İnsan Gerçekten Her Şeyde Özgür Mü?
Halime Özdemir
Kur’an ayetlerinde karşımıza çıkan bir cümle vardır. “Bu büyük bir başarıdır.” veya “Onlar için büyük bir mükafat hazırlanmıştır.” Cenab-ı Allah, gönderdiği kitaplarda insanların iyi ve doğru yolda olması için onlara adına elçi dediği rehberler vermiş ve bu rehberlere tabi olup olmama durumuna göre de insanlara hayatlarının sonuçlarını bildirmiştir. Buraya kadar anlaşılmayan bir konu yok. Ve lakin burada dikkatleri çekmesi gereken nokta, müminlerin (Müslümanların) böyle bir istekleri olup olmadığı gerçeğidir. Çünkü başarı da mükâfat da istenildiği ve çaba gösterildiği takdirde elde edilir. Hal böyle iken kendilerine müminler ve Müslümanlar denilen isimlerinin haklarını vermeleri ve bu yolda herhangi bir çaba veya gayelerinin olup olmadığına karar vermeleri elzemdir. Gerek yaşadığımız hayatta gerekse ileride yaşayacağımız ahiret hayatında elde edeceğimiz başarı veya başarısızlık, kendi ellerimizle yaptığımız şeyler dolayısıyla bize nasip olacaktır. Yani başarının ve başarısızlığın tek sahibi, insanın bizatihi kendisidir. Ne o ne bu ne şu değil aksine insanın kendi çalışmaları veya çalışmamalarıdır.
Yine ayetlere baktığımızda –tabi eğer bakarsak- başarı veya başarısızlığın şartları ve gerekçeleri bildirilmiştir. Kişinin kendi tercihine bırakılan bir durum söz konusu değildir. Başka bir ifade ile kapalı bir kutu veya sürpriz sonlu bir durum yoktur bakmak ve görmek isteyen için. Bu konuda dikkatlerimizi çeken en teferruatlı ayetlerden biri Ahzâb Suresi’nin 35. ayetidir. Orada cenab-ı Allah mükâfatın yolunu da yöntemini de şartlarını da tek tek bildirmiştir bilmek isteyenler için:
Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar;
Mümin erkekler, mümin kadınlar;
İbadet ve itaat eden erkekler, ibadet ve itaat eden kadınlar;
Özü sözü doğru erkekler, özü sözü doğru kadınlar;
Sabreden erkekler, sabreden kadınlar;
Gönlünü ibadete vermiş erkekler, gönlünü ibadete vermiş kadınlar;
(Allah için) yardım yapan erkekler, yardım yapan kadınlar;
Oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar;
İffetlerini koruyan erkekler, iffetlerini koruyan kadınlar;
Allah’ı çokça anan erkekler, çokça anan kadınlar;
İşte bunlar için Allah büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”
Allah’ın başarı olarak bildirdiği bu özelliklerden hangisi veya hangileri için bir gayretimiz mevcut? Veya böyle bir gayeye matuf muyuz? Kadın veya erkek, insanın böyle bir gayesi olmazsa buna yönelmezse dünyada ve ahirette başarısızlık kaçınılmazdır keşke akledebilsek. Ayette dikkatimi çeken bir başka konu da kadın veya erkek değil her iki cinsin de yani hem kadının hem de erkeğin ayrı ayrı bu özellikleri bünyesinde taşıması adeta bu elbiseleri giymesi emridir. Dikkat çekmesi açısından hepsine ayrı ayrı tik attığım konulara sizler de elinize kalem alıp “evet bu bende var ve ben mükâfatı elde edeceğim” mi diyorsunuz veya “evet bu bende yok ve açıkçası ben kaybedeceğim.” mi deme cesaretine ve objektifliğine sahip misiniz? İnsanda bu kadar gerçekçi ve objektif olma kabiliyeti var mı yoksa kendisini aklayıp paklayıp yaşamayı tercih ettiği bir hayatta mı yol alıyor? Bu sorunun cevabı, herkesin kendisinde saklıdır.
Son yüzyılın mottolarından biri olan “insan her şeyde özgürdür.” şeklinde bir mottoya sahipseniz bu ve diğer yazılar size hitap etmeyecektir. Fakat kâinatın sahibinin tek olduğunu ve O’nun kurallarının geçerli olduğunu kabul ediyorsanız mükâfat veya başarının en kısa yolunu da rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’in şu ayetinde karşımıza çıktığını görürsünüz: “Allah ve Resulü herhangi bir konuda hüküm verdiklerinde artık mümin bir erkek veya kadın için işlerinde tercih hakları yoktur. Allah’ın ve Resulünün emrine itaat etmeyenler doğru yoldan açıkça sapmışlardır.” (Ahzâb 33/36)
Hatırlarsak eğer Allah’ın emirlerine karşı çıkıp “hayır” diyerek kendi tercihinin arkasından giden ilk varlık, şeytandı. Ve Adem’in çocukları da hayat süreçlerinde Allah’ı ve Resulünü öteleyerek kendi tercihlerinin yolundan gitmeyi seçtiklerinde hem şeytana tabi olmayı hem de büyük mükâfatı terk etmeyi kabul etmiş olarak nefes almaya devam ettiklerini kabul etmek zorundalar tıpkı cehenneme gideceğini kabul edip bile isteye ona yatırım yapmayı seçen İblis gibi. Burada insanın iyiyi, güzeli değil de çirkini ve akıbeti kötü olanı seçmesinin en önemli sebebi, tıpkı şeytanda var olan büyüklenme duygusu yani kibridir. Bir başka ifade ile “ben” diyerek yaşamayı seçmesidir. Oysa dünya, insana yaşamak için fikrinin sorulmadığı sadece tabi olmayı tavsiye ettiği bir yerdir. Keşke akledebilsek!