Namazınızın İkameti Var Mı?
Halime Özdemir
İslam’ın beş temel esasından biri olan namaz, diye başlayacağım cümleye başladığım gibi devam etmeyeceğim. Çünkü bu, namaz hakkında konuşulduğunda ilk söylenilen cümledir ve bunu bilmeyen de yoktur sanırım. Peki ama hiç düşündük mü namaz, Kur’an-ı Kerim’de neden en çok zikredilen ibadettir? Neden her gün bizi huzuruna daha da ötesi evine davet eder Allah? Diğer ibadetler birkaç ayetle sınırlı tutulduğu halde namazla ilgili onlarca ayet neden nazil edilmiş ve onu yerine getirenler neden Rabbin “has (özel) kulları” olarak tanımlanmış? Süreklilik arz eden bu ibadet sürekli hatırlatılarak neden zihinlere nakşedilmiş?
Bunlar ve bunlara benzer pek çok soruda namazı Allah’a bir borç olmanın ötesinde düşünmek zorundayız. Namaza “borç” nazarıyla baktığımızda ondan uzaklaşmış da oluyoruz farkında isek. Çünkü borç, inşaların bir an önce kurtulmak istedikleri bir durumdur. Borç öderken kimse bu durumdan hoşnut olmaz ve bittiğinde de şükreder. Borçta önceden alınan bir şeyi geri iade etme vardır. Ama namazda bir nimet ve rahmet vardır. Kul, Yaradan’ının huzuruna kabul edilir ve yükselişi de onunla gerçekleşir. Bu sebeple namaza hem borç dememeliyiz hem de vakit ayırırken üşenmeden ve musmutlu bir şekilde kalkmalıyız. Ve namazı borç olarak düşündüğümüzde borcun belirli bir zamanla sınırlı olduğunu herkes bilir oysa namaz devamlılık arz eder. Bu sebeple namaz kılan, borç ödemez aksine lütfedilen bir durumu yaşar ve şikayet etmek yerine şükretmeyi öğrenmesi gerekir.
Öncelikle namaz, sadece Hz. Muhammed’e (SAV) ve onun ümmetine verilen bir ibadet değildir. İlk insanla başlamıştır insanın Rabbinin huzuruna çağrılması. Hatta ve hatta Adem ile şeytanın tanışması da ileride namazın farzlarından olacak olan secde ile başlamıştır. Bundan dolayı namaz, itaat ve isyan arasındaki ince ama önemli çizgide tercih bildirir. İnsanın gideceği yolu ve varacağı menzili haber eder.
Ayetlerden öğrendiğimiz kadarıyla insanın namazla olan muhabbeti ya dosdoğru kılmak ya da baştan savma ve gösteriş şeklinde cereyan eder. Namazlarını dosdoğru kılanlar, kibir elbisesini çıkartıp tevazu elbisesini giymedikçe dosdoğru namaz kıldıklarını zannetmesinler. Namazda devamlılık sağlamayanlar, Rableri ile bağlantıda da sorun yaşamış olurlar. Ve devamlılık sağlanılmadığı takdirde şeytanın huzurdan kovulduğu gibi Rablerinin yanından uzaklaşmaya doğru başladıklarını fark etmeleri gerekir namazla arasını düzeltmeyenler.
Bugün ve geçmişten günümüze pek çok Müslüman bu ibadet noktasında teslimiyet ile isyan arasında tercihte bulunarak ömür tüketirler. Namaz, ilk insandan itibaren var olan bir ibadet olduğunu Kur’an-ı Kerim’den öğreniyoruz. Meryem Suresi’nde peygamberlerin isimleri ve özellikleri zikredilirken şöyle bir ayet karşımıza çıkıyor:
“İşte bunlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu, ,Adem’in soyundan gelen peygamberler; Nûh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımız, İbrâhim ve İsrâil’in (Yakūb) soyundan gelenler ve doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerden olup, kendilerine Rahmân’ın ayetleri okunduğunda ağlayarak ve secde ederek yere kapanırlar. Sonra bunların ardından artık namazı kılmayan ve nefsânî arzulara uyan bir nesil geldi. Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.” (Meryem 19/58-59)
Allah neden ilk insandan itibaren bütün peygamberlerine namaz emretmiş ve daha sonradan gelenlerin namazı terk ettiklerini bildirmiş olabilir? Namaz, kulun Allah ile bağlantı kurmada vesiledir. Ve Allah (CC) dünyaya gönderdiği kulun dünyada yalnız kalmasını istemediğinden namaz gibi bir ibadet ile gün içerisinde belirli zamanlarda kullarına “ben yanınızdayım” dercesine bu ibadetle kendisine yakın olunmasını ve yakınlaşmak için fırsat verdiğini bildiriyor. Keşke bu şekilde bakabilsek…
Kur’an’da namaz kavramı “ekımi's-salâte…”, “yukîmu's-salâte…” şeklinde hep “ikamet-i salât” şeklinde yer alır. Nedir bu sürekli okuduğumuz ama belki de anlamını hiç düşünmediğimiz ikame?
Sözlüklerde ikamet, “bir şeyin hakkını vererek yapmak, olması gereken şekliyle yerine getirmek, doğrultmak, devam ettirmek, sürekli olarak bir yerde durmak” gibi anlamlarda kullanılır. İkamet kavramında en belirgin özellik, “süreklilik ve devamlılık” içermesidir. Bu açıdan bir insanın sürekli kaldığı yere ikametgâh denilir. Kul, namaz ile devamlı ve sürekli olarak Rabbiyle bağ kurup iletişimi sağlanması istenir.
Burada temel nokta, “DOSDOĞRU” yapmak mevzusudur. İletişim noktasında seminer verenler, iletişim kurulan kişiyle gözlerle ve bütün vücutla bağ kurulmasını söylerler. Namaz da Rab ile olan iletişim olduğu için yalan yanlış, eğri büğrü bir iletişim kabul edilmemektedir. Rabbimiz namaz ile ilgili ayetlerde “dosdoğru namaz kılın” diye emreder. O sebeple düzgün bir namazın ilk şartı, dosdoğru olmasıdır.
Namazlarında derin saygı duyanlar ve namazlarını koruyanlar, kurtuluşu elde eden müminlerdir. Ve yine cennette ağırlanacak olan müminler, namazlarına devam edip onları titizlikle yerine getirecekler (Me’âric 70/23, 34-35) olduğu müjdesi de bilinen bir gerçektir. Hal böyle iken namazlarımızın ikameti var mı gerçekten?