Sizde Cami Nerede?
Halime Özdemir
Kullandığımız her bir kelimenin anlamını bilmek zorundayız o kavramın hayatımızda her haliyle var olması için. Aksi halde kavramlar ve içerikleri bize hiçbir anlam ifade etmeyecek ve bizde herhangi bir anlam yüklenmeyecektir. Sadece bildiğimiz ama onunla iletişim kurmadığımız hayatımızda var etmediğimiz bir kavram olarak kalacaktır. Bir anlamda sandığın dibinde çürümeye atılmış nesneler gibi.
Bugün “cami” kavramını irdeleyelim. Kelime, toplayan, bir araya getiren anlamında kullanılır. Burada bir konuya açıklık getirmek zorundayız. Cami, toplar imam-hoca değil. Senin camide toplanmaya niyetin varsa gelirsin/gidersin camiye. Ama sen dağınıklık seversen, düzen-nizamdan uzaksan ne imam ne de bir başkası seni camiye toplayamaz. Bu sebeple kişi yani Müslüman kendisine cami benim hayatımda nerede diye sorması gerekir. Hep birlikte olmaya, beraber hareket etmeye ve İslam toplumu olmaya niyeti olan caminin nerede olduğunu da bilir.
Bugünün insanında cami, neredeyse yaşlıların sadece ve sadece namaz kılmak ve cenazeleri kaldırmak için gittikleri yer olarak düşünülmektedir. Bundan dolayı caminin asli görevi ve misyonu bir anlamda sağlanmamaktadır. Günümüz dünyasında Müslümanların bir araya gelip toplanması imkansız bir hal almıştır. İslam dünyasının toplu hareket etmemesinin en önemli sebeplerinden biri kendilerindeki cami kavramına gereken anlamı yüklemediği gerçeğidir. Kim bilir?
Gönlümüzü toplamak zorundayız, bedenimizi toplamak zorundayız, ruhumuzu toplamak zorundayız ve en önemlisi bir bütün olarak kendimizi toplamak zorundayız. Bundan dolayı camiyi hayatımızın merkezine almak gibi bir vazifemiz var. Neden vazife bilir misiniz? Çünkü Yüce yaradan herkesi evine nasip etmediği gibi herkese evini imar da ettirmiyor. “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazını kılan, zekatını veren ve yalnız Allah’tan korkup çekinen kimseler imar edebilirler. İşte bunların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” (Tevbe 9/18) Nedir bu imar etmek?
Camilerin geliştirilip bayındır hale gelmesini sağlama işi, herkese verilen bir görevdir ama kişi bunu kendisi kabul etmez. Siz imar edilebilecek vasıflara sahip misiniz? Eğer caminin içerisine giremiyorsanız düşünmek zorundasınız yukarıdaki ayette söylenilen özelliklerin eksik olması mı sizi bundan mahrum bırakıyor? Camiye gidip gitmeme noktasında size bu sıfatlar verilmediğini hiç düşündünüz mü? Camiye gitmek veya gitmemek arasında size nasip olan hangisi?
Camiler, insanları kitle yığını olmaktan çıkartıp daha samimi bir ilişki bütünlüğü sağlayan mekânlardır. Normalde… Sosyal ilişkilerin sağlanması ve düzenlenmesi de bu yerlerde inşa edilmelidir. Normalde… Çünkü bu, o kişiye verilmiş bir şereftir. Zira o mekân, Allah’ın evinin birer şubesidir ve oraya gidenler de Allah’ın evinin misafiri olma bahtiyarlığına ulaşmış kimselerdir.
