Halime Özdemir

Hayattaki En Güçlü Referansın Sahiden Kim?

Halime Özdemir

Yûsuf bir peygamber... Yüce Kur’an’da bir sureye ismi verilecek kadar bilinen ve tanınan bir peygamber. Ve Yûsuf’un hayat hikayesi, “Biz bu Kur’an’ı sana vahyetmekle (başka konular yanında) en güzel kıssayı da anlatıyoruz...” (Yûsuf 12/3) diyerek Allah tarafından “en güzel kıssa” olarak kabul edilmiştir. Bu sebeple bu en güzel kıssanın her bir ayeti, hiç şüphesiz düşünülüp hayata dair ders alınması gereken özellikler barındırır. Yûsuf suresini hikaye okur gibi değil aksine hangi konular nasıl ele alınmış diyerek, düşünerek ve altı çizilerek okunulması gerekir.

Onun hayatında herkesin dikkat çektiği konular farklı farklıdır ama benim son zamanlarda dikkatimi çeken konu; Yûsuf’un bir anlık dahi olsa Allah’a olan güveni bırakıp bir aracıya yönelmesi mevzusudur. Şöyle bir düşünelim:

Yûsuf’u kuyudan çıkartıp onu köle pazarından alıp Mısır Azizi’nin evinde büyümesinde aracı var mıydı? Hayır…

Yûsuf’un hayatının bütününe baktığımızda herhangi bir referans kaynağı var mıydı? Hayır…

Yûsuf yaşadıklarını unuttu muydu yoksa bir anlık gaflete mi daldı? Bilmiyorum… Ama hakikaten Yûsuf yaşadığı hayatı düşünmedi mi? Veya bizler hayatımızda Allah’a güvendiğimizde neden eksik kalıyoruz da referanslara başvuruyoruz? Bilmiyorum…

Yûsuf... Dünyaya geldiği andan itibaren herkesin gözdesi olan bir çocuktu ve nihayetinde bu kadar büyük bir sevginin kıskananı da olacaktı ve oldu da. Bu kıssada Yûsuf, ailesinden ayrılmıştı ama Yûsuf hiç yalnız kalmadı. Onu dünyaya gönderen, ona kol kanat gerecek olan kişileri yanında hep var etti ve hep yabancılardan oldu bu koruyucular. Onu koruyan, gözeten ve kurtaran Rabbi, Yûsuf’a öyle bir hayat yaşattı ki ondan daha çok merak edilen bir hayat yaşanmadı dünyada. Çünkü onun eğitimi ve hayatı, onun Rabbi tarafından düzene koyuldu. Ve Yûsuf, Aziz’in sarayında prensler gibi büyütülürken köleler gibi zindana düştüğünde de Rabbi yanında idi. Ona o güçlük durumunda da birçok meziyetler veren yine Rabbi idi ve var olduğu her yerde onu adeta parlayan bir yıldız yapan da yine Kâdir olan Allah idi.

Ama gün geldi an geldi ve Yûsuf, bir lahza da olsa Rabbini unutuverdi ve dünyadaki pek çok kişinin yaptığı gibi bir “efendiden” kendisine referans olmasını istedi. Yûsuf, şefaatçi derdine düştü ve zindandan çıkacak olan arkadaşlarına efendilerinin yanında kendisini anmalarını ve onların sayesinde zindandan çıkacağını zannetti. Dünya var olduğundan beri, güçlü kişilerin güçsüzlere yardım edeceği umudu, birinin sayesinde iş yapılacağını düşündürür insana her nedense. Ve Yûsuf da bunu yaparak Rabbini bir anlık da olsa unutuvermişti. Ah Yûsuf! “Onlardan, kurtulacağına inandığı kişiye, “Efendinin yanında benden bahset” dedi. Fakat şeytan ona, efendisine Yûsuf’tan söz etmeyi unutturdu. Dolayısıyla Yûsuf birkaç sene daha zindanda kaldı.” (Yûsuf 12/42) Bazı alimler bu ayetle ilgili olarak Yûsuf’un Allah’ı unutup da başkasına yöneldiği için zindanda daha fazla kaldığını söylerken bazı alimler de bu görüşü kabul etmemekteler. Orası bize karanlık…

