Kastamonu'daki Zımbıllı Tepe'nin Tarihi İzleri
Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde yükselen Zımbıllı Tepe, bugün yalnızca bir tepe görünümünde olsa da toprağın altında Paflagonya'dan Roma'ya, Geç Antik Çağ'dan Bizans dönemine uzanan çok katmanlı bir tarih taşıyor.
Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde yükselen Zımbıllı Tepe, bugün yalnızca bir tepe görünümünde olsa da toprağın altında Paflagonya’dan Roma’ya, Geç Antik Çağ’dan Bizans dönemine uzanan çok katmanlı bir tarih taşıyor. Tepenin üzerinde ve çevresinde yürütülen arkeolojik çalışmalar, binlerce yıllık yerleşim geçmişine ilişkin yeni bulgular ortaya koyuyor.
Taşköprü ilçe merkezinin kuzeyinde bulunan Zımbıllı Tepe, antik kaynaklarda Pompeiopolis olarak bilinen kentin merkezini oluşturan iki yükseltiden daha büyük olanı. Akademik çalışmalarda yaklaşık 594 metre rakıma sahip olduğu belirtilen tepenin, antik kentin akropolü olarak kullanıldığı değerlendiriliyor. Pompeiopolis ise Roma döneminde Paflagonya’nın önemli merkezlerinden biri haline geldi.
Zımbıllı Tepe’nin Tarihini Roma’dan Başlatmak Doğru Değil
Pompeiopolis’in kuruluşu Roma Generali Pompeius Magnus’un Anadolu’daki faaliyetleriyle ilişkilendiriliyor. Antik kentin MÖ 65-64 yılları civarında kurulması, bilimsel yayınlarda genel kabul gören tarihsel çerçeveyi oluşturuyor.
Ancak Zımbıllı Tepe’nin geçmişi yalnızca Roma döneminden ibaret değil. Akademik araştırmalarda tepede Roma öncesine ait yerleşim izlerinin bulunabileceğine ilişkin veriler de ele alınıyor. Özellikle bazı seramik buluntularının çevre bölgelerdeki örneklerle karşılaştırılması, yerleşimin Geç Kalkolitik ve Geç Tunç Çağı gibi daha erken dönemlere kadar uzanabileceğini düşündürüyor. Bununla birlikte bu erken tarihlendirmelerin bir bölümünün doğrudan yayımlanmış kazı tabakalarına değil, karşılaştırmalı değerlendirmelere dayanması nedeniyle kesin bir tarih olarak sunulmaması gerekiyor.
Bu nedenle Zımbıllı Tepe için en güvenli ifade, bölgenin Roma döneminden çok daha eski bir yerleşim geçmişine ilişkin arkeolojik izler taşıdığıdır.
Antik Kentin Akropolü Zımbıllı Tepe’deydi
Zımbıllı Tepe, Pompeiopolis kentinin yalnızca çevresindeki herhangi bir yükselti değildi. Araştırmalarda tepenin akropol olarak kullanıldığı değerlendiriliyor. Tepenin çevresindeki daha düz alanlar ise antik kentin yerleşim dokusunun önemli bölümünü oluşturuyordu. Eski araştırmalarda kentin yaklaşık 3 bin dekarlık bir alana yayıldığı belirtilirken, Zımbıllı Tepe’nin yaklaşık 160 metreye 60 metre ölçülerindeki yüksek bölümünün akropol işlevi gördüğü aktarılıyor.
Tepenin konumu da kentin gelişiminde önemli rol oynadı. Pompeiopolis, Gökırmak vadisindeki ulaşım güzergâhları üzerinde bulunuyordu. Bu konum, kenti yalnızca bölgesel bir yerleşim olmaktan çıkararak Paflagonya içerisindeki önemli merkezlerden biri haline getiren unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Zımbıllı Tepe Yıllarca Taş Ocağı Olarak Kullanıldı
Bugün arkeolojik değeriyle öne çıkan Zımbıllı Tepe’nin geçmişinde oldukça farklı bir dönem de bulunuyor. Akademik araştırmalara göre Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemlerinde tepe, ruhsatlı taş ocağı faaliyetlerinin yürütüldüğü alanlardan biri olarak kullanıldı. Antik yapılara ait taşların sökülerek Taşköprü ve çevresindeki yapılarda devşirme malzeme olarak kullanıldığı belirtiliyor. Bu süreç, antik kentin günümüze ulaşan kalıntılarının önemli ölçüde zarar görmesine neden oldu. 1935 yılında yayımlanan değerlendirmelerde de Zımbıllı Tepe’de geçmişte yapılan gelişigüzel kazıların tarihi eserleri tahrip ettiği ve tepede daha kapsamlı bilimsel kazılar yapılması gerektiği vurgulanmıştı.
Arkeolojik araştırmaların başlamasından önce yapılan bu müdahaleler nedeniyle bugün görülebilen kalıntılar, antik kentin geçmişteki büyüklüğünün yalnızca bir bölümünü yansıtıyor.
İlk Kurtarma Kazıları Yıllar Önce Başladı
Zımbıllı Tepe’deki arkeolojik çalışmaların geçmişi günümüzdeki kazı sezonlarından çok daha eskiye uzanıyor. Kastamonu Müzesi tarafından 1984 ve 1993 yıllarında kurtarma kazıları gerçekleştirildi. Bu çalışmalar sırasında Roma dönemine ait yapı kalıntıları ve mozaikler ortaya çıkarıldı. 1984 yılında yapılan çalışmalarda Roma dönemine ait olduğu değerlendirilen bir villa yapısı tespit edildi. Yapının daha sonraki bir dönemde kiliseye dönüştürülmüş olabileceği değerlendirildi. Ancak erken dönem araştırmalarında da belirtildiği üzere, bu tür yapıların işlevleri ve tarihleri kapsamlı kazılarla daha kesin biçimde ortaya konulabiliyor.