Mesela, bir arkadaşımızın halini hatırını sormak, mesela mahallede gerçekleşen bir olaya dair birlikte hareket etmek, mesela toplumun asayişi ve huzuru için el ele vermek, bir arkadaşımıza ikram etmek ve bunu hep birlikte yapmak, birlik ve beraberlik ruhunu oluşturmak cami merkezlidir. Acaba Müslümanların toplanması için biz Müslümanlara bahşedilmiş olan bu mekânlara biz hangi gözle bakıyoruz? Camide toplananlar caminin bu fonksiyonuna rağmen yalnızlaşmayı seçerek bir selam dahi vermeye niyetlenmiyorsa camiye neden geldiğini tekrar düşünmek zorundadır. Camiye gelip de toplumun birlik ve beraberliğini bozmak için çalışanlar da ne yaptıklarını düşünmek zorundadırlar.
Kulluk, bir bütündür. Yani 24 saatlik zaman diliminde yaptığımız şeylerle biz Allah katında kul sıfatını elde etmiş oluruz. Sadece camide Allah’ı hatırladığımız bir hayat, eksiktir, yanlıştır. Hatta ve hatta kulluğumuzun eksikliğine işaret eder anlamak isteyen için. Bu amaçlar doğrultusunda camiye hiç adım attık mı yoksa sadece ve sadece secde etme mahalli olarak mı camide toplanıyoruz?
Eğer cami dediğimizde aklımıza sadece namaz kılmak/secde etmek geliyorsa o zaman Hz. Peygamber’in (SAV) şu sözüne aykırı davranmış oluruz. “Yeryüzü (toprak) benim için mescit ve temiz kılınmıştır…” (Nesâî, Mesâcid, 42) Tüm yeryüzü mescit olduğuna göre her kara parçasında namaz kılınabilir. Bu sebeple cami dediğimizde insanlığa yaraşır fonksiyonların da varlığı görülmek zorundadır.
Mescide gidiyorsanız eğer Allah’ın rızasını kazanacak işlere de imza atmak zorundasınız. Mescitler, Allah’a kul olmayı öğretir. Tüm yeryüzü mescit olduğuna göre biz adımımızı attığımız her yerde yaptığımız her işte de Allah’a ibadet etmiş oluruz. Yani yeryüzünde ayak bastığımı her yer, camide gibi davranmayı gerekli kılar.
“Mescitler, Allah’a ibadet etmek içindir. Öyleyse Allah’tan başka hiçbir kimseye, hiçbir şeye el açıp yalvarmayın.” (Cin 72/18) Mescide giden kimse vakur olmak zorundadır. Süklüm püklüm perişan bir halde olamaz. Mescide devam eden, başkalarıyla bağlantı kurabilecek ve diğer insanların da kul olduğunu aklından çıkarmadan sadece Allah’a yalvarmayı da bilmekle mükelleftir. Bu, Allah’ın evine gidene Allah’ın lütfudur. Sosyal hayatın dengelenmesi, kavga gürültü ortamlarının yok olup yeryüzünde tevazunun hakim olmasının yolu bir anlamda camilere devam eden kişilerin kişiliklerindeki değişimlerle mümkün hale gelecektir. Aksi mi? Ne diyebilirim ki?
Camilere gitmekten öte devam etmek de aynı zamanda insanın psiko-sosyal açıdan sağlam bir karaktere sahip olmasını sağlar. Çünkü kural bellidir: “Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel giysilerinizi giyin ve yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf 7/31) İnsan duyguları olan bir varlıktır ve herkesten tecrid edilmiş bir şekilde hayat yaşamaya hakkı yoktur. Çünkü bu durum, insanı psikolojik olarak yalnızlığa ve dolayısıyla da olumsuz bir atmosfere bürünmesine sebep olur ve sonuçta insan hayatın anlamsız olduğu varsayımına hükmeder. Ve lakin mescide giderken temiz ve güzel elbiseler giymek, yemek içmek ve kendisini zora sokacak israftan kaçınmak gibi temel öğretilerle insanın ruhsal dünyası da camiye devam etmekle mümkün olacaktır. Temizlik ve düzenle başlayan hayatta kişinin sağlam bir duygusal durumda olmasının da önü açılmış olur. Acaba bunu hiç tecrübe ettiniz mi?
O zaman şimdi soralım: Cami sizin hayatınızın neresinde?