Cumhuriyet Meydanı'nda 1 Mayıs Coşkusu
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Kastamonu'da düzenlenen programda Cumhuriyet Meydanı dolup taştı. Çok sayıda sendika, sivil toplum kuruluşu ve vatandaşın katıldığı programda emekçiler taleplerini dile getirdi.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla Kastamonu’da düzenlenen programda Cumhuriyet Meydanı dolup taştı. Çok sayıda sendika, sivil toplum kuruluşu ve vatandaşın katıldığı programda emekçiler taleplerini dile getirdi. Ellerinde pankartlar ve dillerinde sloganlarla meydanı dolduran vatandaşlar, çalışma hayatında yaşanan sorunlara dikkat çekti.
Sendika temsilcileri yaptıkları açıklamalarda geçim sıkıntısı, düşük ücretler ve güvensiz çalışma koşullarına vurgu yapıldı. Sendika temsilcileri yaptıkları konuşmalarda; geçim sıkıntısı, düşük ücretler ve güvencesiz çalışma koşullarına vurgu yaptı. Programda açılış konuşmasını yapan Türk-İş İl Başkanı Mehmet Çelik, katılımcılara teşekkür ederek 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutladı.
Yol-İş Sendikası 2 nolu Şube Başkanı Sadık Düzgün, 1 Mayıs’ı kutlayarak; “1 Mayıs, emeğin değerini hatırlatan; dayanışmanın, birlikteliğin ve ortak mücadelenin anlam kazandığı bir gündür. Bugün dünyanın dört bir yanında işçiler, alın terinin karşılığını almak ve insanca çalışma koşullarına ulaşmak için seslerini birlikte yükseltmektedir. Emeğin değersizleştiği, geçim şartlarının ağırlaştığı bir dönemde bulunmaktayız. Bugün burada yalnızca sorunları değil, umudu da büyütmek için bir aradayız. Farklı işyerlerinden gelmekteyiz ancak hepimizi birleştiren ortak bir gerçek bulunmaktadır: Bu ülkenin değerini de geleceğini de emeğimizle biz kurmaktayız. Bugün buradayız. Çünkü geçinmek her geçen gün zorlaşmaktadır. Her sabah yeni zamlarla uyanmakta, emeğimizin karşılığının eridiğini görmekteyiz. Hayat pahalılığı dayanılmaz bir noktaya ulaşmış bulunmaktadır. Ücretler aynı hızda artmamakta, alım gücü sürekli düşmektedir. Eskiden işsiz olan yoksul sayılmakta iken, bugün çalışanlar da yoksullukla mücadele etmektedir. Bu tablo görmezden gelinemez” ifadelerini kullandı.
‘Gelir Dağılımındaki Adaletsizlik Her Geçen Gün Büyümektedir’
Gelir dağılımının eşitsizliği hakkında konuşan Düzgün; “Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün büyümektedir. Zengin daha zengin olurken, emeğiyle geçinenler giderek daha fazla yoksullaşmaktadır. Asgari ücretle çalışan milyonlar, daha yıl dolmadan gelirlerinin eridiğini görmektedir. Yapılan artışlar kısa sürede etkisini kaybetmektedir. Altı ayda eriyen bir ücretle bir yıl geçinilmesi beklenmektedir. Bu durum ne adildir ne de sürdürülebilirdir. Vergi yükü giderek çalışanların omuzlarına yüklenmektedir. Ücretliler yılın başında üst vergi dilimlerine girerek daha fazla kesintiyle karşılaşmaktadır. Emeğimizle kazanılan gelir, elimize geçmeden azalmaktadır. Yüksek gelir elde edenler istisnalardan yararlanırken, ücretliler sürekli ve düzenli vergilendirilmektedir. Bu tablo kabul edilemez. Örgütlenmek isteyen işçiler baskı, yıldırma ve işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır. Sendikal faaliyetler bazı işyerlerinde engellenmekte, hak aramak zorlaştırılmaktadır. Oysa örgütlenme hakkı temel bir haktır. Çalışanların özgürce örgütlenebildiği, korkmadan hak arayabildiği bir çalışma hayatı güvence altına alınmalıdır. Çalışma hayatındaki baskılar yalnızca bununla sınırlı değildir” dedi.
