Yağmur İçin Toplandılar
Olukbaşı mevkiinde 21 Ağustos 2025 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybeden Yağmur Pehlivanlı'nın ailesi tarafından Olukbaşı'ndaki süslemeli duvardan kazanın gerçekleştiği noktaya kadar yürüyüş yapılarak, basın açıklaması düzelendi.
Olukbaşı mevkiinde 21 Ağustos 2025 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybeden Yağmur Pehlivanlı’nın ailesi tarafından Olukbaşı’ndaki süslemeli duvardan kazanın gerçekleştiği noktaya kadar yürüyüş yapılarak, basın açıklaması düzelendi.
Kazanın yaşandığı yerde basın açıklaması düzenleyen Yağmur Pehlivanlı’nın babası Doktor Alp Pehlivanlı; “21 Ağustos 2025 günü saat 15.50’da burada kızım Yağmur Pehlivanlı karşıya geçmeye çalışırken, dikkatsiz ve hızlı bir sürücünün çarpması sonucu hayatını kaybetti. Bu sürücünün adını artık herkes biliyor. Tekrar söylemek gerekirse, önceki dönem belediye başkanımızın kızı. İlk başta bizi kızımızın yola kontrolsüz bir şekilde indiği, orta refüjden yola adımını atar atmaz kazaya uğradığına inandırdılar. Kazaya dair görüntüleri 1,5 ay sonra izlemek zorunda kaldık. Çünkü bütün raporlar aleyhimizde çıkınca bu görüntüleri izlemek zorunda olduğumuzu düşündük. Fakat sonraki süreçte öğrendiklerimiz ve gelen raporlar bizi deldi geçti. Krokiden itibaren olay hatalı yönetildi. Çünkü kazanın olduğu yer refüjün hemen inişi değil. Yağmur 4’üncü adımını attığında aslında güvenli alana geçtiğinde, çarpan sürücü hızlı olmasaydı ve dikkatli olsaydı, ya da raporlarda belirtildiği gibi 50 kilometre hızında olsaydı, bu olay yaşanmazdı. Refüjden indiği esnada aracın çarptığı bilgisi doğru değil. Kazanın yaşandığı bu nokta belediye imar planlarında ve karayollarında kavşak olarak görünüyor. Bu noktada sürücünün hızını azaltması gerekiyordu. Görüntülerde izledik, hızı azaltmaya yönelik hiçbir hamlesi yok. Çarpma çok hızlı. Kaza anında sağda yolcu indiren yolcu otobüsü krokiye çizilmedi. Son derece özensiz bir kroki çizildi ve rapor tutuldu. Olay yerinde doğru düzgün fotoğraflama ve kaza işaretlemesi yapılmadı. Hatta kaza görüntülerden anladığımız kadarıyla araç ilk durduğu yerde bile değil. Çevredeki esnafların kameralarında olay anına dair kayda değer bir görüntü olmadığı ifade edildi. Ancak incelemelerimizde gördük ki, raporlarda yer alan bir işletmenin kamera görüntülerinde kazanın hemen öncesi ve sonrası görülebiliyor. Raporlarda hep çocuğun uyması gereken kurallardan bahsedildi. Adeta ‘sürücü de ne yapsın?’ dercesine rapor yazıldı. Sürücü kavşaklara yaklaşırken, hızını kesmeliydi. Şehir içi hız kurallarına uymalıdır. Otobüs yanından geçerken, yol daralırken yola herhangi birinin çıkabileceğini düşünmeliydi. Yolda gerekli uyarı tabelaları var. Bunlardan hiçbir şekilde bahsedilmiyor, çocuk yola kontrolsüz çıktı deniliyor. Kazadan sonraki günde ivedi bir şekilde buradaki kroki ve rapor Ankara Adli Tıp’a gönderiliyor. Ankara Adli Tıp’ta bu iki rapora atıf yapıp, 4 satır bir rapor yazıyor ve bu raporda gündüz olduğu, yolun görünür olduğu yazdığı halde kusuru Yağmur’a veriyor. Hızdan hiç bahsedilmiyor. Kazadan yaklaşık 26 gün sonra ifadeye gittiğimizde, hızın tespitini istedik ama Ankara Adli Tıp bununla ilgili hiçbir bilgi vermedi. Sonrasında tanıklarımızın olduğunu beyan ettik, kazaya ilişkin ek görüntüler ekledik, tanıklarımız çağrılıp, dinlenemedi. Sonrasında itirazlarımız üzerine raporlar İstanbul’a gönderildi. Onlarda Ankara’dan gelen rapora atıf yaparak; ‘Sürücünün sürekli kadrana bakması beklenemeyeceğinden’ deyip, kusuru 15 yaşındaki Yağmur’a vermiş. O kadar belge verdik, rapor gönderdik gelen cevap bu. Aklımızla alay edilmesin. Ben meslekte 25’inci yılımı bitirdim. 