Güven Gittikçe Zorlaşan Bir His midir?
Misafir
Hepinize merhabalar. Bugün sizlerle zamanın bizden götürdüklerinden mi yoksa bize kazandırdıklarından mı olduğuna tam emin olamadığım bir hissi konuşacağım: Güvenmek. Güven çok başka bir mevzu işin aslında. Hiçbirine benzemiyor. Gitti mi yerine konması da zor, başlangıçta oluşturması da. Öyle herkes güvenilmeyi hak etmiyor zaten. Bazı insanlar güvenimizi boşa çıkarmak için varlar. Hele ki onların nankörlükleri... İnsana "bir daha birine güvenirsem iki olsun" dedirtecek cinstendir bu nankörlükler. Bedelini bazen doğru insana güvenemeyerek öderiz bu yanlış kişilere verilen güvenin. Tabii bu doğru insan, yanlış insan da çok tartışılacak kavramlar. Herkesin kendi doğru insanı olduğuna inanıyorum. Birisi bizim için yanlışken bir başkasına uygun kişidir. Belki bir başkasının ruh eşidir. Bu, insanın fıtratındaki çeşitliliğin bize bir cilvesidir. Zaten kimse kimseye dört dörtlük uygun olamaz. İnsan çıkıntıları ve farklılıklarıyla bir bütündür. Karakteri detaylardaki ayrımlarına mühürlüdür. Herkes tekdüze olsa ne önemi kalırdı yaşamın? Sürprizler oluşmasa, herkes herkesle aynı şeyi savunsa... Belirtmek gerekir diye düşünüyorum, böyle bir ortamda güveni en çok zedeleyen husus olan yalan da oluşamazdı. Binaenaleyh güven meselesi de mesele olmazdı. Şimdi yalan güveni kıran bir unsur, bunu pekâlâ bilmekteyiz.
Peki bu güvenin yeniden inşası mümkün müdür? İşin aslı kıymetli okurlar, ben bunu kırılan bir vazoyu tekrar yapıştırmağa benzetirim. Vazo tekrar eski formundadır. Uzaktan baktığında sorun gözükmez. Lakin yaklaştığında veya insana uyarladığımız versiyonuyla insanın kalbinin derin dehlizlerine ışık tuttuğumuzda orada ufak tefek çizikler görürüz. Bu çizikler öylece durur, yeniden kaynamaz. Vazoyu tutan aradaki yapıştırıcıdır artık. Yani vazo kendi kendine ayakta duramaz hâldedir. Fakat dışarıdan çok da bir sorun yoktur. Ta ki vazo düşene dek. İşte o vakit eskisinden daha kolay kırılıverir. Üstelik bu sefer daha küçük parçalara, daha çok yerinden. Ve her seferinde biraz daha, biraz daha... İlk hata her zaman daha kolay affedilir yani aslında. Hasarı da daha az kabul edilebilir. Ancak durum tekrarlandığında insan kendine müthiş kızar. Niçin yine güvendim? Niçin yine aldandım? Cevapsa bazen çok basittir: Güvenmek istersin. Yine seni yarı yolda bırakacağından korksan da, bazen emin olsan da yine de inanmak istersin. Bir ümittir çünkü yaşamak. Güven de bu ortamda yeşeren bir fidan. Ne olursa olsun güven kurulmadan bu hayat yaşanmaz kanaatimce. Bir düşünsenize, en yakın arkadaşınız rastgele bir gün güvenmeyi seçtiğiniz bir yabancıdır aslında sadece. Eşiniz, hiç tanımadığınız bir muhitin hiç bilmediğiniz bir sokağından güveniniz sayesinde yerleşmiştir evinize. Güven böyle derin bir bağdır işte. Ancak bir sorun var bu mevzubahiste.
Güvenmek sizce de artık daha zor değil mi? Evet, tanımadığımız kişilere güvenerek yakın olduk, hayat kurduk. Fakat artık ihanet daha normalleşti. Aldatma deyince hemen aklımıza evlilikteki ihanet gelmesin. Bazen çarşı-pazar eşrafı bizi aldatır oldu. İnsanlar bizi aldatır oldu. Söz namustu bu ülkede. Peki ya şimdi? Ben size cevaplayayım: Sözünden dönmek günden güne normal oldu. Ben utanır, sıkılırım sözümden cayınca. Oysa millete bakıyorum, insanları gözlemliyorum ve görüyorum ki bunu normal gören çehrelerin oranı günden güne artmakta. Ben bunu kabul etmeyenlerdenim. Zira bu durum güven kırıyor, bu çok açık. Ve insan, kıymetli okurlar, hatırlatmak istiyorum ki güvenmek istiyor. Doğamızda var çünkü. Takım çalışması olmadan, sosyal yaşam olmadan bizler tek başımıza var olamayız. Sosyal yaşamın yegâne kurucu unsuru da güvendir. Bir toplumda güven, yerini şüphe ve endişeye bırakıyorsa o toplum çökmeye yüz tutmuş demektir. Toplumun her ferdi birey olarak kendini ve kendi eşrafını düzgün tutmak için çaba sarf ederse ben inanıyorum ki sağlıklı günler çok da uzakta değildir. Sağlıcakla kalın.
Furkan Kavuş
Göl Anadolu Lisesi
