Belediye Meclisi'nde 'Terörsüz Türkiye' Tartışıldı
Belediye Meclisi'nin Eylül ayının ilk toplantısında Terörsüz Türkiye konusu gündeme geldi.
Belediye Meclisi’nin Eylül ayının ilk toplantısında Terörsüz Türkiye konusu gündeme geldi.
Toplantıda Terörsüz Türkiye konusuna değinen AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Namlı, “Bugün ülkemizin geleceği açısından son derece önemli gördüğüm Terörsüz Türkiye hedefi üzerine birkaç hususu ifade etmek istiyorum. Çünkü bu mesele günlük siyasi tartışmaların çok ötesindedir. Bu mesele bir seçim meselesi değildir. Bir partinin oy hesabı hiç değildir. Bu mesele Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği, milletimizin kardeşliği ve çocuklarımızın yarınları meselesidir. Türkiye yaklaşık yarım asırdır terörle mücadele ediyor. Bu uğurda binlerce evladımızı şehit verdik. Gazilerimiz oldu. Anneler evlatlarını, çocuklar babalarını kaybetti. Nice ocaklara ateş düştü. Ama bu millet hiçbir zaman diz çökmedi. Bu devlet hiçbir terör örgütüne teslim olmadı. Bayrağımız inmedi. Ezanımız susmadı. Ve Türkiye Cumhuriyeti bugün terör örgütlerinin karşısında geçmişe göre çok daha güçlü bir şekilde durmaktadır. Şimdi bazıları soruyor: ‘Madem terörle mücadelede bu noktaya geldik, neden Terörsüz Türkiye diye yeni bir süreç konuşuyoruz?’ cevabı gayet açıktır, çünkü terörü yalnızca yönetmek değil, tamamen Türkiye’nin gündeminden çıkarmak istiyoruz. Çocuklarımızın bizim yaşadığımız acıları yaşamasını istemiyoruz. Bir annenin daha evladının tabutuna sarılmasını istemiyoruz. Bir Mehmetçiğin daha terör saldırısında şehit olmasını istemiyoruz. Bir gencimizin daha terör örgütlerinin eline düşmesini istemiyoruz. İşte Terörsüz Türkiye’nin özü budur. Ancak buradan özellikle ve altını çizerek ifade ediyorum: Terörsüz Türkiye, terörle pazarlık değildir! Terörsüz Türkiye, terör örgütüne taviz değildir! Terörsüz Türkiye, devletimizin geri adım atması değildir! Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, bayrağı, vatanı, egemenliği ve milli birliği bizim kırmızı çizgimizdir. Bunların pazarlığı olmaz. Bunların müzakeresi olmaz. Çünkü bu devlet bize kolay bırakılmadı. Meselenin bir de ekonomik tarafı var. Resmî değerlendirmelerde yaklaşık 40 yıllık terörün Türkiye’ye doğrudan ve dolaylı ekonomik maliyetinin 2,3 trilyon doların üzerinde olduğu ifade ediliyor. Dile kolay… 2 trilyon 300 milyar dolar! Bu rakamın büyüklüğünü anlamak için yapılan karşılaştırmalara bakalım. Bu ekonomik büyüklük; yaklaşık 460 bin adet 24 derslikli okul, 36 milyondan fazla sosyal konut, 15 bin organize sanayi bölgesi, 2 bin otomotiv üretim tesisi, 4 bin 500 yüksek teknoloji üretim tesisi veya bin 150 baraj ölçeğinde alternatif yatırımlarla karşılaştırılıyor. Elbette bunların hepsinin aynı anda yapılabileceğini söylemiyoruz. Ama ortada çok açık bir gerçek var: Terör sadece canlarımızı almadı. Terör Türkiye’nin kaynaklarını da tüketti. Yapılacak fabrikalardan aldı. Gençlerimize açılacak iş kapılarından aldı. Okullardan aldı. Hastanelerden aldı. Yollardan aldı. Üretimden aldı. Refahımızdan aldı. Çocuklarımızın geleceğinden aldı. Şimdi soruyorum. Bu ülkenin kaynakları teröre mi gitsin? Yoksa fabrikaya mı? Silaha ve çatışmaya mı gitsin? Yoksa okula, hastaneye, teknolojiye, tarıma, üretime ve istihdama mı? Bizim tercihimiz bellidir. Biz Türkiye’nin kaynaklarının Türkiye’nin evlatlarına harcanmasını istiyoruz. Bu mesele üzerinden şehitlerimizin aziz hatırasını istismar ederek toplumda endişe oluşturmaya çalışanlar da olabilir. Şehitlerimiz bizim başımızın tacıdır. Gazilerimiz bizim onurumuzdur. Bugün bu kürsülerde özgürce konuşabiliyorsak onların fedakârlığını unutamayız. Terörsüz