15 yılını acilde bu travmalara bakıp tedavi etmekle geçti. Son 14 yıldır da A sınıfı iş güvenliği uzmanlığı yapıyorum. Onlarca bilirkişi ATK raporu ve yüzlerce travma hastası vakası gördüm. Kızımda oluşan travma 50 kilometre hızla oluşacak bir travma değil. Uluslararası travma rehberleri var. Bunu kişilerin subjektif görüşlerine yer vermemek için hangi organ hasar aldı, hangi kemik kırıldıysa bunun bir hız göstergesi vardır. Ve bu rehberde 80 km'nin üstü yok. Çünkü 80 km'nin üstünde çarpılan her kaza olay yerinde ölümle sonuçlanır. Yağmurun 2-3 gün yaşayabilmesinin sebebi yukarıdaki kavşakta önünden ambulansın hemen seyir halinde olması. Belki de dünyanın en hızlı ambulansı geldi. Belki telefonla ambulans çağırsaydık, bu kadar hızlı gelemeyebilirdi. Bakın 112 burası, oradan bile gelemeyebilir. Başka vakada olabilir. Şansı mı şanssızlığı mı o ambulans geldi. Hemen anında müdahale edildi. Onun için birkaç gün daha uzadı. Yoksa bu hızın 80'in altında olmadığı belli. Şu anda da bugün geldi Hacettepe Üniversitesi Adli Tıp Kürsüsü’nden travma hız ilintili bir rapor istedik, derdimizi anlatamayınca. O raporda da bu hızın kesinlikle 80 plus 90'a yakın olduğu belirtiliyor. Bunu da kafalarından belirtmiyorlar. Az önce bahsettiğim rehbere dayanarak söylüyorlar. İstanbul Adli Tıp Kurumu hızını 76-83 arası olarak tespit etti. Ancak yine de kusur verilmedi. Yine çocuğa verildi kusur. Deliller, videolar, belgeler bir türlü okutamadık. Herkes bir önceki rapora bakıp ya da raporlara bakıp kusur belirliyor. Talebimiz bilirkişilerin değerlendirmeleri objektif olarak kendilerinin yapmasıdır. Değerlendirme yaparken 15 yaşında trafik terörüne kızını kaybetmiş bir baba olarak sesleniyorum, masalarınızda önceki raporlar olmasın, masalarınızda kendi çocuklarınızın resimleri olsun. Bugün ülkemizde trafik terörüne çocuklarını kurban etmiş, sokak terörüne çocuklarını kurban etmiş onlarca çocuk anne baba var. Lütfen çocuklarınızın adaletini sağlamamız için kendi çocuklarınızın resimleri masanızda olsun. Rapor yazarken dikkatimiz tam olsun. Vicdanımız sağlam olsun. Çocuklarınızın yüzüne bakabilirim. Lütfen raporları bu şekilde değerlendirsinler. Bizler adalet istiyoruz. Kızımızın mezarına ‘Adaletin sağlandığı kızım’ diyebilerek gitmek istiyoruz. Artık yasımızı yaşamak istiyoruz. Bunlarla uğraşmak istemiyoruz. Henüz dava açamadık. Belki dava açılsaydı bunları mahkemede anlatacaktık. Bugün tam 235 gün oldu. Sekizinci ay bitmek üzere. Hala dava açamadık. Neredeyse bizden şunu isteyecekler; ‘Sürücüden özür dileyin bitsin bu iş.’ Biz bir keşif istiyoruz. Bu vakanın olduğundan beri burada bir keşif yapılmadı. Kroki yanlış olduğu için ölçümler de yanlış. Aracın durduğu yer yanlış. Çocuğun fırladığı yer yanlış” ifadelerini kullandı.
