İnsan Ömrü Ve Zaman Algımız Üzerine
Misafir
Merhaba kıymetli okurlar. Bugün ömrümüzü ne denli idrak edebiliyoruz ve nasıl şekillendiriyoruz, bunu irdeleyeceğiz. Şimdiden iyi okumalar. İnsan ömrü bazen tahmin ettiğimizden uzun, bazense kısa sürebiliyor. Çeşitli hastalıklar neticesinde bu süreyi doktorların öngördüğü zamanlar olsa da sağlıklı bir bireyin kaç yıl yaşayacağını bilmiyoruz. Bazen elim olaylarla genç yaşta vefat edenlerimiz oluyor.
Mukadderata boyun eğip yaşamın devam ettiğini unutmamalıyız. İster 50 yıllık bir yaşam sürelim ister 80 hayat hepimizde iyisiyle kötüsüyle tonlarca anı bırakıyor. Biz de ömrümüz boyunca onlarca insanın hayatına dokunuyoruz. Birilerinin gözünde hatalarımızla anılırken, birilerinin hayata dönmesini, hayatını şekillendirmesini sağlayan kişi olarak bilinebiliriz. Yaptıklarımızı geri alamayız. Neticelerine de katlanmak zorundayız. Ömür denen şu sınavı isyanla, sitemle noktalamaktansa şükür ve sabırla tamamlamanın daha doğru olacağı kanaatindeyim.
Zaman geçtikçe daha çok insan tanıyor, daha çok olay görüyor ve tecrübe sahibi oluyoruz. Bu noktada aklıma bir soru takılıyor. Cevabını sizlerin de düşünmesini istirham ediyorum. Sizce tecrübe tamamen yaş ile alakalı bir unsur mudur? Yoksa kişinin yaşından bağımsız, daha çok yaşanmışlığa sahip olması mümkün müdür? Benim cevabım, ikisinin birbiriyle olan sentezinden geçmektedir. Yaş almak tecrübe için daha çok imkân sunar. Fakat kişinin yaşamı bu noktada oldukça belirleyici bir unsurdur. Daha çocuk yaştan çalışmaya başlayan birisi ile gençlik denen olguyu geçirdikten sonra dışarıdaki hayatla tanışan bir insan, hayatı aynı derecede deneyimleyemez. Burada kişinin sürdüğü yaşam; ona sunulan şartlar ve imkânlar da oldukça önemlidir. "El bebek gül bebek" tabirini kullanabildiğimiz kimseler farklı bir hayatın içine doğarlar. Bu noktada zaman, insan ömrünün içeriği için yeterli değildir demeye çalışmaktayım. Ömrümüzün nasıl geçtiğini düşündüğümüzde zihnimizin içinde iyisiyle kötüsüyle onlarca anı demeti bizleri karşılamaktadır. Bizim için iyi olarak nitelendirdiğimiz durumların bitmesinden şikâyet eder, "Ne çabuk geçti!" deriz. Oysa kötü sayılanlar için durum aksi yöndedir. Geçmek bilmemiş gibi gelir. Hele ki olay yaşanmaya devam ederken bunu daha çok hissederiz. Sanki hiç bitmeyecekmiş, hep sürecekmiş gibi gelirler. Saatler, bazen dakikalar bize haftalar gibi gelir. Ancak şöyle dönüp baktığımızda çoğu geride kalmıştır. Bu noktada zaman algımızdan söz ediyoruz. İçinde bulunurken farklı hissettiren anlar, zaman geçtiğinde çok geride kalmış gibi hissettirir. Sürmekte olan olaylarımız için de aynısı geçerlidir. Bu, ömrümüz devam ettikçe süregidecek bir durumdur.
Zamanın geçiciliğini idrak edebilecek noktaya gelen insanlar ise olaylara çok daha olgun ve net bakmaya başlarlar. Bunu idrak edememiş olan kişiler için bahsettiğim kişiler; duygusuz, ketum veyahut durgun gibi gözükürler. Oysa durum, olaylara baktığımız pencereyi değiştirmekten geçer. Bu da farklı bir yazımızın konusu olsun. Ömrünüzü güzelliklerle tamamlamaya, kötülükleri ise hoşgörü ve sükunetle atlatmaya özen gösterin. Hayatımızı şekillendiren unsurlar tabii ki var lakin bir noktada iradeye de sahip olduğumuzu göz ardı etmeyelim. Sağlıcakla kalın.
FURKAN KAVUŞ