1993 yılındaki kazılar ise Zımbıllı Tepe’nin akropol olarak değerlendirilen bölümünde gerçekleştirildi. Burada kalın duvarlar, çatı kiremitleri, farklı dönemlere ait sikkeler, seramik ve cam parçaları bulundu. Bulgular, tepenin farklı dönemlerde yeniden kullanıldığını gösteren önemli veriler arasında yer aldı.
Toprağın Altından Tiyatro, Villa Ve Roma Caddesi Çıktı
Zımbıllı Tepe’de sistematik araştırmaların yeni bir aşamaya geçmesiyle birlikte antik kentin yerleşim planı daha ayrıntılı biçimde anlaşılmaya başladı.
2006 yılında başlayan kazı ve araştırmalarda jeofizik çalışmalar da kullanıldı. Bu araştırmalar sayesinde toprağın altında bulunan yapıların izleri belirlenerek kazıların yönü ortaya konuldu. Kazılar sırasında Roma dönemine ait tiyatro, odeon, villa, caddeler ve çeşitli kamusal yapıların izleri ortaya çıkarıldı. Antik kentin yalnızca birkaç yapıdan oluşan küçük bir yerleşim olmadığı, gelişmiş bir şehir planına sahip olduğu anlaşıldı.
Zımbıllı Tepe’nin kuzeydoğu eteklerinde ortaya çıkarılan büyük Roma villası ise kentin zengin konut mimarisine ilişkin önemli bilgiler verdi. Yapıda mozaik döşemeler, merkezi avlu düzeni ve ısıtma sistemleri gibi Roma dönemine ait mimari özellikler tespit edildi.
Zımbıllı Tepe’nin En Dikkat Çekici İzlerinden Biri Tiyatro
Antik kentteki tiyatro kazıları 2012 yılında başladı ve sonraki yıllarda sürdürüldü. 2024 yılı çalışmalarında tiyatronun önemli bölümleri ortaya çıkarılırken, hemen yanında bulunan ve odeon olarak değerlendirilen yapıda da kazılar gerçekleştirildi.
Jeofizik araştırmalarda daha önce tespit edilen odeonun kazılarında yoğun kül tabakalarına rastlanması, yapının geçirdiği yıkım sürecine ilişkin önemli veriler sağladı.
Tiyatro ve odeon, Zımbıllı Tepe’de yalnızca konutların değil, sosyal ve kültürel yaşamın da gelişmiş olduğunu gösteren yapılar arasında bulunuyor.
Mozaikler Zımbıllı Tepe’nin En Önemli İzleri Arasında
Zımbıllı Tepe’de yapılan eski ve yeni kazılarda çok sayıda mozaik ortaya çıkarıldı. Bunlar arasında geometrik kompozisyonların yanı sıra figürlü mozaikler de bulunuyor.
1971 yılında tepenin doğu eteklerinde ortaya çıkarılan mozaiklerden biri, deniz temalı figürlü kompozisyonuyla dikkat çekti. Daha sonraki süreçte koruma amacıyla bazı mozaikler yerlerinden kaldırılarak Kastamonu Müzesi’ne taşındı.
Antik kentteki mozaikler, Pompeiopolis’in yalnızca siyasi ve ticari açıdan değil, sanat ve günlük yaşam açısından da gelişmiş bir merkez olduğunu gösteren arkeolojik veriler arasında değerlendiriliyor.
2026’da Zımbıllı Tepe’de Yeni Tarihi Buluntular Ortaya Çıktı
Zımbıllı Tepe’nin geçmişiyle ilgili araştırmalar bugün de devam ediyor. 2025 yılında kazılarına başlanan bazilikada 2026 sezonunda önemli buluntular ortaya çıkarıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre bazilikanın orta nefinde MS 4. yüzyıla tarihlenen, geometrik desenlerden oluşan yaklaşık 105 metrekarelik zemin mozaiği gün yüzüne çıkarıldı. Kazı alanında ayrıca MS 2. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen bir Eros başı bulundu. Bazilikanın ilk inşa evresi de mevcut mimari özellikler, stratigrafik veriler ve buluntular birlikte değerlendirilerek yaklaşık MS 150-160 yıllarına tarihlendiriliyor.
Yapının sonraki dönemlerde geçirdiği değişimler ise Pompeiopolis’in Roma döneminden Geç Antik Çağ’a uzanan dönüşümünü ortaya koyuyor.
Zımbıllı Tepe’de Roma’dan Geç Antik Çağ’a Uzanan İzler Bulunuyor
Pompeiopolis’in MS 5. yüzyılda piskoposluk merkezi niteliği kazanması, Zımbıllı Tepe’deki tarihsel sürecin Roma döneminde sona ermediğini gösteriyor.
Bazilikadaki mimari değişiklikler, mozaikler ve diğer buluntular kentin zaman içerisinde Hristiyanlaşma sürecine girdiğine ve dini açıdan da önem kazandığına işaret ediyor. Böylece Zımbıllı Tepe’deki arkeolojik izler, tek bir döneme ait olmaktan çıkıyor. Tepenin geçmişi; Roma öncesine ilişkin tartışmalı erken yerleşim verilerinden Roma İmparatorluk döneminin görkemli yapılarına, Geç Antik Çağ’daki dini dönüşüme kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsıyor.
Bugün Zımbıllı Tepe’de toprağın üzerinde görülen kalıntılar, antik Pompeiopolis’in yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor. Devam eden kazılar ise Taşköprü’nün merkezindeki bu tepenin altında hangi yapıların ve hangi tarihsel katmanların bulunduğuna ilişkin yeni cevaplar ortaya çıkarmaya devam ediyor.