‘Kızımın Adaletinin Teslim Edilmesini İstiyorum’
Yağmur Pehlivanlı'nın annesi Esin Terzi Pehlivanlı ise, “Şu yolu bir anneye en az on kez koşturdular. Kaçıncı adımda nereye geliyorum diye. Benim boyum bir altmış sekiz. Yağmur benden daha uzun bir çocuktu. En ufak bir haksızlık olmasın diye Yağmur'la aynı ayakkabıdan ayakkabımız vardı. Ayağımdaki ayakkabılardı o. O benden uzun olduğu halde bir hak geçmesin diye hiçbir şey kafalarda soru işareti kalmasın, hep aynı ayakkabıyı giyip geceleri bu ağaçların aralarını ölçtüm. Parke taşlarını ölçtüm. Yaya geçidinin mesafesini ölçtüm. Bunları dedektif gibi ben mi yapmalıydım? 25 yıllık devlet memuruyum. Bu ülkeye vergi ödüyorum. Adalet ve yargıdan faydalanmak hakkım değil miydi? Hiçbir sonuç kızımı geri getirmeyecek. Bunu biliyorum. Ama Yağmur’um yıllar sonra şurada bir kız çocuğu çarpılmıştı diye anılsın istemiyorum. Kızımın adaletinin teslim edilmesini istiyorum. Birçok çocuk var böyle. Trafik kanunu ne derse desin. Benim için bu bir trafik kazası değil. Karşıdaki taraf ehliyeti olan araba kullanabilir vasfına sahiptir denilen bir yetişkin biri ise 15 yaşında bir çocuk. Şuradaki sağlık ocağında çalışıyorum. Her gün oraya onlarca bebek arabalı anne aşıya geliyor. Yaşlılar ilaç yazdırmaya müdahil muayene olmaya geliyor ve herkes o yolu kullanıyor. Sadece Yağmur değil. Yağmur çarpıldı diye mi yağmur suçlu oldu? Kim çarpılsa o mu suçlu olacak? Çok merak ediyorum. Şuna değinin, buna değinmeyin, şu şurayı etkiler, bu burayı etkiler. Ben evladımı kaybettim. Hani buradan sonra beni korkutacak ya da bir adım geri attıracak hiçbir şey yok. Sadece Allah'tan korkuyorum. Tevekkül ediyorum. Tevekkülün anlamı da ben elimden geleni yapacağım kızım ve ben Allah'a teslim ettim bu davayı zaten. Ben bir anne olarak ve bunun ne kadar zor bir şey olduğunu 7 aydır gece gündüz yaşayarak öğrendim. Allah kimseye bunu göstermesin. Ben düşmanıma bile dilemem bunu. Hiç kimseye evlat kaybının ve bunun acısını dilemem. İnsanlar sevdiği filmleri defalarca açıp izler. Ben çocuğumun çarpılma sahnesini defalarca saniye saniye izledim. Saniye saniye kaçıncı saat kaçıncı dakikada durduruldu tekrar izledim. Kaç adım atmış tekrar izledim. Ne kadar sürüklendi tekrar izledim. Ambulansta yanındaydım. Her kimse üstü hiçbir meslek erbabı üstüne alınmasın. Herkes işini iyi yapan da var, kötü yapan da var. Hepimizin içinde. Bir de çok üzüldüğüm, çok bozulduğum bir şey. Otobüs orada duruyor. Trafik kazası gerçekleşmiş. Araba oradan