Eskimiş Bir Palto ve Anlattığı Yoksul Şiirler
Misafir
Bazı eşyalar vardır; giyilmez, taşınır. Eskimiş bir palto da böyledir. Üzerine sinen soğuk yalnızca kışın değil, yılların bıraktığı izlerin soğuğudur. Omuzlarında yoksulluğun sessiz ağırlığını taşırken kimsenin dönüp bakmadığı hayatları anlatır. Düğmeleri eksik, cepleri boş ve delik olabilir ama anlattığı hikâyeler doludur. Her yıpranmış dikiş, söze dökülmemiş bir şiir gibidir; bağırmaz ama hissedene çok şey söyler.
Bu palto, vitrinlerin ışığında sergilenenlerden değildir; arka sokakların rüzgârını tanır. Sahibini kalabalıklar içinde saklar çünkü yoksulluk çoğu zaman görünmek istemez. İnsanlar aceleyle geçerken onun farkına varmaz, oysa her adımda bir hayatın direncini taşır. Eskidikçe değersizleştiği sanılır; hâlbuki her eskime, biraz daha insanlaşmaktır. Çünkü yoksulluk eşyayı değil insanı yıpratır; palto yalnızca buna tanıklık eder.
Belki de bu yüzden eskimiş bir palto en çok suskunluğu öğretir. Sahibi kelimelerden tasarruf ederken hayat cömert davranmamıştır ona. Konuşulmayan her cümle, içte bir şiire dönüşür. O şiirler ne kitap raflarına çıkar ne de alkış toplar ama gecenin en soğuk anında insanı ayakta tutacak kadar gerçektir. Ve bazen bir paltonun anlattığı yoksul şiirler, en gür sesli dizelerden daha uzun yaşar.
O eski palto, kimin attığı belirsiz bir geçmişe sahipken kimsesiz bir gecede bir sahipsizin omuzlarında yeniden anlam bulmuştur. Artık yalnızca bir eşya değil, gecenin soğuğuna karşı örtülmüş sessiz bir battaniyedir. Şehrin lambaları altında titreşen bir bedeni sararken insanlığın unuttuğu bir sıcaklığı hatırlatır. Kaldırımların dili yoktur ama bu palto, taşların üstünde uyuyan bir hayatın suskun hikâyesini taşır.
Belki de bazı eşyalar sahiplerinden çok ihtiyaca aittir. Atılanla bulunan arasındaki o ince çizgide merhamet sessizce yer değiştirir. Eskimiş palto, birinin fazlasıyken başkasının hayatta kalma umuduna dönüşür. Ve yoksulluk tam da burada konuşur: Yüksek sesle değil, geceyi örten ince bir sıcaklıkla.
İnsan bazen sahip olduklarını fark etmeden bırakır ardında. Bir paltoyu, bir ekmeği, bir bakışı… Oysa bırakılan her şey başka bir hayatın eksikliğine denk düşebilir. Eskimiş palto, tam da bu yüzden bir eşyadan fazlasını anlatır; paylaşılmayan bollukla görünmeyen yoksulluk arasındaki mesafeyi ölçer. Şehir büyüdükçe bu mesafe artar, insanlar çoğaldıkça yalnızlık derinleşir. Sabah olduğunda palto belki yine bir köşede kalacaktır. Kimse onun gece nereden geçtiğini, kime dokunduğunu bilmeyecektir. Ama soğuk biraz eksilmişse bu görünmez şiirin bir dizesi yazılmış demektir.
Çünkü bazı iyilikler iz bırakmaz; yalnızca üşümeyen bir beden ve hafifleyen bir gece bırakır ardında. Ve geriye dönüp bakıldığında, eskimiş bir paltonun anlattıkları ne yüksek seslidir ne de süslü kelimelerle doludur. Ama omuzlara bıraktığı sıcaklık bir şiirin yapabileceğinden fazlasını söyler. Çünkü yoksulluk en çok susarak anlatır kendini; en yalın dizeler, en soğuk gecelerde yazılır. Eskimiş bir palto da işte bu yüzden, giyildikçe değil paylaşıldıkça anlam kazanan yoksul şiirlerin sessiz şairi olur.
EZGİ UYSAL
GÖANADOLU LİSESİ