‘Taşeron İşçilerin Sorunları Hâlâ Çözülebilmiş Değildir’
İş yerlerinde ki mobbing, taciz, şiddet gibi olaylara maruz kalan işçilerin hakkının savunması gerektiğini dile getiren Düzgün: “İşyerlerinde mobbing, taciz ve şiddet birçok çalışanın karşı karşıya kaldığı bir gerçekliktir. Korkunun değil güvenin, baskının değil saygının hâkim olduğu işyerleri oluşturulmalıdır. Şiddet ve tacize karşı sıfır tolerans ilkesi benimsenmeli, çalışanların onuru korunmalıdır. Taşeron işçilerin sorunları hâlâ çözülebilmiş değildir. Kadro dışında kalanlar, aynı işi yapmalarına rağmen farklı haklara tabi tutulmakta ve ciddi bir adaletsizlik yaşamaktadır. Kamuda çalışan tüm işçilerin eşit haklara ve güvenceli çalışma koşullarına kavuşması sağlanmalıdır. Bu mağduriyet artık sona erdirilmelidir” diye konuştu.
‘Nitelikli İstihdam Alanları Oluşturulmalı’
Çalışma hayatında ki eşitsizliklere değinen Düzgün: “Ancak çalışma hayatındaki adaletsizlikler bununla da sınırlı değildir. Staj ve çıraklık sürecinde çalışmış milyonlarca kişi, yıllarca emek vermelerine rağmen sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri karşılığı alamamaktadır. Fiilen çalıştıkları bu dönemlerin emeklilik hesabında dikkate alınmaması ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır. Genç yaşta çalışma hayatına katılan bu insanların emeği yok sayılmamalıdır. Staj ve çıraklık dönemlerinin sigortalılık başlangıcı sayılması yönündeki talepler karşılık bulmalıdır. Engelli bireylerin çalışma hayatına katılımı da önemli sorunlar barındırmaktadır. Yasal zorunluluklara rağmen birçok işyerinde engelli istihdamı yeterince sağlanmamaktadır. Erişilebilirlik eksiklikleri ve önyargılar, engelli bireylerin çalışma hayatında kalıcı olmasını zorlaştırmaktadır. Engelli bireyler için eşit fırsatlar sağlanmalıdır. Gençler açısından tablo daha da ağırlaşmaktadır. Genç işsizliği artmaya devam etmektedir. Her yıl binlerce genç mezun olmakta, ancak iş bulamamakta ya da düşük ücretlere mahkûm kalmaktadır. Birçok genç güvencesiz ve geçici işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Gençlerin emeğinin karşılıksız kalmasına izin verilmemelidir. Nitelikli istihdam alanları oluşturulmalı, eğitim ile çalışma hayatı arasındaki bağ güçlendirilmelidir” şeklinde konuştu.
‘Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Güçlendirilmelidir’
Yoksulluğun çocukların çalışma hayatına atılmasına sebep olduğunu çocukların ise yerinin okul olduğunu söyleyen Düzgün: ”Çocukların yeri okuldur. Ancak yoksulluk birçok çocuğu çalışma hayatına itmektedir. Çocuklar, hayallerini kaybederek ağır sorumluluklar üstlenmektedir. Çocuk işçiliğiyle mücadele güçlendirilmelidir. Ne yazık ki çocukların en güvende olması gereken yerler olan okullarda dahi ciddi güvenlik sorunları yaşanmaktadır. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarda yaşanan ve kamuoyunu derinden sarsan cinayetler, eğitim ortamlarının dahi yeterince güvenli olmadığını acı bir şekilde ortaya koymaktadır. Oysa okul; çocuğun kendini güvende hissettiği, geliştiği ve geleceğe hazırlandığı bir alan olmalıdır. Çocukların yaşam hakkının ve güvenliğinin her koşulda korunması sağlanmalıdır” ifadelerini kullandı.