kıpırdatılamaz. Polis gelene kadar. Otobüs orada duruyor. Otobüsün içindekiler, şoför, etraftakiler herkes ilk çarpma anını görüyor. Ve diyebilirler ki şurada çarptı. İlk çarpma anı burasıydı. Buraya bir tebeşirle bir işaret konulabilirdi. Ve bu şekilde bu çocuğun mesafe ölçülebilirdi. MOBESE'ye girdiği yerden çarpma mesafesi net bir şekilde ölçülebilirdi. Ya da her yerde kanlar vardı. Çocuk sürüklenip durduğu yerde bir tebeşirle işaret konulabilirdi. Allah aşkına burada herkes belki araba kullanıyordur. Tampon tampona değdiğinde 25 tane fotoğraf çekiyoruz. KASKO’dan paramızı alamayız diye. Aman kabul olmaz diye. Aman şu eksik derler diye. Neden olay yerinden sonrasında bir tek tane daha otobüs oradayken daha halk oradayken daha tamam ambulans çok hızlı bir şekilde çocuğu aldı gitti ama polis buralara neden işaret koymadı? Neden çocuğumun nerede çarpıldığını ben ağaç sayarak, kaldırım taşı sayarak MOBESE kamerasını sıfır bire getirip mühendislere açtırıp bu tam yeri neresi bir haksızlık olmasın diyerek neden bunlara uğraştım ben? Ben anneyim. Ben yasımı yaşamak istiyorum. Yasımı yaşama da fırsat verilmedi. Daha ben bana diyorlar ki dava ne aşamada? Biz dava açamadık ki hangi aşamada olsun? Ve gerçekten merak ediyorum. Eğer çarpılan Nevra Vidinlioğlu olsaydı, çarpan Yağmur Pehlivanlı olsaydı adalet bu hızla bu şekilde böyle mi tecelli edecekti? Çok merak ediyorum. Gerçekten merak ediyorum. Vicdanlar doğruyu söyleyerek rahatlar. Lütfen kimse bana etraftan, oradan, buradan o da acı çekiyor. Bu da böyle, şu da şöyle demesin. Ben çocuğumu toprağa koydum. Bir tek ben dağılmadım. Babası, teyzesi, anneannesi, onu tanıyan arkadaşları, ikizi gibi büyüyen kardeşi biz darmadağın olduk. Yedi aydır ben nerede yerde miyim, gökte miyim bilmiyorum. Allah'a şükürler olsun ki Allah ve ahiret inancım var. Bir gün kızımla cennette kavuşma ihtimaline tutunuyorum. Ama Yağmur'a bunu borçluyum. Benim belki konudan saptım diyeceksiniz, uzattım diyeceksiniz ama Yağmur bir hamburger yerken içindeki köftesini çıkartıp yanına köpeğe verip ekmeğini yiyen bir çocuktu. Yağmur çok merhametli bir çocuktu. Bu sağlık ocağına getirmediği, dereden çıkarttığı kedi, kanadı kırılmış kuş, pansuman yapmadığımız hayvan kalmadı. Yağmur bu adaleti hak ediyor. Bu dünyada görmek istiyorum. Öbür taraftaki adalettense zerrece şüphem yok. Ne yazık ki trafik kazası adı altında ölenlerin cezai yaptırımları çok düşük. Umarım bu konuda da bir inşallah bir düzenleme yapılır” ifadelerini kullandı.
