Halime Özdemir

Kalbiniz Ne İçin Çarpıyor?

Halime Özdemir

Bir insanın canlı olduğunun ve kaldığının göstergesi olan en önemli organı, kalbidir. Kalpsiz olmak da kalbe sahip olmak da insanın kendi tercihidir ve bu tercihleri doğrultusunda hayatı şekillenir. Ve hatta hayat yolculuğunda dünyadan giderken yanında götüreceği valizini de kalbindekilerinin varlığıyla doldurur. İnsanın dili ne derse desin işin aslı, kalbinde var olanların gök kubbeye gönderilmesidir. Bu açıdan dilde olan mı kalpte olan mı gerçektir diye sorsak tabi ki kalpte olan gerçektir ve önünde sonunda kalpteki zuhur eder kişinin kendisi dahi bilmeden. İnsan kendisi hakkında diliyle ne kadar bilgi verirse versin onu başkalarına tanıtan kalbi ve kalbinden dünyaya yansıyanlardır. Hani derler ya herkes kalbinin ekmeğini yer günün sonunda. Bu açıdan, kalp önemlidir insan için.

Kalp, vücudun merkezi noktasıdır ve duygular da onun atışında etkin rol oynar. Kalp çarpar; heyecanlanınca, strese girince, sevince, nefret edince, başarı elde edince, üzülünce ve kısacası pek çok duyguda kalbin ritmi değişir ve bazen kalp hızlı hızlı atmaya başlar bazen sanki duracakmış gibi sessiz sakin bir şekilde devam eder görevine. 

Biliyor musunuz, ahirete inancı olanların kalpleri de hop hop edermiş ve ondan dolayı ahirete inananlar dünyada yaptıkları şeyleri aşkla ve şevkle yaparlarmış. Hatta onların hayat tarzı, bu yönde bir şekil alırmış.

    “Rablerine olan saygıdan dolayı kötülükten sakınanlar;

    Rablerinin ayetlerine inananlar,

    Rablerine ortak tanımayanlar,

    Ve Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar,

    İşte onlar iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.” (Müminun 23/57-60)

Temel mevzu, iyilik ve iyilik yolunda yarış halinde olmak ve en büyük yarışı da insanın kendisi ile yapması. Çünkü başkasıyla yarışan, kıskançlık, hased, kibir gibi hastalıklara bulaşır ve onun kalbinde iyiye ve güzele dair bir şey bulmak imkânsızdır Üşenmeden, bıkmadan ve boş vermeden ve dahi ahireti unutmadan hepsini yaşamak ve eylemde ve söylemde bulunmak işte bu kimselerin kalpleri çok coşar ve canlıdır.

Kalbi öldüren şey, kötülüktür. Ve kötülüğe bulaşmamak için çabalamak, insanın en önemli maharetlerindendir. Kötülüğün rağbet gördüğü dünyada kötüye ve kötülüğe bulaşmadan ve en doğrusu kötülüğü fark edip ondan vazgeçerek hayatı yaşayanların kalbi canlıdır. İnsan, kötülüğü yapamadığından değil Allah’ın hatırına O’na olan saygısından dolayı kötülükten uzak durmayı tercih ettiği için kalbi çarpar. Kötülüğü yaygınlaşmaktan uzak duranların kalbi temizdir ve kalpleri ölmez. Yoksa dünyada pek çok kişi kalbini çoktan öldürmüştür ve yaşayan sadece bedenidir her ne kadar farkında olmasa da.

Saygı… Modern zamanda geçer akçesi olmayan bir kavram. Sanki acizlik gibi telakki edilen sanki özgüveni yıktığı düşünülen bir kavram. Oysa saygı; edeptir, hayadır, hürmettir, haddini bilmektir. Bunun insan ayağı, kul ayağı ve bir de Rab ayağı vardır. Ne safiyane bir düşünce saygı, çünkü onun sayesinde insan kendisini kötülükten koruyacak ve ahirette onun mükâfatını elde edecektir. Saygıyı yok etmeyenlerin de kalpleri pır pır eder. Çünkü onlar Rablerinden korkarak saygı duyarlar.

Kalp, Allah’ın ayetleriyle temas edince de çarparmış bazı kimselerde. Sizde böyle bir kalp çarpıntısı oldu mu hiç? Hangi ayet, kalbinizi pırpır edip heyecanlandırıyor? Hangi ayet bu anlamda yolunuzu aydınlatıyor? Allah’ın ayetlerine karşı olan tutum ve davranışımız bizdeki kalbi ister korkudan ister saygıdan hareketlendiriyor mu? Veya “boş vermişlik” durumu devam mı ediyor? Belki de iman esaslarında olan kitaplara iman mevzusu tam anlaşılmadığı için ayetler kalplerimizi harekete geçirmiyor, kim bilir?

Ama eğer imanımız var ise Allah ve O’nun ayetlerinin tesiri şöyle olmalı değil mi? “Müminler o kimselerdir ki, Allah’ın adı anıldığında yürekleri titrer, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır. Onlar yalnızca rablerine güvenirler.” (Enfâl 8/2) Allah’ın ayetleri ve Allah’a güven… İman, eşittir güven demektir zaten. Allah’a güvenmeden yola çıkılırsa yol nakıs kalır. Yollar belki de Allah’a güvenilmeden çıkıldığı için eksik kalıyor, kim bilir? Ayetleri imek ilmek işleyip gönle nakşetmeyi başaramadığımızda kalbimiz de canlılığını ve heyecanını kaybediyor.

Unutmamamız gereken bir gerçek var: Bu dünyaya kalmak için değil gitmek için geldik. Ve gideceğimiz yer misafir olarak bulunduğumuz yerle kıyas dahi edilmeyecek bir yer. Ve işte tam da burada hayatı nasıl yaşayacağımız anlayışı devreye giriyor. Yapacağımız şeyleri ahireti düşünmeden yaparsak kalbimiz acıyacak ve ölecek belki de. Ama ahireti unutmadan yaşayacağımız hayatı, kalbimiz de son nefese kadar canlı bir şekilde bizimle birlikte olacaktır.

O zaman yaptıklarımızda kalbimiz yanımızda mı yoksa isyan bayraklarını mı çekti? Buna bakmak ve ona göre yol almak zorunda değil miyiz? Kalbimizin bakımı da koruması da çarpması da bize aittir. “İyi ki yaptım.” söylemi ile “keşke yapmasaydım” söylemi arasında kalbin atışı noktasında fark vardır kalbi mühürlenmeyenler için. Sizin kalbiniz nasıl çarpıyor? Vesselam…

Yazarın Diğer Yazıları