Ve Hz. Peygamber’in (SAV) de bu olayla ilgili olarak “Yûsuf bu sözü söylememiş olsaydı, zindanda bu kadar uzun süre kalmazdı. Zira o kurtuluşu Allah’tan başkasından istedi” (Taberî, XII, 223) dediğini öğreniyoruz. Bilemeyiz…

Allah’tan başkasına yalvarmaya, Allah müsaade etmemiştir. Çünkü Allah, bir şeyin olmasını istediğinde onun önünde durabilecek veya onu engelleyebilecek yoktur. Bu sebeple olanda hayır vardır demeyi öğrenmek ve daha da ötesi olana razı olmak düşer mümin olup teslim olabilene. Allah, “ol deyince” her şeyi oldurtan iken biz Adem’in çocukları kendi emeklerimize, çabalarımıza güvenmeyip birilerinin sayesinde yol almaya neden güveniriz? Yoksa onlar Allah’tan güçlüler mi? Yoksa Allah’ın önüne mi geçecekler? Veya Allah’ın olmasını istediği bir şeye mani mi olacaklar? Birinin gölgesinde olmayı neden arzu eder insanoğlu? Acziyeti belki de buna sebeptir bilinmez ve lakin birinin gölgesinde yol almak, Allah’ı unutmaya da vesiledir desek çok iddialı bir cümle sarf etmiş olur muyuz? Bilemedim… Birinin himayesi altına girmek veya adeta ondan emân almak, doğrudan onun emrine girmeyi gerekli hale getiriyordur belki de. Aynı zamanda dünyada emân alacak kimsesi olmayanların da hakkına girildiğini fark etmek lazım mıdır? Bilmiyorum…

Yûsuf misali “benim adımı söyle” demek, insanın zindan ömrünü uzatmaya mı delildir? Muamma… Şu ayeti görmezden gelmek ne derece doğru kitaba imanı olanlar için? Hani ne diyordu Rabbimiz son Peygamberine (SAV)’e: “Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.” (Duhâ 93/3) Rabbimizi darıltmadıysak şu ömür sermayesinde O’nun bizi bırakmayacağını da görmemizin vakti gelmedi mi? Son baştan daha hayırlı değil mi demiyor muydu? Bunca yıl boyunca hangi nimetleri verdi de biz çoktan unuttuk? Ve bize hala nimet ve lütufta bulunacağına olan inancımızı yitirmemizin temel sebebi nedir? Sahi gölgesinde gölgelenmeyi arzu ettiklerimiz mi daha güçlü yoksa dünyanın sahibi mi? Ve burada bizim imanımız imtihan ediliyor belki de? Sadece kendisine yönelip bize lütfedilenlerden dolayı müteşekkir olmayı bilmek değil miydi asıl vazife? Sadece Peygamber’a (AS) mı denildi seni bırakmadım diye? Yoksa kullarını bıraktı mı ki bu kadar güvenden yoksun olarak ömürler gelip geçip el ayak öpülesi insanı ve onun kibrini besliyor insanoğlu?

O zaman yineleyelim: Yûsuf’u Mısır’a sultan yapan onun Rabbi miydi yoksa medet beklediği efendiler miydi? Ve yine yineleyelim: Hayatımız boyunca -eğer görebiliyorsak- bize bu kadar nimet verip lütuf ve ihsanda bulunan Rabbimiz miydi yoksa kısa süreli de olsa kendilerine her şeye güç yetiren tarafından bahşedilen nimetlerin sahipleri mi? Ölümlü olanın gücü de sınırlıdır ve biz sınırlı olandan mı sınırsız olandan mı yardım istemeliyiz işte temel cevaplayacağımız soru budur. O zaman asıl soruyu sorma vakti geldi: Hayatınızın en temel, ilk ve güçlü referansı kim? Kim kimin sayesinde yol alıyor? Vesselam…

 

Yazarın Diğer Yazıları