılık' anlayışımız bazen hamaset olarak değerlendiriliyor. Oysa biz bunu hamaset olsun diye değil, hakikatin altını çizmek ve hakkı teslim etmek için ifade ediyoruz. Çünkü Memur-Sen ailesinin ortaya koyduğu tarz ve tavır, her geçen gün farkını daha belirgin şekilde ortaya koymaktadır. Bugün gelinen noktada Memur-Sen, kamu görevlileri sendikacılığının amiral gemisi hline gelmiştir. Her şartta büyümeye ve yürümeye devam ediyoruz. Çünkü kamu görevlilerine güven verdik. Üyelerimizin gururu, tüm kamu çalışanlarının ise umudu olmaya gayret ediyoruz. Sendika yasasının eksikliklerine ve uluslararası sendikal normlarla uyumsuzluklara rağmen mevcut şartları iyileştirmek ve daha ileri haklar elde etmek için sahadaki mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Memur-Sen, sendikacılığı kavga zemininden çıkarıp rekabet zeminine taşımayı başarmış ve bu yaklaşımı toplumda karşılık bulmuştur. Bu ülkenin nefes alma imknı yakalamasına öncülük ettik' dedi.
'Memur-Sen'in Yanında 'Merhamet-Sen' Boyutunu Da Ortaya Koyduk'
Sendika olarak mazlumların yanında olduklarını söyleyen Yalçın; 'Yeryüzünün herhangi bir yerinde bir mazlum veya mağdur varsa, o bizim ulusal sınırlarımız içerisinde olmayabilir. Sorumluluk alanımız olarak belirlediğimiz sınırların içinde bulunmayabilir. Ancak dünyanın herhangi bir yerindeki mazlum ve mağdur bizim ilgi alanımızın içindedir. Çünkü bize oradan da soru gelir. Bizim inancımız, insanı yalnızca yaptıklarından değil, yapması gerekirken yapmadıklarından da sorumlu tutar. Bu anlayıştan hareketle, mazlumun ve mağdurun dinine, diline, ırkına bakmadan hareket ettik. Çünkü biliyoruz ki oradan bize soru gelir. Bu nedenle Nepal'de, Filipinler'de veya dünyanın başka bir yerinde deprem ve afet yaşandığında ilk yardım faaliyetlerini başlatan, yardım kuruluşlarını harekete geçiren bir merhamet hareketi olduk. Bazen Memur-Sen'in yanında 'Merhamet-Sen' boyutunu da ortaya koyduk. Tıpkı Bosna'da, Somali'de, Suriye'de, Filistin'de ve dünyanın bütün mazlum coğrafyalarında yaptığımız gibi. Onun için Memur-Sen ailesi farklı bir ailedir, güçlü bir ailedir. Bu toplantıya, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün 114'üncü Uluslararası Çalışma Konferansı'nın hemen ardından geldik. Ankara'daki toplantımızı tamamladıktan sonra buraya iştirak ettik. Normal şartlarda Uluslararası Çalışma Örgütü'nün gündeminde sosyal adalet, gelir dağılımında adalet, dijitalleşme, yapay zek konusunda farkındalık oluşturulması ve iklim krizine dikkat çekilmesi gibi başlıklar yer alır. Ancak bu kez farklı bir gündemle karşılaştık. Geçen yıl Filistin'in ILO'da gözlemci üye olması yönündeki teklif, dünya genelindeki emek örgütlerinin desteğiyle kabul edilmişti. Ancak İsrail bu durumu hazmedemedi. İsrail, Amerika Birleşik Devletleri ve Arjantin ortak bir önerge vererek Filistin'in gözlemci üyeliğinin iptal edilmesini talep etti. Konu çevrim içi oylamaya açıldı. Her ülkeden işveren, çalışan ve hükümet temsilcisi olmak üzere üç kişi oy kullanabiliyordu. Biz de Memur-Sen heyeti olarak salondaydık. Oylama sonucunda İsrail'in önerisine yalnızca 17 oy çıkarken, Filistin'in gözlemci