Halime Özdemir

Kulluğunuz Aynada (Topluma) Yansıyor Mu?

Halime Özdemir

Alman bilim adamı Rudolf Otto, dini “kutsalın tecrübesi” olarak tanımlar. Tecrübe etmek, bir konuda eylemde bulunmayı gerekli kılar. Dolayısıyla din de insan hayatında yaşanılan ve uygulama alanı olan bir olgudur. Bunun dini literatürde karşılığı kulluktur. Kulluk, eylem ve söylemde kendisini göstermesi yani hayata ve kendisine yansımayı gerekli kılar. Hal böyle olunca din, insan hayatında ayna vazifesi gören bir etkiye sahiptir.

Bu etki, hem bireysel hem de toplumsal tezahürleriyle vücut bulmak zorundadır. Aksi halde kutsal tecrübe edilememiş ve sadece kutsal olan kitaplarda kitabi bilgi olarak var olmaktan öteye geçmemiş olur. Kulluk dediğimiz şey, uygulama esasına dayanır. Hitap yeteneği olan herkes ama herkes din hakkında süslü sözler söyleyebilir ve kalplere de etki edebilir ama esas olan, hayatta görünür olmayı sağlayan kaç kişidir? Bu açıdan kulluk, görünür olmak zorundadır. Kulluk, kimlikte ve sözde kaldığında, bireysel ve toplumsal etkileri kaybolmuş olur. Cebrail vasıtasıyla peygamberlere gelen her bir ayet, insan üzerinde yani toplumda temayüz etmek zorundadır.

Ayetleri özellikle ibadetler bazında değerlendirdiğimizde her bir ibadetin bireysel etkisi yanında aynı zamanda sosyal bir etkisinin olduğuna da şahit olmaktayız. Bu açıdan ibadetlere bu bakış açısıyla bakmayı ihmal edemeyiz. Öncelikle İslam’ın temeli olan namaz, zekat, hac ve oruç ibadetlerinin (Buhâri, İmân, 2) sosyal fonksiyonlarını ele alarak başlayalım. Çünkü bir binanın kolonları gibi bu ibadetlerden yoksun ve mahrum kalmak, hayatın eksik kalmasına sebep olacaktır. Yeryüzünde ve gökyüzünde var olan her şey yıldızlar, ay, güneş, ağaçlar, böcekler, dağlar, taşlar ve insanların bir kısmı mütemadiyen Allah’a secde etmekle kulluğunu yansıtmaktadır. (Hac 22/18) Bu sebeple secde (namaz), kulluğun en büyük ve en önemli yansımasıdır. Kulu ve toplumu aziz kılmaya yöneltir. Hakir kılınmaktan uzaklaşmak isteyen herkes, şeytanın yaptığı gibi kendisini alnını secde etmekten mahrum bırakmamak zorundadır eğer düşünse.

Bir toplumda hayasızlık ve kötülük mü artıyor edep ve saygı ile birlikte iyilik mi artıyor? Eğer kötülükler artıyor, eğer fenalıklar görünür ve bilinir hale geliyor ise yine namaz ibadetine bakmak zorundayız. Çünkü namazın bireysel anlamda kişiye toplumsal anlamda o topluma karşı en önemli fonksiyonlarından biri fenalıklara ve çirkinliklere ve hayasız olan her şeye karşı set kurma vazifesi görmesidir. Nasıl ki set, bir engel teşkil ediyor ise namaz da toplumun fenalığa bulaşmasının önündeki en büyük engeldir. (Ankebût 29/45) Namaz kılan her kul, dönem dönem özellikle kötülüğe bulaşmaya başladığı esnada namazına ve kendisine bakmak ve ibadetini kontrol etmek zorundadır. Eğer fenalıklar zirvede ise alınlar secde beller rükû görmüyordur diye düşünüyor muyuz?

Bir diğer fonksiyonu ise boş boş oturup yerinden kalkmaya niyeti olmayanların düşünmesi gerekenler için dikkate değerdir. Mesela özellikle cuma namazı kılıp da günün geri kalanında aylaklık yapanlar da namazlarına bakmak zorundalar. Çünkü cuma günü cuma namazı kılan kulların yapması gereken en önemli şey, Allah’ın lütfunu elde etmek için yeryüzüne dağılıp kendilerine ayrılan nasibi aramak zorunda olmalarıdır. (Cuma 62/9-10) cuma günü özellikle iş yapmamak için bahane aramaya kalkışan kullar, bu ayetin hakkını verip vermediklerini düşünüyorlar mı acaba? Çünkü cuma günü nasiplenmek için kullara verilen büyük fırsat günüdür. Aksi halde mi? Aylak bir toplum inşa edilmesine katkı sağlanmış olunur.

