Senin Duan Sende Kabul Görüyor Mu?
Halime Özdemir
Dua, “istemek, seslenmek, yardım talep etmek, çağırmak” gibi anlamlara gelir. Duada maksat, kulun kendisini Allah’a arz etmesi ve öncelikle kendisi sonra sevdikleri veya sevmedikleri için olumlu veya olumsuz istekte bulunması yani Allah ile konuşmadır. Özellikle insanın kendisinde olmayanın olması veya olumsuz var olanın olmaması için niyaz etme halidir. Ve geçmişten günümüze dua ilk insandan itibaren bütün toplumlarda ve kişilerde farklı şekillerde dahi olsa hep var olmuştur ve günümüzden geleceğe de hep var olacaktır.
Dua ile ilgili olarak yüce Allah kutsal kitapta, “Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm...” (Bakara 2/186) buyurur. Görüldüğü üzere dua, kendisine cevap verilecek bir eylem ve söylemdir. Burada ben daha özel bir dua şekline dikkat çekmek istiyorum. Allah’ın ayetleri ile kişinin kendisine yaptığı duanın hayatta gerçekleşip gerçekleşmemesi meselesi.
Kur’an-ı Kerim’den okuduğumuz her ayette hüküm yoktur, okuduğumuz her ayet helal ve haram da ifade etmez. Bazı ayetlerle Cenab-ı Allah kendimize dua etmemizi sağlamıştır. O sebeple bazı ibadetler aynı zamanda bünyesinde duayı da barındırır mesela namaz gibi. Namazda okunan ilk surenin ayetlerinden birinde insanın kendisine yaptığı/yapacağı en güzel duaya tanık oluyoruz. “Bizi dosdoğru yola ilet.” (Fatiha 1/6)
Fatiha Suresi, hemen hemen pek çok kişinin ezbere bildiği ve pek çok durumda da okunan surelerden biridir. Ve kişi her okuduğunda sürekli olarak kendisinin doğru yolda olması için her gün ve her gün Allah’tan ister. Ama buna rağmen gün içerisinde pek çok kereler doğruluktan ayrılıp yalan yanlış yollara sapar. Bu takdirde kendisine yaptığı duanın kabul olmaması için çaba göstermiş olur. Ne acı! Bu durumda kişinin kendisi için yaptığı duaları içerisinde barındıran ayetleri okumanın bir anlamı kalmış olur mu? İnsanın eylemleri ve söylemleri, bir anlamda kişinin kendisine yaptığı beddua şekline dönüşmüş olmuyor mu?
Yine pek çok kişinin bildiği ve günlük hayatta çoğu zaman okuduğu Kur’an-ı Kerim’in son surelerinden olan Felâk Suresi’ni okuyan kişi de kendisine dua ettiğini fark ediyor mu acaba? “De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!” (Felâk 113/1-5) Şer olan işlerden Allah’a sığınıp ama yine de kötü olan şeyleri yapmaya meyletmek ve devam etmek de duanın reddi için çabalamaktan başka bir şey değildir. Kıskanç bir kişiliğe bürünmek ve kıskançlıkla hayatı devam ettirmek de aynı kategoride değerlendirilmez mi? Söylem ile eylemin uyuşmazlığı, insanın hangi özelliği ile irtibatlandırılır onu bilmiyorum ama fakat insanın kendisi için dua edip amel defterine kaydettirdikleri ile de duasının kabul olmadığını görmesi insan için acı bir durum değil de nedir?
Keza namaz kılanlar da namazlarında her gün ve her vakitte okudukları dualar ile kendilerine dua ettiklerinin bilincindeler mi? “Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette iyilik ver ve bizi o ateş azabından koru.” Dünya için de ahiret için de iyi ve güzeli isterken, iyi ve güzelin peşinden gitmek varken kötü ve çirkinin yoldaşı olunduğunda ahirette iyi ve güzel elde edilir mi? Bir taraftan duaların kabul olunması için nefesler harcanırken diğer taraftan duaların reddolunması için eylem ve söylemde bulunarak hayatı yaşamanın anlamı nedir ey Ademoğlu?
Dua olduğunun belki de farkına varmadığımız bir dua ile devam edelim mi? Kunut Duaları… Yine bu dualar da kişinin kendisi için yaptığı teferruatlı dualardandır. “Allah'ım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kâfirlere ve inançsızlara ulaşır.”
Okuduğumuz her ayet ve duanın bir anlamı olduğunu bilmesek dahi düşünmek zorundayız. Çünkü ağzımızdan çıkan her bir kelime, belki kendimize gönülden yaptığımız bir duadır. Ve hayatımız da o dua ile aynı doğrultuda şekillenmedikçe okunulan ayetler hayatımıza etki etmeyecek ve aksine mahşer meydanında Allah kullarına “Ey kullarım! Benden hem isteyip hem de istememenin anlamı nedir?” diye sorar mı acaba? Bilmiyorum…
Burada Salih Peygamber’i zikretmek istiyorum. O, “... zira benim rabbim kullarına çok yakındır, dua ve isteklerini kabul edendir.” (Nuh 11/61) diye kavmini dine davet ederken Allah’ın duaları boşlukta bırakmadığını söyleyerek istekte bulunmuş ve kendisini de o isteği doğrultusunda yaşamaya ve davranmaya meylettirmişti. Yine aynı şekilde Nuh Peygamber’i de analım. Allah, kulu ve peygamberi olan Nuh’a de cevap verdiğini bildiriyor. “Nûh bize yalvarıp yakarmıştı. Doğrusu biz en güzel biçimde cevap verenleriz.” (Sâffât 37/75)
O zaman, kendimiz için yaptığımız söylemlerin kabulü veya reddi, bizzat bizim eylemlerimiz ve söylemlerimizle doğru orantılıdır. Şimdi kim yaptığı duanın reddedilmesi için kendi hayatını oyuncak haline çevirmek ister? Ve yaptıklarımızın bizim kendimize olan zararımızdan ibaret olduğunu fark ediyor muyuz?
Bu kadar örnekten anlaşılan durum şudur ki, insan farkına vararak veya varmayarak gün içerisinde pek çok defa kendisi için dua ediyor ve mücîb -dua ve dileklere olumlu cevap veren- olan Allah’tan cevap bekliyor. Allah bize cevap verirken bizim yanardöner bir kişiliğe bürünmemiz karşısında sözlerimize göre mi davranışlarımıza göre mi cevap vermesini beklemiş oluruz? Siz olsanız ne yaparsınız? Bir kişi size diliyle bir şey söylerken eliyle, ayağıyla, gözüyle, kulağıyla ve diğer bütün azalarıyla tersine davranışta bulunsa hangisini dikkate alırsınız hiç düşündünüz mü? Senin duan, sende kabul görmedikçe duaya açtığın eller kabul görür mü?