üyeliğinin devamı yönünde 394 oy kullanıldı. Buna rağmen İsrail temsilcileri söz alarak Filistin'in gözlemci üyeliğinin sona erdirilmesi yönündeki taleplerini dile getirmeye çalıştılar. Biz de Memur-Sen olarak masalara vurarak protesto başlattık. Protesto kısa sürede salona yayıldı. İsrail temsilcisinin konuşması kesildi. Moderatör ortamı yatıştırmaya çalıştı. Ancak İsrail temsilcisi yeniden söz almak isteyince daha güçlü bir protestoyla karşılaştı. Bir kez daha söz almak istedi, yine protesto edildi. Sonunda vazgeçmek zorunda kaldı. Böylece hem İsrail'in propagandasına izin vermedik hem de hedeflerine ulaşmasını engelledik. Daha sonra Kırık Sandalye Meydanı'nın önünde, uluslararası emek örgütlerinin katılımıyla bir eylem gerçekleştirdik. Filistin'deki insani krize, hayatını kaybeden bebeklere, kadınlara, yaşlılara ve sivillere dikkat çekerek uluslararası topluma çağrıda bulunduk. Çünkü biz şartlara göre hareket eden bir teşkilat değiliz. İlkelere göre hareket eden bir teşkilatız. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir yanlış varsa buna yanlış demeyi görev kabul ediyoruz. Bedeli ne olursa olsun bunu ifade etmeyi varlık sebebimiz olarak görüyoruz. Bu yüzden orada sessiz kalsaydık, Memur-Sen olmanın anlamı kalmazdı. Bize 'Bu tavır sorun çıkarır, sıkıntı oluşturur' diyenler olabilir. Bırakalım onlar bunu düşünsün. Biz varlık sebebimiz neyse onu yerine getirmekle mükellefiz. Türkiye'de Gazze başta olmak üzere insani krizlerin yaşandığı her konuda Memur-Sen ya öncülük etmiş ya da güçlü desteğiyle sürecin içinde yer almıştır. Bu, Memur-Sen ailesinin varlık sebeplerinden biridir. Biz bu bilinçle hareket ettik ve etmeye devam ediyoruz. Dolayısıyla Memur-Sen, millet iradesinin yanında; darbenin ise sonuna kadar karşısındadır. Bu söylemimiz bir hamaset değil, hakikatin gerektirdiği bedeli ödemeyi göze alan bir cesaretin ifadesidir. İşte bu nedenle Memur-Sen, ülkenin en kritik dönemlerinde sorumluluk almış bir teşkilat olarak büyümeye ve yürümeye devam etmektedir' şeklinde konuştu.
'Bin 124 Kazanımın Altında Bizim İmzamız Vardır'
Açıklamalarına devam eden Yalçın; 'Sendikal alan dağılmış olabilir. 300'ü aşkın sendika ile adeta bir gecekondu görüntüsü oluşmuş olabilir. Yasal boşluklardan beslenen yapılar nedeniyle sendikal alan zaman zaman zayıflayabilir. Ancak biz varlığımızı büyütmeye, kamu görevlileri sendikacılığına olan inancı canlı tutmaya devam ediyoruz. Bunun sonucunda bugün gelinen noktada kamu görevlileri adına elde edilen bin 124 kazanımın altında bizim imzamız vardır. Bizim emeğimiz, alın terimiz ve mücadelemiz vardır. Bizden önce de yetkili sendikalar vardı. Onlar da masaya oturdu, toplu görüşmeler yaptı. Ancak bugün biz bin 124 kazanımdan söz ediyoruz. Bu, Memur-Sen ailesinin ne yaptığının ve nasıl bir mücadele verdiğinin en açık göstergesidir. Elbette sorunlarımız bitmiş değil. Dün çok daha büyük sorunlarımız vardı. Demokratikleşme, özgürleşme ve vesayet düzeninden kurtulma konusunda önemli mesafeler aldık. Ancak bugün de yeni sorunlarımız bulunuyor. Bunların başında gelir dağılımında adalet sorunu geliyor. Kamuda farklı statüler ve