Eğitimde Sorun Maliyet Değil Tercih
Yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde velilerin okul, kırtasiye ve yardımcı kaynak masrafları yeniden gündeme gelirken, eğitim maliyetlerinin sanıldığı kadar yüksek olmadığı, ancak doğru tercihler yapılmadığında aile bütçesine önemli bir yük oluşturabildiği belirtildi.
Yeni eğitim-öğretim yılı öncesinde velilerin okul, kırtasiye ve yardımcı kaynak masrafları yeniden gündeme gelirken, eğitim maliyetlerinin sanıldığı kadar yüksek olmadığı, ancak doğru tercihler yapılmadığında aile bütçesine önemli bir yük oluşturabildiği belirtildi.
Kırtasiye ve eğitim materyallerindeki fiyat artışlarına ve Kastamonu'nun eğitim kalitesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan bir sektör temsilcisi, kitap, kalem, kâğıt ve benzeri ürünlerde ciddi fiyat artışları yaşandığını ancak toplam maliyetin ulaşılmaz seviyelerde olmadığını belirtirken, kentten üniversitelerin nitelikli bölümlerine giden öğrenci sayılarının artırılması gerektiğini söyledi.
Eğitim maliyetleri hakkında değerlendirmelerde bulunan kırtasiye işletmecisi, “Eğitim maliyetleri, elbette kitap maliyeti olsun veyahut da çocuğun diğer kullanacağı kalem, kâğıt, küçük malzemelerde ciddi manada bir zam olayı da var. Ama totale bakarsan bunlar alınmayacak veya ulaşılamayacak bir şey değil. Devlette şu anda, sanki insanlar kitaba veyahut da işte bu tarz materyallere ulaşmakta problem yaşıyor ve bundan dolayı da devlet nezdinde biz bazı şeyleri öğrenciye verelim ki bu maliyetten kurtulsunlar gibi bir zihniyeti var ama devletin verdiği ürün yetmiyor. Dışarıdan mecbur temin etmek zorunda kalıyorlar. Ciddi manada elbette öğrenci sene başında başladığında karşısında bir maliyet çıkıyor. Yani şu anki rakamlarla konuşursak, bir 10-15 bin lira civarında ilk etapta karşısında bir maliyet çıkıyor. Sene boyunca toplamına bakarsan, sınava hazırlanan bir öğrenci için 20-30 bin lira civarında bir eğitim maliyet var. Yıla vurduğun zaman 20-30 bin liralık bir eğitim maliyeti, çok büyük rakamlar değil ama karşılığını alabiliyorsan. Burada işin içine çocuğun yapısı giriyor, karşısına çıkan eğitmenlerin yapısı giriyor. Dolayısıyla materyal bakımından eğitim maliyetleri çok uçuk rakamlar değil. Kırtasiye dediğimiz ürünlerde ise; bir ürünü çok ucuza mal edebileceğin kadar, çok afaki rakamlara da çıkabiliyorsun. Örneğin 20 liraya da bir kalem var, 2 bin liraya da bir kalem var. Sen ne kadar lükse gitmek istiyorsan orada ucu bucağı yok bu işin. İşimi görsün dersen rakamlar düşer ama ben bunun keyfini süreyim, lüksünü yaşayayım dediğin zaman, her şeyde olduğu gibi orada da bir sınır yok. Onun haricinde kitap olarak, derslere yardımcı kaynak olarak baktığımızda, onların da ciddi manada bir maliyeti var şu anda. Ama verimliliğine bakarsan olmazsa da olmaz. Bu Türkiye’nin eğitim sisteminde, bunlar mecbur kullanılmak zorunda. Bu maliyetin mecbur karşılanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Eskiden Bir Kalemin Bile Değeri Vardı’