Namaz, bütün müminlere farz olup özellikle yeryüzünde belirli bir hakimiyete sahip olan kimselerin oldukça dikkat etmeleri ve öze göstermeleri gereken bir ibadettir. Herkes ama herkes ister güçlü ister zayıf, ister zengin ister fakir, ister kadın ister erkek herkes Allah’ın huzuruna varacak ve yaptığı her şey değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Hükmetme gücüne sahip olan herkes, namazla birlikte yeryüzündeki kötülüğü ve yanlışları yasaklama ve önüne geçme görevlerini de yüklenmiş olurlar. (Hacc 22/41)

Zekat, sadece maldan eksilme midir? İnsanlar kendilerinden para, mal gittiğini düşünüyorlar. Oysa zekat veren her kul, aslında öfke kontrolünü sağlamış olur, insanların kusurlarını önemsemeyerek Allah’ın sevgisini elde eder. Düşünsenize zekat veren toplumlarda sakinlik hakim oluyorsa -ki ayet bunu haber veriyor- insanların her saniye öfke patlaması yaşadığı şu çağda ne bollukta ne de darlıkta harcama yapmayı mı bıraktık sizce? (Âl-i İmrân 3/134) Zekat, bizim toplumumuzda nerede yansıyor? Trafikte, ailede, ekonomide, çarşıda, pazarda çocukta, kadında, erkekte nerede zekatın ayna etkisini görüyoruz? Kendinizi ve toplumu hiç sorguladınız mı? Zekat ve sadakanın sizdeki yansıma(ma)sı nedir?

Siz kutsal topraklarda nefes aldınız mı hiç? Siz ihram elbisesini kendi isteğiniz ve arzunuzla giyip de pek çok şeyi kendinize haram kıldığınızın farkına vardınız mı hiç? Adı umre ve hac olan ibadetin sadece yolculuk olmadığını bilerek hayata baktınız mı hiç? Günah işlemekten, kavgadan, gürültüden uzak durup iyilik ve iyiye yönelmeniz gerektiğini fark ettiniz mi hiç? Sakınarak hayat yaşamanın lüzumuna inanıp da takva azığı için hayata tutundunuz mu hiç? (Bakara 2/197) Sahi siz hiç hacı olmanın bireysel ve toplumsal etkilerini ve yansımalarını düşünerek uçağa bindiniz mi hiç? Toplumda her yıl kutsal topraklara yolculuklar düzenlenirken dönüşte o toplumda hacı olmanın ağırlığını ve yansımasını hayatınızda gösterdiniz mi hiç? Azabı gerektiren her şeyden uzaklaşmanın haccın yansıması olduğunu bilerek hayat yaşamak gibi bir gayeye meftun oldunuz mu hiç?

Hacı olmanın hayat boyu her işte ve uğraşta her zaman ve mekanda Allah’ı hatırlamak olduğunu biliyor muyuz? Hangi işimizde hacı olduktan sonra daha itinalı bir şekilde Allah’ı hatırlayarak geri adım atıyoruz? (Bakara 2/200) Hangi güzel işimizde Allah’ı düşünerek daha aşkla yapıyoruz? Sahi, hacı olanlar diğer insanlardan daha fazla Allah’a yöneliyorlar mı? Ne dersiniz? Her yıl kura sonucu binlerce kişi Kabe’nin etrafında tavaf ederken o esnada şu dakikadan sonra ben yönümü Allah’a çevirip hayatımın kurallarını ona göre belirleyip yurduma döneceğim diye düşünüyor? Hangi mahallede, hangi ailede hacı olanların böyle bir etkileri yansıyor?

Oruç, kalkan vazifesi olan bir ibadettir. Kişide ve dolayısıyla toplumda fena olan her şeye karşı koruma gücüne sahip bir etkiye sahiptir. Oruç tutan bir birey, kavga, gürültü, küfür, argo gibi kötü olan hiçbir söz ve eylemde bulunamadığı gibi toplumu da bu anlamda korumak zorunda olduğunu biliyor mu? (Buhâri, Savm, 2) Bilmiyor ve daha da önemlisi yapmıyorsa orucun onun üzerinde hiçbir etkiye sahip olmamasından dolayı kendisini sorgulaması gerekmez mi? Oruç, bizi her türlü fenalık ve günahtan korumak için dünyaya gelen her kişiye farz kılınmıştır. (Bakara 2/183)

Netice itibari ile her durumda ve her mekanda ve her zamanda Allah’a ibadet etmek gibi bir emrin muhataplarıyız. Bu emirlerin yansıması hem bireysel anlamda hem de toplumsal bazda görünmek zorundadır. Daha da ötesi kişinin gönlünün zenginliğine ve ihtiyaçlarının giderileceğine teminat verilmişken kulluk yapan veya yapmayan insanlar bir sürü meşguliyetler deryasında kulluğa vakit bulamamayı ve bu yansımaları hayatta yaşamadığı için kulluk nimeti ellerimizden kayıverir diye hiçbir endişemiz var mı? (Tirmizi, Sıfâtü’l-Kıyâme, 30) Sahi, sizin ibadetleriniz sizde görünür oluyor mu?

Yazarın Diğer Yazıları