Türkiye, şehitlerimizi unutmak değildir. Tam tersine; şehitlerimizin uğruna mücadele ettiği vatan topraklarında terörün kökünü tamamen kazımaktır. Onların çocuklarına terörsüz bir ülke bırakmaktır. Bizim şehitlerimize borcumuz yeni şehitler vermek değil; uğruna can verdikleri vatanı sonsuza kadar güçlü tutmaktır. Bir başka önemli nokta şudur: Türkiye’nin meselelerini çözme adresi Kandil değildir. Terör örgütleri değildir. Silahlı yapılar değildir. Adres Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Çünkü milletin iradesi oradadır. Silah bırakılacaksa silah tamamen bırakılmalıdır. Terör bitecekse tamamen bitmelidir. Ve bundan sonra herkes sözünü demokratik siyaset içerisinde söylemelidir. Silahın gölgesinde siyaset olmaz. Şiddetin tehdidi altında demokrasi olmaz. Bizim istediğimiz; silahın sustuğu, milletin konuştuğu Türkiye’dir. Terörsüz Türkiye’nin kazananı kim olacak biliyor musunuz? Türk kazanacak. Kürt kazanacak. Doğulu kazanacak. Batılı kazanacak. Esnaf kazanacak. Sanayici kazanacak. Çiftçi kazanacak. Gençlerimiz kazanacak. Anneler kazanacak. Ve sonuçta 86 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kazanacak. Çünkü bizim ortak vatanımız Türkiye’dir. Biz bin yıldır bu topraklarda beraberiz. Aynı bayrağın altında yaşıyoruz. Aynı ezanı dinliyoruz. Aynı vatanın evlatlarıyız. Terör örgütlerinin yıllardır yapmak istediği şey bizi birbirimizden ayırmaktı. Onların başaramadığı şeyi biz siyasi kavgalarımızla başarmayalım. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir. Partilerimiz farklı olabilir. Ama konu Türkiye olduğunda ortak paydamız ay yıldızlı bayrağımızdır. Vatanımız birdir. Bayrağımız birdir. Devletimiz birdir. Geleceğimiz birdir. Sayın Başkan, Değerli Meclis Üyeleri; Türkiye artık enerjisini teröre değil teknolojiye harcamalıdır. Teröre değil sanayiye… Teröre değil tarıma… Teröre değil eğitime… Teröre değil sağlığa… Teröre değil gençlerine… Çünkü bizim önümüzde büyük bir hedef var: Türkiye Yüzyılı. Savunmasında güçlü, ekonomisinde güçlü, üretiminde güçlü, ihracatında güçlü, teknolojide iddialı, dünyada söz sahibi bir Türkiye… Ve inanıyorum ki bunun en önemli şartlarından biri Terörsüz Türkiye’dir. Buradan özellikle ifade etmek istiyorum: Bu mesele AK Parti’nin tek başına meselesi değildir. MHP’nin meselesi değildir. CHP’nin meselesi değildir. Herhangi bir siyasi partinin meselesi değildir. Bu bir Türkiye meselesidir. Dolayısıyla muhalefete de çağrımız açıktır: Gelin bu meseleyi günlük siyasi hesapların üzerinde tutalım. Eleştirelim. Soralım. Sorgulayalım. Elbette yanlış gördüğümüz yerde itiraz edelim. Ama terörün tamamen sona ermesi hedefinde ortaklaşalım. Çünkü terör bittiğinde iktidar seçmeni kadar muhalefet seçmeni de kazanacaktır. Türkiye kazanacaktır. Son söz olarak şunu ifade etmek istiyorum: Biz şehitlerimizi unutmayacağız. Gazilerimizi unutmayacağız. Devletimizin gücünden taviz vermeyeceğiz. Bayrağımızdan vazgeçmeyeceğiz. Vatanımızın bir karış toprağını tartışmaya açmayacağız. Ama çocuklarımıza da terörün, kanın ve gözyaşının konuşulduğu bir ülke bırakmayacağız. Terörün değil üretimin, silahın değil siyasetin, kavganın değil kardeşliğin, korkunun değil umudun, ölümün değil hayatın konuşulduğu bir Türkiye istiyoruz. Bir olacağız. Birlik olacağız. Kardeş olacağız. Ve hep birlikte Türkiye olacağız. Çünkü güçlü Türkiye’nin yolu; birlikten, kardeşlikten ve Terörsüz Türkiye’den geçmektedir. Bu duygu ve düşüncelerle; başta aziz şehitlerimiz olmak üzere vatanımız uğruna can veren bütün kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Rabbim devletimizi güçlü, milletimizi birlik içerisinde, bayrağımızı daima göklerde eylesin” diyerek sözlerini tamamladı.