Çocukların sosyal medyadan çok fazla kendilerine örnek aldıkları insanlar olduğunu söyleyen kırtasiye temsilcisi, “O konuda da yapılan hatalar var. Onlarla alakalı eğitim materyallerinde yanlış tercihlerde bulunuyorlar. Kırtasiye alışverişi için zaten anaokulu veyahut da ilkokul birinci sınıflarda öğretmen yönlendiriyor. Yani olması gereken materyal cinsini anlatıyor. Onun üzerinden alışveriş yapıyorlar. Kırtasiyede çeşit çok fazla var. Kırtasiyeyi artık satan o kadar çok yer var ki. Mesela zincir marketlerde oluyor, farklı yerlerde oluyor. Herkes o işe, o dönem giriyor. O dönem girdiği için kırtasiyede çok büyük uçurum, farkları olmuyor. Rakamsal olarak çok büyük rakamlar çıkmıyor. Eğitim malzemeleri için her veli yetirince bilinçli değil. Tabii fazla materyale de ihtiyaç yok. İlkokula başlayan bir öğrenciye bile, eğer ki öğrencinin yıl boyu kullanacağı bir set alırlarsa, deftere bile ihtiyaç yok. Sadece kalem olsa yetiyor artık. Kırtasiye olayı artık bitti diyebiliriz. Yani eskiden de kırtasiye alışverişi yapılırdı. Kalemler, silgiler alınırdı ama şu anda öyle bir durum yok artık. Zaten yeni nesil yazmayı sevmiyor. Şu an mesela yapay zekâya çocukların yazdıklarını okutmak için uğraşıyorlar ama okumuyor. Bakanlık diyor ki, biz çocuklara açık uçlu soru soracağız ama açık uçlu soruya geçemiyorlar. Çünkü çocukların yazıları kötü. Eskiden bir kompozisyon dersi vardı. Önce yazman, sonra yazdığının okunması gerekiyordu. Artı bunun muhteviyatının da kapsamlı olması gerekiyordu. Şu an hiçbir gence bunu yaptıramazsın. Çünkü konuşmayı da bilmiyorlar, kelime dağarcıkları çok dar. Onun için o materyaller artık çok böyle kullanılır hâle gelmedi. Her şey hazır hale geldi. Ödev geliyor, tabletten yapıyor. Eskiden bir kalemin bile değeri vardı. Alınan kalemi yıllarca kullanmak için elimden geleni yapardım ama şu anda tüketim toplumuna döndük. Gençler buna zaten fazlasıyla döndü. Onlar için hiçbir şeyin bir ehemmiyeti yok. Kırtasiyenin çok fazla bir öneminin kalmadığını söyleyebilirim. Olay şu an sadece çocukların o kitapla alakalı eğitim materyallerinde dönüyor. Onlarda da rakam yüksek ama aldığı bir materyali de 1 yıl boyunca kullandığını varsayarsan çok büyük rakamlar değil. Aslında sıkıntımız şu; kimse kafasındaki takkesini önüne koymuyor. Bir çocuğun ne yapabileceğiyle ilgili velinin, kendisinin bir öngörüsü olması lazım. Orada sıkıntımız var. Biz bütün çocukları doktor yapacağız, bütün çocukları mühendis yapacağız diye düşünüyoruz veyahut istiyoruz. Bu zihniyette bir anlayış var. Bu durumda da ister istemez herkes okumak zorundaymış gibi bir algı oluştu. Herkes okumak zorunda değil. Herkes okuyacak olursa dışarıdaki işi kim yapacak? El işçiliğini kim yapacak? İş oralara geliyor maalesef. Eskiden el işçiliği çok ucuzken, şu an inanılmaz bir maliyeti var. Çünkü alttan gelen kimse yok. Üniversite okuyup iş bulamayan onlarcası varken, okumadan, liseyi bile doğru düzgün bitirmeden el işçiliğine yönelenlerde tam tersi büyük bir iş imkânı var. Onlar da ufak tefek rakamları beğenmiyorlar. Eğitimde böyle bir sıkıntı var” diye konuştu.
