Halime Özdemir

Kur'an Müslümanı Mutsuz Etmez…

Halime Özdemir

Âlimler, Kur’an’ın anlamı üzerine çeşitli tanımlar yapmışlardır. En çok bilinen anlamı, “okumak” iken bunun yanında “toplamak, bir araya getirmek, açıklamak” gibi anlamları olduğu da ifade edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’i eline alan her Müslüman, kitabın kapağını açmadan önce bu anlamların hakkını vermek gibi bir görevlerinin olduğunu bilmekle mükelleftir. Bilmeden ve anlamadan kutsal kitap anlaşılmaz, imkânsızdır. Kur’an, kendisinden önce vahyedilen bütün kitapları da toplayarak bize gerekli olan her şeyi en ayrıntısına varıncaya kadar açıklamıştır. Kuran-ı Kerim’i okumak nasip olan her Müslümanın bunu kabul ederek hayatında uygulaması Kitab’a imanın bir gereğidir.

Fakat Kur’an’ı okumak maksadı ile eline alan her kişi -okumaktan kastım ibadet maksadı ile Arapçasını okumak değil- hangi maksada ulaşmak için sayfalar arasında dolaşmaktadır? Öncelikli anlamamız gereken mevzu budur. Yıllar yıllardır Arapça ibarenin ötesine geçmeyen bir anlayış, bizi sadece Kur’an’dan uzaklaştırmaktadır. Çünkü toplumu genel olarak analiz ettiğimizde özellikle belirli bir yaşın üstündekiler hatim yapmak ve ölmüşlerinin ruhuna göndermek için kitabın kapağını açıyorlar. Diğer bir kısım hiç açmıyor ya da çok az kısım da araştırma yapmak için açıp kapağı kapatıyorlar. Oysa ayet ayet düşünülesi bir kitabı sırf anlamak, düşünmek ve hayata geçirmek için vakit gelmedi mi? Öldüğümüzde bize lazım olmayacak kitap. Kitap, yaşayanlar için dünyada hayat rehberi olması amacıyla indirilmiştir.

Kitabın hayatla ilgili olarak gerçeği bize söylediğini gönlümüz bilirken aklımız inkar mı ediyor? Yoksa Kur’an’dan korkuyor muyuz? Yoksa Kur’an bizi üzer mi? Zinhar hayır diye cevap vereceğim bir sorular silsilesi. Çünkü rabbimiz kulu ve peygamberine “Biz bu Kur’an’ı sana mutsuz olasın diye indirmedik.” (Tâ-Hâ 20/2) demiştir.

Peki, ama Müslümanlar kitabın sayfalarını açıp okuduklarında mutlu oluyor mu? Veya hangi Müslüman kişi Kur’an ayetlerini hayatında uyguladığı için mutsuz oldu? Dünyanın kuralına aykırı bir şey bu. Ne Kur’an-ı Kerim ne de herhangi bir kutsal kitap hiçbir inananını mutsuz etmeyecektir. Aksine dünyasını daha yaşanılan bir hale getirmek için gönderilmiştir kutsal kitaplar. İnsanlığı hem dünyada hem de ahirette mutlu etmek için gönderilmiş olan bir kitap, sadece ve sadece düşünmek ve öğüt almak için indirilmiştir. “Ancak Allah korkusu taşıyanlar için öğüt olsun diye indirdik.” (Tâ-Hâ 20/3) Öğüt almak için Allah korkusunu inşa etmek gerekir. Eğer herhangi bir ayetin Müslümanlar üzerinde bir etkisi yok ise herkesin düşünmesi elzemdir. “Ben Allah’tan korkmuyor muyum?” diye kendisini sorguya çekmesi zaruridir. Bu yapılıyor mu acaba?

Allah korkusu dediğimiz şey, cehenneme gitmek değildir. Allah’tan korkan kişi, uyku ile uyanıklık arasında geçen sürede -ömür diyoruz buna- sözlerinde ve davranışlarında korktuğunu bilerek yaşamasıdır. Sadece sözlerde değil, eylemde ve insanlara karşı tavır ve tutumlarda kendisini var etmesi gerekir. Çarşıda-pazarda, işte-evde, ekonomide-ticarette, ailede-akrabada, sevgide-saygıda kısaca nefes alınan her zamanda ve zeminde Allah korkusu yansımaları ile hayatta var olmasıdır.