‘Savaşın Olduğu Yerde Üretim Durmakta’
Çalışma hayatında yaşanan iş kazaları, meslek hastalıklarının ise görünmez kaldığını anlatan Düzgün; “Çalışma hayatındaki riskler yalnızca ekonomik değildir. İş kazaları hâlâ can almaktadır. Her gün ortalama 6 emekçi hayatını kaybetmektedir. Bu yalnızca bir sayı değil; yarım kalan hayatlar ve dağılan ailelerdir. Meslek hastalıkları çoğu zaman görünmez kalmaktadır. Tanı ve kayıt süreçlerindeki eksiklikler, sorunun gerçek boyutunun ortaya konulmasını engellemektedir. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan savaşlar, yalnızca sınırları değil hayatları da derinden sarsmaktadır. Gazze’de süren yıkım ve İran çevresinde tırmanan çatışmalar; milyonlarca insanı yerinden etmekte, emeği yok sayan bir düzenin sonuçlarını ortaya koymaktadır. Savaşın olduğu yerde üretim durmakta, insanlar işsiz kalmakta ve emek değersizleşmektedir. Göç etmek zorunda kalan milyonlar güvencesiz koşullarda yaşam mücadelesi vermektedir. Bu durum yalnızca savaş bölgelerini değil, tüm dünyada emeğin değerini etkilemektedir. Çünkü savaş, emeğin düşmanıdır. Barışın olmadığı yerde insanca bir yaşam kurulamaz. Bu nedenle emeği savunmak, aynı zamanda barışı savunmak anlamına gelmektedir. Bugün buradan açıkça ifade etmekteyiz: Emeğin değeri korunmalıdır. Çalışanların yaşam koşulları iyileştirilmelidir. Adil, güvenceli ve insan onuruna yakışır bir çalışma hayatı sağlanmalıdır” diye konuştu.
‘Elimizi, Kolumuzu Uzatabildiğimiz Her Yerde Herkesi Kucaklayacağız’
Programa katılan Belediye Başkanı Hasan Baltacı da kürsüye çıkarak vatandaşlara hitap etti. Belediye Başkanı Hasan Baltacı: “Siyasi hayatımız boyunca işçilerin, emekçilerin her haklı mücadelesinde onların yanında olduk. Yürüyüşlerinde olduk, mitinglerinde olduk, grevlerinde olduk. Bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Şöyle bir slogan attınız: ‘Ankara, Ankara duy sesimizi, işçiyiz, haklıyız, kazanacağız, direne direne kazanacağız.’ Böylesi bir günde, 1 Mayıs gününde işçilerin bir kısmı mücadele ederken diğerleri tatil yaparsa, bu yolu, bu meydanı ayrı ayrı yürürseniz; biriniz bir tarafa, biriniz bir tarafa bakarsanız, herkes bu ülkede kendi sorunu için tek başına mücadele etmek zorunda kalırsa kusura kalmayın arkadaşlar, sesinizi hiç kimse duymaz. Bırakın Ankara’yı, burada Kastamonu’da bile sesinizi kimse duymaz. Onun için ‘Kurtuluş yok tek başına’ diyor ya… Tek başına kurtuluş yok. Bu yollara ayrı ayrı yürümeyeceksiniz, kol kola gireceksiniz. Karayollarındaki arkadaşlar da, öğretmen arkadaşlar da, emeklilerimiz de, şeker fabrikasındaki arkadaşlarımız da, belediyede çalışan arkadaşlarımız da omuz omuza vereceksiniz arkadaşlar. Bakın madencilere, buradan onları da saygıyla selamlıyorum. Madenciler omuz omuza verdiler, Ankara’ya geldiler, haklarını kazandılar. Onlara destek gelen herkese de canı gönülden işçi sınıfı aracılığıyla teşekkür ediyorum. Ama ayrışırsanız, tek başınıza kalırsanız o zaman hiçbir şeyi kazanamazsınız arkadaşlar. O yüzden kimseyi geride bırakmayacağız. Elimizi, kolumuzu uzatabildiğimiz her yerde herkesi kucaklayacağız. Bu mücadeleye davet edeceğiz. Ve bir şey daha var: Eğer bu ülkede alın teri, emeğin hakkını almak istiyorsa, emeğin mücadelesiyle adaletin mücadelesi birleşmek zorundadır. Bu iki mücadele ayrı ayrı başarıya asla ulaşamaz. O yüzden bugün bu ülkede nerede bir adalet mücadelesi yürütülüyorsa ve en başta Silivri Zindanı’nda yürütülen adalet mücadelesiyle meydanlardaki emeğin mücadelesi el ele vermek zorundadır arkadaşlar. Başarının tek yolu, daha iyi bir ülkede haklarımızı kazanarak yaşamanın tek yolu, emeğin mücadelesiyle adaletin mücadelesinin kol kola girmesidir. Bunu başaracağınıza inanıyorum. Bugün bu meydanda birçok işçi arkadaşımızı temsilen siz varsınız. Ama ne kadar çok olursak, ne kadar güçlü olursak o kadar daha güzel bir ülkede yaşama hakkını elde ederiz. Bugün tatil günü değildir. Bugün işçi sınıfının bütün dünyada birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Bu dayanışma ruhunu güçlendirdiğiniz ölçüde bu ülkede yapamayacağımız hiçbir şey yok” diye konuştu.