‘Silahların Susmasını En Fazla İsteyebilecek Parti Biziz’
Belediye Başkanı Hasan Baltacı ise; “Ahmet Bey kürsüde ‘Terörsüz Türkiye’ süreciyle ilgili düşüncelerini paylaştı. Teşekkür ediyorum. Ama bir şeyi de hatırlatmak lazım. Şimdi bu ülkede barış diyen, demokrasi diyen insanlar ağır bedeller ödedi arkadaşlar. Barış diyen insanlar işlerinden kovuldular. Sürgüne gönderildiler, cezaevlerine gönderildiler. Şu iktidar grubunun içerisinde, bu iktidarın mensuplarının içerisinde barış ve demokrasi dediği için hapiste bedel ödeyen hiç kimse yoktur. Ama bizim içimizde hapiste bedel ödeyen insanlar var. Adalet dediği için, ekmek dediği için, özgürlük dediği için, iş dediği için hapiste bedel ödenen insanlar var. Şimdi böylesine bedel ödemiş bir siyasi partinin karşısında, ‘Efendim siz barışı istemiyor musunuz? Siz Terörsüz Türkiye istemiyor musunuz? Siz silahların susmasını istemiyor musunuz?’ demek akla ziyan bir şey arkadaşlar. Bu ülkede silahların susmasını en fazla isteyebilecek parti biziz arkadaşlar. Çünkü silahların gölgesinde en fazla baskı gören kesim biziz. Demokrasi isteyen, adalet isteyen kesimler en fazla silahların gölgesinde baskı gören kesimlerdir. Ama insan sormadan edemiyor. Genel Başkanımız Özgür Özel’in vermiş olduğu kararın arkasındayız. Burada hiçbirimizde tereddüt yok. Ama milletvekili grubunun serbest bırakılması asıl yenilik de bu işte, Necati Bey. Beklediğiniz bir şey varsa, bir siyasi parti liderinin arkasında herkesin hizalanmasını değil, milletvekillerinin de kendi özgür düşüncelerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde özgürce ifade edebilmelerinin yollarını açması bence bir yenilik. Başka bir yenilik istiyorsanız söyleyin. Yeni Parti, bildiğim kadarıyla Eylül’ün 26’sında kongrelerini yapacak. İlçe başkanlarını üyeleriyle seçecek. İl başkanlarını üyeleriyle seçecek. Genel başkanını üyeleriyle seçecek. Yani bir yenilik istiyorsanız bizi takip etmeye devam edin. Ama şunu söylemem lazım: Yani şimdi demokrasiden, barıştan bahsedeceğiz. İktidarın istemediği bir kararı ya da düşünceyi ifade ettiğimizde sürekli bir şeylerle itham edeceğiz. Ya daha düne kadar paradokslu çelişkinizde söyleyeyim. Daha düne kadar Kılıçdaroğlu’yla ilgili söylemediğiniz laf yoktur. Sizin için Türkiye’nin en büyük engeli Kılıçdaroğlu’ydu. Biz o engeli, 2024’te sizin, size göre engel olduğunu ifade ettiğiniz şeyi, 2024’te demokratik bir kongrede, kurultayda aştık. Yeni bir dönem başlatmıştık. O gün eleştirdiğiniz Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına oturtacağım diye iki senedir vermediğiniz mücadele kalmadı. Şimdi diyorsunuz ki YENİ Parti’yi niye kurdunuz? Şimdi demokrasi olmadan, hukuk olmadan, adalet olmadan, saygı olmadan, şeffaflık olmadan bu ülkeye barış nasıl gelecek? Hepimizin soru işareti. Buna rağmen, buna rağmen Genel Başkanımız Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde şunu ifade etti. Bu, sizin en fazla düşünmeniz gereken cümlelerden birisi: ‘Hayır demek için binlerce sebebimizin olmasına rağmen, bu ülkede silahların susması için milyonda bir ihtimal varsa biz o ihtimalin önünde engel olmayız.’ Yani şimdi iki tane taraf var. Çatışan iki tane taraf var. Bütün süreci kendi aralarında yürütüyorlar ve aldıkları karara bizim ortak olmamızı istiyorlar. Biz sizin aldığınız karara ortak olmayız. Biz milletin istek ve arzusuna ortak olacağız. Bu ülkede kimse ölmesin. Kendisini ifade etmek istediği için kimse ölmesin. Siyaset yapmak istediği için kimse ölmesin. Bu ülkenin kaynakları teröre değil, çatışmaya değil, savaşa değil, eğitime harcansın dediği için içeride yatan öğrenci var ya. Ben biliyorum yani öğrencilik hayatında. Şimdi sanki biz barışı savununca günü geliyor terörist oluyoruz. Biz barışı savununca, bir konuyu eleştirince gün geliyor barış karşıtı oluyoruz. İstediğiniz zaman istediğiniz şeyi söyleyebilme yeteneğinize gıptayla bakıyorum yani. İki sene önce söylediğiniz şeyi bugün inkâr edebilecek kapasitedesiniz. Gerçekten bu önemli bir siyasi özellik olduğunu düşünüyorum. 2 sene önce Kılıçdaroğlu’yla ilgili söylemediğiniz cümle kalmadı. Şimdi diyorsunuz ki niye partiyi terk ettiniz? Kılıçdaroğlu’nun arkasında niye durmuyorsunuz diyorsunuz? Biz sizin istediğiniz genel başkanın arkasında duramayız ki. Öyle tarihi süreçler yaşıyor ki Türkiye. Böyle bir demokrasi yok. Şimdi öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ki söylediklerinizle siz çelişiyorsunuz. Bizim Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu, Silivri’de savunma hakkı engelleniyor. TRT’de canlı yayınlansın dediğimiz duruşmaları gazeteciler takip ediyor, tweet atıyor diye gazeteci tutukluyorsunuz. Orada milyonların takip ettiği ve milyonların Cumhurbaşkanı adayımız dediği, Büyükşehir Belediyesi’ni üç kere size rağmen kazanan bir belediye başkanının savunmasını yapması için izin vermiyorsunuz. Mikrofonu kapatıyorsunuz. Adam, ‘Ya madem ben duruşmada savunma yapamıyorum, o zaman millet şahidimdir’ diye bir kitap yazdı diye, kitabı basılmadan toplatmaya kalktınız. Yani yazılmış bir kitabı basılmadan toplatmaya çalışılan bir dönemde sizin bizi, ‘Ya niye bu sürece destek vermiyorsunuz?’ diye eleştirme hakkına sahip değilsiniz. Tam tersi, biz silahların susması için ne yapılması gerekiyorsa yaparız. Ama sizin samimiyetinizi sorguluyoruz diye bizi sorgulama hakkına sahip değilsiniz. Siz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi altına imza attığınız sözleşmelerin gereğini yapmıyorsunuz. Siz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir kurumu olan Anayasa Mahkemesi’nin gereğini yapmıyorsunuz. Türkiye’de adaletle ilgili bizim kanunlarımızın hükmettiği emirleri yerine getirmeyen bir siyasi partinin yaptığı uygulamaların hepsine biz ortak olmak zorundayız, biz eleştireceğiz. Biz gerekeni de söyleyeceğiz ama bir milim de orucun yanında durmaktan geri durmayacağız. Hayır demek için milyonlarca da sebebimiz olduğu halde o binlerce, on binlerce sebebi de size her zaman hatırlatacağız” dedi.
‘Biz Vatandaşa Hizmet Ediyoruz’
Ahmet Namlı ise; “Şimdi demokratik seçim diyorsunuz da hangi demokratik seçimden bahsediyorsunuz ya? Pavyonlarda yapılan pazarlıklarla kazandığımız seçimden bahsediyorsunuz. Demokratik seçim falan değil. O satın alınan üyelerle… Benim ifadem değil bunlar. Gayet bitmiş seçim, mahkeme kararını verdiği için konuşuyorum ben bunları. Mahkeme kararını vermiş. Bizimle bir ilgisi yok. Kendiniz ettiniz, kendiniz buldunuz. AK Parti olarak da Kılıçdaroğlu’yla falan işimiz olmaz. Biz vatandaşa hizmet ediyoruz. O sizin kendi aranızdaki iş. 2 sene önce sen reisin karşısına kurtarıcı olarak çıkarttın” ifadelerini kulandı.