Kur’an okuması, onun emir ve yasaklarını yaşaması zor diye düşünenler de İslam toplumlarında az bir sayıyı oluşturmuyor. Bu düşünce, sadece bir önyargı. Çünkü Kur’an, ne okuması ne de içerisinde olanların tatbikatı zor değildir. İnsan zihninde var olan bir o algıdan öte bir şey değildir. Çünkü Rabbimiz Teala, pek çok ayette, “Andolsun biz bu Kur’an’ı, iyice anlaşılıp öğüt alınabilmesi için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alacak kimse yok mu?” (Kamer 54/17, 22, 32, 40) diye defalarca beyan etmiştir.

Tekrar başa dönelim ve şu soruyu soralım. Kur’an bizi nasıl mutlu edecek? Hiç şüphesiz bunun ilk şartı, Kur’an ile konuşmaktır, onun dediklerini anlamak ve düşünmek ve hayata yansıtmaktır. Kur’an’ın bizi mutlu etmesi için üzerimize düşen görev ve sorumluluklar var. Evimizin bir köşesinde duran bir kitap, bize hiçbir şey yapmaz. Hatta sayfası açılmıyor diye pek çok ev, Kur’an-ı kerimleri camilere hediye etmektedir. Vicdan…

İlk sorumluluk, ona karşı düşünce yapısının değişmesidir. Hayatın merkezinde Kur’an olmadıkça ve hayatımızı o kurallara göre yaşamadıkça mutsuzluk peşimizi bırakmayacaktır. Belki de sırf bundan dolayı geçici mutluluklar için Kur’an’ı arkamıza alıyoruz. Kim bilir? Yanımızda götürmeyeceğimiz maddi kazanç gibi, anda unutulan geçici beğenilmeler gibi, kibir gibi, ego gibi, yükselmeler gibi gibi gibi... Oysa bu Kur’an, insanın içine ilmek ilmek işlenerek anlaşılmak için gönderilmiştir. “Biz Kur’an’ı insanların zihinlerine ve kalplerine sindire sindire okuyasın diye kısımlara ayırdık ve onu parça parça indirdik.” (İsrâ 17/ 106) Zihnimizde var olan hangi ayet bize yol gösteriyor? Hangi ayet hayatımızı şekillendiriyor? Kur’an’daki hangi ayet, öğüt olması düşüncesiyle niyet edilerek okunuyor?

Kur’an okuyup da mutsuzum diyenler var mı? Benim gözlemlerime göre evet var hem de azımsanmayacak ölçüde. İnsanlar hem indirdikleri hatimlerin sayısını söyleyip hem de şikâyet etme meraklısı bir hayatın aktörleri olarak hayat yaşıyor Olmaz efendim... Hayatta Kur’an olup da mutsuzluktan, kederden, ümitsizlikten dem vurmaya hakkımız yoktur. -Tabi mutluluk dediğimiz şeyin içerisini nasıl doldurduğumuz da önemli- Neden mutsuzuz peki? Galiba okuduğumuz Kur’an’ı inceden inceye düşünmediğimiz için. Her ayete hakkını tam olarak vermediğimiz için. Kur’an ayetlerini kendi menfaatimiz doğrultusunda sadece söylemde bıraktığımız için de olabilir mi? Ne dersiniz? Ne dediğinizi bilemem ama Kur’an’ın bizi mutlu etmesi için şu ayeti bilmek zorundayız: “Onlar Kur’an’ı inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde üst üste kilitleri mi var?” (Muhammed 47/24) Kalpler, ne yaptık da kilitlendi? Kapısı kilitli evler gibi kalpler de mühürlendiği için mi hiçbir ayet bize yön göstermiyor?

Kalpler, Kur’an’a açılmalı, hayatlar Kur’an’la bezenmeli. Hala nefes alırken kutsal kitaba imanı olan herkes hayatını bir süzgeçten geçirip kendisine rehber olarak ilmek ilmek ayetleri kalbine nakşedebilmeli.. Alışveriş yaparken, evde yemek yaparken, evlenirken, boşanırken, satış yaparken, alışveriş yaparken, memurken, amirken, işçi iken, patron iken, anne iken, baba iken, eş iken, kayınvalide iken, teyze iken, hala iken, büyüklere karşı, küçüklere karşı, erkeklere karşı, kadınlara karşı kısaca hayata karşı ve hayat karşısında Kur’an hükümleri, emirleri ve yasaklarından öğüt alınmadıkça Kur’an bize etki etmeyecek ve etmemektedir sorumlusu insanın kendisinden başkası değildir. Ve şu tartışmasız bir gerçektir ki Kur’an, ancak ve ancak sadece Müslüman olmayı başarabilenleri mutsuz etmez.

 

Yazarın Diğer Yazıları