‘Bu Olayla İlgili Henüz Hukuki Süreç Bitmiş Değil’
Aile Avukatı Hakan Marangoz da; “Bu olayla ilgili henüz hukuki süreç bitmiş değil. Soruşturma devam ediyor. Biz de bunu yakından hassasiyetle takip ediyoruz. Bu ailenin feryadına adalet arayışına herkesin destek vermesini bekliyoruz. Burada gencecik bir kız çocuğu maalesef trafik terörüne kurban gitti. Biz adaletin yerine ulaşacağını düşünüyoruz. Bundan şüphe duymuyoruz ve şüphe duymamak istiyoruz. Adalet dediğimiz kavram toplumları ayakta tutan anlayıştır. Bundan hiç kimse müstesna değildir. Adaletin yerine gelmesi, insanların buna inanması, vicdanların rahatlaması, inanın sadece bu aile için değil, olayın diğer tarafında yer alanlar için de olumlu sonuçta olacaktır. Biz buna inanıyoruz” şeklinde konuştu.
Alp Pehlivanlı son olarak; “Türkiye'de ve dünyada yaya belgesi diye bir şey var mı? Raporlarda hep yayanın kusurlarından bahsediliyor. Ama sürücünün kusurlarından bahsedilmiyor. Bunu söylemek istiyorum. Yani diyor ki Driving License, Türkiye Cumhuriyeti'nin sürücü olabilir belgesi ve bunu sınavla veriyor. Yayalar için böyle bir şey yok. O yüzden raporlardaki atıflar çok gücümüze gidiyor. Hep yayanın uyuması gerekenler. Bu yaya 3 yaşında bir çocuk olabilir,. engelli biri olabilir. Bunu da dikkate aslında istiyorum” dedi.
‘Adalete Olan İnancımız Her Zaman Var’
Ailenin diğer bir avukatı Melda Yanbalak ise, “Biz Cumhuriyet Başsavcılığı'na bir dilekçeyle başvurmaya karar verdik. Dosyada iki tane ATK raporu var. Müvekkil mağdur müvekkil daha vefat ettikten iki gün içerisinde dosya hızlıca ATK'ya gönderilmiştir. Ve ATK raporlarında da bir takım hukuksuzluklar tespit ettik. Hukuka aykırı bulduğumuz hususlarla ilgili bunları da dilekçemize detaylı olarak belirttik, yazdık. Öncelikle yayanın kusurundan çok daha fazla bahsedilmiş. Alp Bey'in de bahsettiği gibi sürücünün kusurundan bahsedilmemiş. Ben burada sürücünün bir takım kusurlarından bahsetmek istiyorum. Bunu da kamuoyuna duyurmak istiyorum. Kavşaklara, otobüs duraklarına yaklaşırken araçların kontrollü geçmesi ve hızını yavaşlatması gerekmektedir öncelikle. Olay yerinde hiçbir şekilde keşif yapılmamış. Olay yerinde mağdurun öldüğü noktada fotoğraf çekilmemiş, işaretlenme yapılmamış ve olay yerinde bir kavşak olduğu bile dahi belirtilmeden aracın bulunduğu noktadan daha geri bir noktaya çekilerek orada aracın ön tarafının fotoğrafı çekilerek dosyaya konulmuştur. Bu şekilde de eksik bir kroki çizilerek sadece bu kroki üzerinden rapor tanzim edilmiştir. Bu rapora karşı itirazlarımızı sunacağımızı az önce belirttik. Bu sebeple de keşif talebinde bulunacağız. Bunun yanında ATK raporlarında kazanın sürekli sol şeritte gerçekleştiğini beyan etmektedir. Şüphelinin beyanı ise aynı zamanda sol şeritte kaza gerçekleştiği ve sağ şeride direksiyon kırdığı yönündedir. Biz video kayıtlarını da sunduk. Video kayıtları dikkatli bir şekilde incelendiğinde zaten buraya baktığımızda video kayıtlarında açık ve net bir şekilde kazanın sağ şeritte gerçekleştiği çok açık ortada. Adalete olan inancımız her zaman var. Adaleti mutlaka er ya da geç tecelli edecektir. Bu dosyanın yakından takipçisiyiz ve peşinde bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.