‘Dernekler Yasasıyla Siyasi Partiler Üzerinde Bir Hüküm Kuramazsınız’
Ahmet Namlı’ya cevap veren Hasan Baltacı; “Siz kendi bakanınızın, ‘Biz bunların hangi hırsızlıkları yaptığını biliyoruz’ deyip eleştirip sonra tekrar bakan olarak atayan bir siyasi partinin temsilcisi sizsiniz. Mehmet Şimşek’i kastediyorum. Cumhurbaşkanı’nın, Sayın Erdoğan’ın sözleri hâlâ arşivlerde duruyor. Mehmet Şimşek’le ilgili. Halkbank’la ilgili söylediği sözler ortada. Kendi başbakanlarınızı eleştirdiniz. Ahmet Davutoğlu vardı, onlar ayrıldı. Kendi arkadaşlarınız vardı. İşte Ali Babacanlar, onlar ayrıldı. Sizlerle ilgili siyaseten karşı karşıya geldik. Arkanızda HAS Parti’nin Kastamonu İl Başkanı oturuyor. Zamanında ‘Harun gibi geldiler, Karun gibi oldular’ diyenlerin partisinin il başkanı orada oturuyor. Şimdi bu pavyonda para dağıtma meselesine gelince, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ile ilgili kesinleşmiş hiçbir mahkeme kararı yok. Dün bu konuyla ilgili tutuklu dokuz kişiden sekizi tahliye edildi. Verilmiş tek bir karardı. Butlan kararı da, eğer içimizde avukat arkadaşlar var, onlarla da oturup konuşun. Butlan kararı da tedbiren verildi. Butlan kararı ancak dernekler için verilebilir. Dernekler yasasıyla siyasi partiler üzerinde bir hüküm kuramazsınız. Bu ülkede siyasi partilerin seçimleriyle ilgili karar verebilecek tek merci Yüksek Seçim Kurulu’dur. Nasıl Milliyetçi Hareket Partisi’nin kongresine müdahil olup o kongreyi yaptırmadıysanız, CHP’nin kongresine de müdahil oldunuz. Şimdi bunu burada çıkıp ‘Yok efendim, kendiniz ettiniz, kendiniz buldunuz’ diyemezsiniz. Hâlâ Yargıtay bir karar vermiş değil. Önüne dosya geldi. İki ay dosya Yargıtay’a gönderildi. Dolayısıyla hani burada mutlak, konuşacaksak bunu siyasi tarihimize armağan eder sizlersiniz. Ama biz biliyoruz ki siz çıkıp bir gün ‘Ya Allah affetsin, kandırılmışız’ diyebilecek siyasi geleneğin temsilcilerisiniz. Bir gün, bir gün onu da söyleyeceğinize inanıyoruz. Kırıkkale’nin Keskin Belediyesi’nin bir belediye başkanı vardı. Ya AK Parti ya MHP’liydi arkadaşlar, hatırlamıyorum. Daha yeni oldu. Rüşvet almaktan kesinleşmiş dört yıl cezası vardı. Hiç kimse onu görevinden uzaklaştırmadı. Devam etti. Ya şimdi siz kesinleşmiş mahkeme kararı olan belediye başkanını görevine devam ettireceksiniz. Hakkında henüz iddianame bile hazırlanmayan belediye başkanlarını içeride tutuyorsunuz. Ondan sonra da diyeceksiniz ki seçimlerde millet karar verecek. Elbette ki millet karar verecek. Bizim de güvendiğimiz yegâne güç orası zaten. Başka bir güce güvenmiyoruz. Bir de ikide bir şunu söylemenizi yadırgıyorum arkadaşlar. Ya 35 senedir iktidar olamamışsınız, iktidar olamamışsınız. Yani bana bakarak söylüyorsunuz, bize bakarak söylüyorsunuz. Karşınızda Kastamonu’da iktidarı tescil etmişler. Yerel iktidar, genel iktidarın öncüsü. Tamam mı? Siz milletin, siz milletin kararına saygı duyup duyun. Biz milletin gücüne inanıyoruz” diye konuştu.
Toplantının devamında da diğer meclis üyeleri arasında Terörsüz Türkiye tartışması devam etti.