farklı istihdam modelleri üzerinden oluşan ücret makasları; okumanın, emek vermenin, uzmanlaşmanın ve kariyer yapmanın değerini azaltan bir tablo ortaya çıkarmıştır. Biz bu çarpık yapıyı eleştiriyor ve değiştirilmesi için mücadele ediyoruz. Kamuda ciddi bir ücret adaletsizliği vardır. Kamu personel sisteminin yeniden ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle 'Kamu Personel Sistemi: Tespit, Teklif ve Tavsiyeler' başlıklı kapsamlı bir çalışma hazırlayarak ilgili kurumlara sunduk. Kamuda kapsamlı bir personel reformuna ihtiyaç vardır. Bu reform kapsamında on başlık ve yirmi farklı konuda öneriler geliştirdik. Birinci dereceye gelen tüm kamu görevlilerine 3600 ek gösterge verilmesinden, mühendislik meslek kanununa; 2016 sonrası göreve başlayanlara bir derece verilmesinden görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarının standart hle getirilmesine; mülakatın kaldırılmasından akademik kariyer sahibi çalışanların hak ettikleri ücretlere kavuşmasına kadar pek çok başlığı içeren kapsamlı bir reform önerisi ortaya koyduk. Artık tekil düzenlemelerle sorunların çözülemeyeceği bir noktadayız. Kamu personel sisteminin bütüncül bir yaklaşımla yeniden yapılandırılması gerekiyor. Bizim mücadelemiz açıktır: Ücret adaleti sağlansın, kamu personel sistemi yeniden yapılandırılsın, çalışma barışını bozan uygulamalar ortadan kaldırılsın ve kamu hizmetlerinde verimlilik artırılsın. Bu taleplerimizi ilgili tüm makamlarla paylaştık. Sayın Cumhurbaşkanımızla 1 Mayıs resepsiyonunda bir araya geldiğimizde de bu ihtiyaçları kendilerine ifade ettik. Bunun yanında, 2026 yılında mutlaka hayata geçirilmesini istediğimiz en önemli konu 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun değiştirilmesidir. Çünkü artık bu yasayla gelinen noktanın sonuna gelinmiştir. Devletin geçmişteki kaygılarını anlayabiliyorduk. Ancak bugün aynı kaygıların sürdürülmesini doğru bulmuyoruz. Yıllarca kamu görevlilerine sendika hakkı verildi ama bu haklar eksik bırakıldı. Sendikaların gövdesi olsun ama etkisi olmasın anlayışıyla hareket edildi. Toplu sözleşme hakkı verildi ancak grev hakkı verilmedi. Biz yıllardır buna itiraz ediyoruz. Toplu sözleşme sisteminin bazı eksikleri giderildi ancak grev hakkı konusunda hl gerekli adımlar atılmadı. Artık uluslararası standartlarda bir kamu görevlileri sendikacılığı sistemine ihtiyaç vardır. Bu konuda Çalışma Bakanlığı ile görüşmeler sürüyor. Şu ana kadar 4 toplantı yapıldı, önümüzdeki günlerde yeni toplantılar da gerçekleştirilecek. Amacımız sendika yasasını çağın ihtiyaçlarına uygun şekilde yeniden şekillendirmektir. Çünkü son iki toplu sözleşmede uzlaşma sağlanamadı. Bana, 'İki toplu sözleşmedir uzlaşamıyorsunuz' diyorlar. Ben de soruyorum, bu şartlarda uzlaşmalı mıydık? Bu şartlarda imza mı atmalıydık? Ücret adaletsizliğini eleştirirken, aynı zamanda o adaletsizliğin altına imza atamazdık. Bizim görevimiz doğruları söylemektir. Bu nedenle 'Bizim işimiz hükümetin doğrularını söylemek değil, hükümete doğruları söylemektir' diyorum. Bizim işimiz maliyenin gerekçelerini sıralamak değil, maliyeye gerçekleri anlatmaktır' diye konuştu.