‘Kastamonu’da Okulların Eğitim Kalitesi İyi’
Kastamonu’daki okulların eğitim kalitesinin iyi seviyede olduğunu belirten sektör temsilcisi, “Kastamonu’daki okullar iyi, kaliteli. Okulların eğitim kalitesi gerçekten çok iyi. Uğraş çok fazla, öğretmenler de özveri çok fazla var. Özel okul belki ondan dolayı açılamıyor, daha büyüyemiyor. Özellikle lise nezdinde gerçekten ciddi okullar var, güzel okullar var. Özel okullardaki yapıya bakarsak eğer, özel okullar tamamen ticarethane gibi zaten. Yani orada materyal satışları, işte kitap satışları, kıyafet satışları… Devlet de bu konuda uğraşıyor ama kolay bir şey değil. Özel okulların şu yönden büyük avantajı var; çocuğun en azından sabahtan akşama kadar nerede olduğunu, kiminle olduğunu, nasıl olduğunu biliyorsun. O büyük bir avantaj. Veyahut da bir muhatap bulmak biraz daha kolay olabiliyor, diğer okullara göre. Fazla olsa rekabet de çıkar. Tabii rekabet konusunda ne yazık ki biz, bu her sektörde böyle, rekabeti fiyat üzerinden yapıyoruz. Rekabeti eğer kalite üzerinden yaparsak işler daha farklı yöne dönecek kesinlikle. İşte fiyat üzerinden rekabet de ister istemez aldığın hizmeti yok ediyor, azaltıyor veyahut da kalitesini düşürüyor. İşte o kalite rekabeti başlarsa birçok yerde, o zaman değişiriz. Piyasadaki nakit döngüsünde biraz problem var. Herkes bankaya döndü, bankayla gidiyor her şey. Ama onun haricinde piyasada çok büyük bir sıkıntı, çok büyük bir daralma yok. Benim gördüğüm, bizim sadece lükslerimiz arttı. Lükslerimiz arttığı için paralar yetmiyor. Bu çok büyük bir sıkıntı. Maddi açıdan çok büyük problemler yaşanan bir ortamda değiliz bence. Bu sektör belki mecbur yapılan sektörlerden bir tanesi. Buna para bir şekilde bulunabiliyor ama genellediğin zaman her şeyde de buluyoruz. Küçük esnaf için elbette bir nakit daralması var. Nakit daralmasından dolayı bir problem yaşanıyor ama yoksa iş düşmesi, iş azalması diye bir şey yok” dedi.
‘Veli İşin Ehline Sormuyor’
Son olarak velilerle zaman zaman iletişim sorunları yaşanabildiğini belirten kırtasiye işletmecisi, “Velilerle problem yaşayabiliyoruz bazen. Veli işin ehline sormuyor. Ama öğretmenlerle ilgili bir sıkıntı yok. Öğretmenlere ulaşmak, onlarla irtibatta olmak, onlarla bir şeyleri paylaşmak, belki küçük şehirde olduğumuzdan kaynaklı ama sıkıntı yaşamıyoruz. Çünkü herkes artık birbirini tanıyor, birbiriyle bir sohbet ortamında. Onun için öğretmenle problem yaşamıyoruz. Sadece Kastamonu’da biraz geleneksel yapı devam ediyor. Biraz yeniliklere açık olmak lazım. Veli bazında söylüyorum bunu. İşin içine birçok kişinin el atması gerekiyor ki işte kaliteli bir eğitim olsun. Kaliteli bir yerlere öğrenci gönderebileyim. Orada sıkıntı var. Bunu tamamen örnek olarak veriyorum; mesela şu anda Türkiye’de 18 bin 600 tane tıp fakültesi öğrenci alıyor. Kastamonu’dan tıp fakültesine giden öğrenci sayısı en iyi ihtimalle 20 diyorlar. Yani şöyle toplamda baktığımızda, 20 tane öğrenciyi sen tıp fakültesine göndermişsin. Bin öğrenciden 1 tanesini sen göndermişsin ortalamasını aldığınızda. Bu da düşük bir rakam. Bu durum biraz üzücü. Biraz daha eğitimde, bazı konulara önem gösterilmesi gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.