‘Unutulmamalıdır Ki Güçlü Bir Kamusal Alan, Güçlü Bir Toplumun Temelidir’
Belediye Başkanının ardında konuşma yapan Türkiye Kamu-Sen İl Başkanı Nedim Afacan: ”1 Mayıs; sadece bir takvim günü değil, emeğin sömürüye karşı direnişinin, adalet arayışının ve insan onuruna yakışır bir yaşam mücadelesinin simgesidir. Bu anlamlı gün, bizlere birlik olmanın, omuz omuza durmanın ve haklarımızı birlikte savunmanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Değerli arkadaşlar, Kamu çalışanları olarak bizler; geleceğimizi şekillendiren, nesilleri yetiştiren, ülkemizin yarınlarını inşa eden kutsal bir görevi yerine getiriyoruz. Ancak ne yazık ki bugün ekonomik zorluklar, artan hayat pahalılığı, mesleki itibar kaybı ve çalışma koşullarındaki sıkıntılarla karşı karşıyadır. Bizler; İnsanca yaşayacak bir ücret, liyakat esaslı atama ve yükselme sistemi, adil ve şeffaf bir yönetim anlayışı, güvenceli çalışma koşulları, mesleki saygınlığımızın yeniden tesis edilmesini talep ediyoruz. Unutulmamalıdır ki güçlü bir kamusal alan, güçlü bir toplumun temelidir. Kamu çalışanlarının mutlu, huzurlu ve güvende olmadığı bir ortamda nitelikli hizmetten söz etmek mümkün değildir” ifadelerini kullandı.
‘Dayanışma Bizim En Büyük Gücümüzdür’
Emek hakkının savunulması gerektiğini vurgulayan Nedim Afacan: “Türkiye Kamu-Sen olarak her zaman hakkın, hukukun ve adaletin yanında olduk. Bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Sendikal mücadelemizi; ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, sadece ve sadece emeğin hakkını savunmak için sürdürüyoruz. Bugün burada bir kez daha haykırıyoruz: Emeğin değersizleştirilmesine asla izin vermeyeceğiz! Alın terimizin karşılığını alana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz! Birlikten aldığımız güçle daha adil bir çalışma hayatını hep birlikte inşa edeceğiz! Dayanışma bizim en büyük gücümüzdür. Birlik olduğumuz sürece aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Bugün 1 Mayıs vesilesiyle; barışın, kardeşliğin, eşitliğin ve adaletin hâkim olduğu bir gelecek temennisini yineliyoruz” dedi.
‘Gücümüz Birliğimizden Gelir!’
Eğitim-İş Sendikası da meydanda yerini alarak basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklama yapan Eğitim-İŞ Şube Başkanı Ahmet Tevfik Bal: “Öncelikle; gasp edilen haklarını almak üzere direnişleriyle, zorluklara sabırla, metanetle katlanmalarıyla, örgütlülükleriyle Ankara’da mücadele veren Doruk Madencilik işçilerini selamlıyorum. Doruk madencilik işçileri, yılmadan mücadele ederek, hak mücadelesi nasıl verilir, nasıl direnilir, sendika ve sendikalılık nasıl olur, bu konuda hepimize ders verdiler. Emekçi kardeşlerim, yurttaşlar; 1 Mayıs, haklarımızı dile getirmemiz, birliğimizi güçlendirmemiz, dayanışmamız için var. Gücümüz birliğimizden gelir! Bugün ülkemizde asgari ücret açlık sınırının çok çok altında kaldı. Asgari ücret çalışanların adeta temel ücreti oldu. Dünya ortalamasına göre asgari ücretli çalışan oranı ülkemizde kat kat yüksek. Emeklilerimizin büyük kısmı asgari ücretten bile düşük maaşlarla açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmiş durumda. Kayıt dışı, güvencesiz, günlük 8 saatin üzerinde düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalan emekçilerin sayısında ciddi bir artış var. Kamu çalışanları ve ücretli çalışanların hemen hepsi yoksulluk sınırına yaklaşamıyorlar bile. Gençlerimiz arasında işsizlik oranı çok yüksek. İş bulmaktan umudunu kesip artık iş aramayan işsizler ordusuyla karşı karşıyayız. Ev genci diye bir kavram ortaya çıktı. Bunlar ülkemizin geleceği için büyük kayıplar. Asgari ücret açlık sınırı olarak belirlenen tutarın üstünde olmalı, enflasyona göre düzenli artışlar yapılmalıdır. En düşük emekli maaşı asgari ücret tutarında olmalıdır. Rantiyeye değil, üretime ve istihdama yönelik ekonomik politikalar uygulanmalı, işsizliğin önüne geçilmelidir. Çalışma yaşamını düzenleyen yasalar demokratikleştirmeli, örgütlenme, sendikal hak ve özgürlüklerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Kamu çalışanlarına gerçek anlamda toplu sözleşme ve grev hakkı tanıyan yasal düzenlemeler yapılmalıdır” diye konuştu.