'Çalışan İle Emekli Arasındaki Gelir Farkı Kabul Edilemez Seviyelere Ulaşmıştır'
Maaşlara değinerek sözlerine devam eden Ali Yalçın; 'Bugün kamu görevlileri emeklileri ciddi gelir kaybı yaşamaktadır. Görev aylığı ile emekli aylığı arasındaki makas açılmıştır. Birçok ödeme emekliliğe yansımadığı için çalışan ile emekli arasındaki gelir farkı kabul edilemez seviyelere ulaşmıştır. Bu durumun düzeltilmesi gerekiyor. İnsanlar emekli olduklarında geçim sıkıntısı yaşayan değil, mesleklerinin saygınlığını koruyarak yaşamlarını sürdürebilen bireyler olmalıdır. Biz bunu dile getirmek zorundayız. Bu eleştirilerimiz bir siyasi tavır ya da iktidar karşıtlığı değildir. Bizim amacımız sorunları görünür kılmak ve çözüm üretmektir. Bizim işimiz siyaset mühendisliği yapmak değil, sendikacılık yapmaktır. Biz üzüm yemek istiyoruz, bağcı dövmek değil. Hakikat neyse onu bugün de söyleyeceğiz, yarın da söyleyeceğiz. Yarın farklı bir siyasi iktidar olsa da doğruya doğru, yanlışa yanlış demeye devam edeceğiz. Çünkü biz Memur-Sen ailesiyiz. Çünkü biz erdemli sendikacılık hareketiyiz. Bugün yeni kazanımlar elde etmenin, yeni sorunları çözmenin peşindeyiz. Gayretimiz de sürecek, cesaretimiz de sürecek. Örgütlü gücümüzü büyütmeye devam edeceğiz. Kastamonu'da bugün tüm birimlerde en güçlü dönemlerimizden birini yaşıyoruz. Ancak bizim hedefimiz zirvede kalmak değil, zirveden yeni ufuklara yürümektir. Bizim için iki tür insan vardır: Üyelerimiz ve henüz üye olmamış olanlar. Bu nedenle anlatmaya, davet etmeye ve mücadelemizi aktarmaya devam edeceğiz. Dün 'üye olmaz' denilen birçok insanın bugün aramızda olduğunu gördük. Bu yüzden kimseye ön yargıyla yaklaşamayız. Meselemizi anlatmaya, davamıza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Bugün 7 il dışında Türkiye'nin bütün illerinde yetkiliyiz. Bu başarı kendiliğinden oluşmadı. Geçmişte Tunceli hariç 80 ilin tamamında yetkili olduğumuz dönemleri yaşadık. Bu bize şunu öğretiyor: Hiç kimseyi kategorik olarak dışlamayın. Her insana ulaşmaya, her gönle dokunmaya çalışın. Herkesin bir anı var, herkesin bir demi var, herkesin bir zamanı var. Sabırlı olacaksınız. Ben, teşkilat toplantılarımızda ve teşkilat eğitim programlarımızda hep bir örneği özellikle bayraklaştırdım. Bir ortamda anlatırken bir arkadaş, 'Beni anlatıyorsunuz, onu ben yazdım' dedi. Bizim 'Öğretmen Bizim Sendikal Hatıralar' kitabımız var. Bu kitapta bir arkadaşımızın yazdığı bir hatıra, ödül aldığı için kitaba girdi. Ben o hatırayı anlattım. Diyor ki: Ağrı'da bir arkadaş ilçeye atandım. Gittim, hiç kimse yok. Yer arıyorum, bulamıyorum. Her taraf dolu. Öğretmenim de geliyor. Bana dediler ki 'Sana filan hoca var, o sana yardımcı olur.' Beni Akif Hoca diye birine yönlendiriyorlar. Gittim Akif Hoca'ya: 'Kardeş, her taraf dolu, ben yalnız kalıyorum.' dedim. 'Benim evde yer var, müsaitseniz bizde kalın' dedi. Başka gidecek yer yok zaten. Ona gittik ve onda kalıyoruz. Aradan biraz zaman geçti. Bir gün bana üyelik teklif etti. Ben de sert bir şekilde karşılık verdim. Ama bana 'Evden çık' demedi. Biz devam ediyoruz. 