Çizilen Yolların Dışında Var Olmak
Misafir
Her insanın içinde, henüz dünyanın katı kurallarıyla tanışmamış bir çocuğun el izi kalır. O çocuk, geleceğe dair tatlı bir heyecanla düşler kurar, dünyada derin bir iz bırakmak, çocuksu bir tutkuyla bağlandığı o büyük amacın peşinden gitmek ister. Hayal kurmak, o yaşlarda sadece bir temenni değil, insanın kendi geleceğine çizdiği ilk haritadır. İnsan, büyürken o haritanın sınırları içinde kendini tanımlar, adımlarını o pusulaya göre ayarlar ve günün birinde o hedefe varacağına tüm kalbiyle inanır.
Ancak hayat, çoğu zaman o küçük ellerin tutunduğu ipleri yavaşça, bazen de ansızın koparır. Beklenmedik dönemeçler imkânsızlıklar ve zorunluluklar haline gelir; insanı yürümek istediği o aydınlık yoldan saptırıp hiç hesapta olmayan bir patikaya doğru iter. İlk kırılma tam da burada yaşanır. İnsanın elinden hayali alındığında, sadece geleceği değil, o güne kadar inandığı benliği de sarsılır.
İşte o an, içimizdeki o çocuğun masum rüyasıyla vedalaşmak zorunda kalırız. O çocuk artık o hayal ettiği hayata adım atamayacaktır. Bir gün aniden, kendi hayatının uçsuz bucaksız ve tekinsiz boşluğuna tek başına salınır insan. Bu salınış, ne yöne gideceğini bilememenin getirdiği ağır bir bocalama dönemini de beraberinde getirir. Arkanızda duran, elinizden tutan, düşmenizi engelleyen ya da kulaklarınıza "Devam et, başaracaksın!" diye fısıldayan bir destek bulamazsınız yanınızda. Kalabalıkların, beklentilerin ve başkalarının çizdiği sınırların ortasında, kendi hikâyesinin tek seyircisi ve tek aktörü olarak kalır kişi.
Tam da bu kimsesizlik anında, dışarıdan beklenen o şefkatli elin hiçbir zaman gelmeyeceğini anladığında, insan en büyük keşfini yapar: Kendi omzuna dokunabilecek tek el, yine kendi elidir. Başkalarının esirgediği inancı, insan kendi kendine sunmaya başlar. Düşerken tutunacak bir dal bulamadığında kendi köklerine sarılmayı; karanlıkta yolunu kaybettiğinde feneri dışarıda değil, kendi içindeki o sarsılmaz iradede yakmayı öğrenir. İnsanın kendisine verdiği destek, dışarıdan gelen her türlü övgüden ya da yardımdan çok daha köklü ve sarsılmazdır. Çünkü bir başkasının desteği pamuk ipliğine bağlıyken, insanın kendi kendine verdiği söz, rüzgara karşı yürümeye çalışmak gibidir; zor ama kararlı.
Belki o ilk düş hiçbir zaman gerçekleşmez, belki o çok istenen hedefe varılamaz. Ancak o düşün temsil ettiği tutku, direnç ve kararlılık, yaşanan her engelde insanın yeni yolculuğuna giydirilir. Başka yollarda yürümek, pes etmek anlamına gelmez; aksine, dayatılan veya hayal edilen tek bir yola mahkûm kalmayıp kendi yolunu sıfırdan çizebilecek kadar güçlü olmak demektir. Hayat rotasını değiştirse bile, insan kendi kendinin rehberi olmayı başardığı ve kendi ışığıyla aydınlandığı sürece hiçbir varoluş tamamıyla yarım kalmış sayılmaz.
Sonuçta hayat, bize sunulan hazır yollardan değil; o yollar kapandığında kendi imkânlarımızla açtığımız patikalardan ibarettir. Yarım kalan bir hayal, bittiğimiz yer değil; kendi gücümüzle yeniden doğduğumuz o ilk eşiktir. İlk düş belki gerçekleşmez, ama o düşün peşinde pişip olgunlaşan ruh, artık her engeli aşabilecek bir dirence kavuşmuştur. Başkalarının çizdiği haritaların dışına çıkmak bir kayıp değil, insanın kendi yolunu inşa etme cesaretidir. Ve kendi ışığıyla yürümeyi öğrenen bir insan için, varılacak hedeften çok daha kıymetli olan, o yolda kendi kendinin kahramanı olmayı başarmaktır.
Ve şimdi dönüp arkama baktığımda, o ilk hayalin eşiğinde gözleri yaşlı kalan küçük çocuğa fısıldamak istiyorum: Üzülme, istediğin o yol yürümedi diye yarım kalmadın; aksine, o yolun kapıları kapandığı için bugün kendi gücünü keşfeden, dimdik duran birine dönüştün. Giymeyi düşlediğin o kıyafetler, yürümeyi hayal ettiğin o yollar senin değerini belirlemiyordu. Sen, o hayalin kendisinden daha büyüktün. Çünkü bazen bir hayalin yıkılması, insanın kendi engebeli yolunda kendi kahramanına dönüşmesinin tek bedelidir.
Ezgi Uysal