‘Sağlık Ve Eğitim Gibi Temel Kamu Hizmetleri Parasız Olmalı’
İstihdam ve atamalarda liyakatin esas alınması gerektiğini dile getiren Bal: “İstihdamda ve atamalarda liyakat ve adalet esas olmalıdır. Gerçek ihtiyaç kadar kamu personeli ataması yapılmalıdır. Sözleşmeli ve güvencesiz istihdama son verilmelidir. Okullarımızda ve sağlık kuruluşları başta olmak üzere, hayatın her alanında şiddeti önleyecek, kamu çalışanlarının ve okullarda eğitim gören çocuklarımızın güvenliğini sağlayacak her türlü önlem geciktirilmeksizin alınmalıdır. Güvenli okul, sağlıklı eğitim istiyoruz. Geçtiğimiz haftalarda okullarımızda meydana gelen öğretmen ve öğrencilerimizin ölümü ve yaralanmasına yol açan üzücü saldırılara karşı kamuda örgütlü olan sendikalar iş bırakarak, önlem alınmasını isteyerek eylemlerle tepkilerini gösterdiler. İşçi kardeşlerimizi ve işçi sendikalarımızı da yanımızda görmek isteriz. Bu sorun sadece öğretmenlerin sorunu değil, hepimizin ortak sorunu. Okullar, çocuklar hepimizin. Her öğrencimize günde bir öğün ücretsiz yemek ve temiz içme suyu sağlanmalıdır. Sağlık ve eğitim gibi temel kamu hizmetleri parasız olmalı, bütün yurttaşlarımızın bu hizmetlerden yararlanabilmesi için gerekli önlemler alınmalıdır. Adalet ve hukuk istiyoruz! Çünkü her şeyin temelinde bu vardır. Emekçinin hakkını aldığı, emeğe ve emekçiye değer verilen bir düzenin kurulması bizlerin birliği, dayanışması ve bilinçli mücadelesinin sonucu olacaktır” dedi.
‘Bizler Vicdanı Olan Bir Dünyada Yaşamak İstiyoruz’
Eğitim-Sen Şube Başkanı Mirati Madak ise; “Adaletin, hukukun, insan haklarının göz ardı edilmediği; kimsenin hakkının yenmediği, hukukunun çiğnenmediği; çocukların öldürülmediği, şeker de yiyebildiği; analara kıyılmadığı, babaların vurulmadığı, gençlerin işsiz kalmadığı; yaşam alanlarının şiddetten arındırıldığı; açlığın, yoksulluğun kaderden sayılmadığı; nefretin, düşmanlığın en büyük suç olarak onaylandığı; ne ezilen ne ezen, hakça bir düzenin kurulduğu; insanlar kadar bütün canlıların yaşama hakkının kollandığı, sömürüye ve her türlü kötülüğe karşı durulduğu; zenginlik uğruna doğanın yağmalanmadığı; insanların bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçe yaşadığı; insanın insana kulluğunun yok edildiği; emeğin, alın terinin baş tacı yapıldığı; işçinin, memurun, emeklinin insanca ve gönenç içinde yaşayabildiği; sevginin ve hoşgörünün dalga dalga yayıldığı; bir mevsim değil, her mevsim barışın yaşandığı, savaşların son bulduğu; insanlığın tek derdinin yaşlanarak ölmek olduğu; acıya, zulme, felakete herkesin karşı durduğu, ağlayana gülmeyen bir dünya istiyoruz... Bizler vicdanı olan bir dünyada yaşamak istiyoruz” dedi.
Yoğun katılımın olduğu program, yapılan konuşmaların ardından sona erdi.