'Adam güzel bir adam, iyi bir adam' diyor. Akşam oldu mu, karanlık çökünce poşetleri alıyor, ihtiyaç sahibi evlere gidiyor. Birinin işi var, onu hallediyor. Birine kız istenecekse yardımcı oluyor. Güzel bir adam. Fakat bana bir daha teklif etmedi; çünkü ben sert davrandım ve biraz kırdım. Sonra muhtemelen ilden ayrılıyor. Ayrılırken, yaz zamanı; yanında çanta yok, hiçbir şey yok. Tişörtlü, sıcak bir hava. 'Forma olsa iyi olurdu' diyor. Akif Hoca çoraptan formayı çıkarıyor. Her zaman sahada. Kaçış yok, bitti o iş. Siz işinize bu kadar sahip çıkarsanız, meselenizi bu kadar önemli görürseniz bu iş olur. Onun için oldu zaten. Nice Akif Hocaların bu konuda emeği var, gayreti var. Bir şube başkanımız anısını yazarken şöyle yazmıştı; şiirsel bir dille, iyi de bir şairliği var, iyi şiir okur. Diyor ki: 'Kaç basın açıklaması yaptık, kaç çizgili gömlek giydik, kaç ayakkabı eskittik, kaç gece misafirhanelerde kaldık, kaç gece evimizde kalabildik?' Tüm bunlar olurken sendikamız gözümüzün önünde büyüdü, çocuklarımızın büyüdüğünü ise fotoğraflardan gördük. Burada bir adanmışlık var, bir inanmışlık var, sahada ter akıtma var, her yere arşınlama var, insanların yüreğine dokunma var. Ve bu konuyu bayraklaştırarak fedakrlık ortaya koyma var. Onun için hiçbir şey tesadüf değil. Bugün Kastamonu'da tekrar yetkili isek ve tüm birimlerde yetkiyi kutluyorsak bunun altında bir organizasyon kabiliyeti var. Bunun altında Orhan Sancaktaroğlu'nun liderliği ve riyaseti var. Bazılarının ayaklarına, bazılarının paçalarına, bazılarının yakalarına çekmesine rağmen; işini zorlaştırmalarına rağmen ekibini motive ederek 'Biz başaracağız' diyerek başarıya kilitlenmesi var. Bu yabana atılacak bir şey değil. Sorunlar geride kalır. Huysuzluk yapanlar, gıcıklık yapanlar, kendini nimetten sayanlar tarihin çöplüğünde yerini alır. Ama bu teşkilat kalır. Bu teşkilat büyür, yürür, yoluna devam eder. Biz birbirimize sahip çıkmaya devam edeceğiz, gücümüzü ve örgütlülüğümüzü büyüteceğiz. Nice insanlarla kavga ettik, nice insanlar geride kaldı. Ama bu teşkilat büyüyerek yoluna devam edecek. Yanlış yapan kendine yapar, biz doğru yapmaya devam ederiz. Doğruyu söylemeye devam ederiz. Kişilere, şartlara göre eğilip bükülen bir teşkilat değiliz. Hakikat neyse onu söyleriz. Bir gün düşeriz, bir gün çıkarız ama yolumuzdan kararlılıkla devam ederiz. Memur-Sen ailesi bugün Türkiye'de örgütlü gücüyle, duruşuyla ve tavrıyla büyümesini sürdürmektedir. Sorunları çözmeye devam ediyoruz. Bin 124 kazanım imzaladık. Tüm sorunlar çözülmedi ama çözdüklerimiz, mücadele ettiklerimizin sonucudur ve mücadele devam edecektir. Örgütlü gücün ortaya koyduğu tutarlılık ortadadır. Bu güce sahip çıkacağız. Dün bu ülkede kolay yapılan bazı şeyler bugün yapılamıyorsa bunda Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayeti ve cesareti kadar Memur-Sen'in tutarlılığı ve duyarlılığı da vardır. Artık bir mesele olduğunda tavrını ortaya koyan büyük bir Memur-Sen ailesi vardır' diyerek sözlerini tamamladı.
Toplantı, teşkilatın birlik ve dayanışma mesajlarıyla ve plaket takdiminin ardından sona erdi.