Mevsimler, İnsanlar Ve Yeni İklimler
Misafir
İnsanların hayatımıza bıraktığı izler kadar, giderken yanlarında götürdükleri de bir hikâyenin kaderini belirler. Bazı bağlar vardır; ilk andan itibaren insana aradığı o hesapsız yakınlığı, kardeşlik hissini ve sarsılmaz bir sığınağı vaat eder. Paylaşılan anların neşesi ve o neşenin getirdiği içten mutluluk, zamanın hiç eksiltemeyeceği bir hakikat gibi durur ortada. Sırtını hiç tereddüt etmeden dayayabileceğin bir varlığın varlığı, dünyayı daha katlanılır kılar.
Ancak hayat, bazen en güçlü sanılan bağların ne kadar kırılgan olduğunu bir anda yüzümüze çarpar. Büyük felaketlere gerek kalmaz çoğu zaman; ufacık bir kırılma, tek bir incinme yatar araya. Zihin o eski sıcaklığı arasa da çatlayan aynada bir daha aynı sureti görmek mümkün olmaz. Bir zamanlar kardeşlik hissiyle pekişen o kuvvetli bağ, birleşmesi imkânsız parçalara bölünür. Yılların emeğinin ve paylaşılan o derin duygunun bu kadar zahmetsizce gözden çıkarılabilmesi, geride sessiz ve sitemkâr bir hayret bırakır.
Her insanın bu hayatta bir vadesi, bir mevsimi olduğu gerçeği böylesi zamanlarda kabullenilir. Kimileri hayatımıza en güzel duyguları hatırlatmak için girer; fakat aynı hızla, gitmenin de ne kadar kolay olduğunu öğreterek çekip giderler. Ne kadar çabalanırsa çabalansın, mevsimi geçen bir insanı aynı iklimde tutmak mümkün değildir.
Yine de hayat, dökülen yaprakların ardından yeni filizler vermekten vazgeçmez. Gidenlerin bıraktığı o derin ve kırgın boşluk, zamanla daha farklı ve başka adımlarla dolmaya başlar. Demli bir İzmir çayı eşliğinde uzayan yeni sohbetler, ufukta sonsuzluğa uzanan dingin bir deniz ve gecenin karanlığında beliren bir yıldız gibi yol gösteren taze güvenler girer içeri. Bazen başımızın üstünde açılan ferah bir sema misali huzur getirirler; bazen de bir leopar gibi güçlü ve sarsılmaz duruşlarıyla hayatın ritmini değiştirirler. İçimizi ısıtan karam tadında tatlı anılar birikirken yeni gelenlerin getirdiği yaldızlı ve taze umutlar yerini almaya başlar.
Yeni insanlar eskiyi unutturmak için değil, hayatın başka renklerini göstermek için dâhil olurlar hikâyeye. Belki aynı kardeşlik vurgusuyla değil ama daha olgun, daha sakin bir yerden dokunurlar ruha. Böylece anlar insan; biten bir mevsimin ardından gelen yeni iklimler de kendi güzelliğiyle yürür hayatımıza.
Çünkü hayat, durup geriye bakmaktan ziyade; her şeye rağmen ileriye doğru atılan o cesur adımlarda gizlidir. İnsan yol aldıkça kavrar ki, yaşanan hiçbir şey boşa gitmemiş, giden her insan geride olgunlaşmış bir ruh bırakmıştır. Artık ne geçmişin o soğuk gölgesine sığınmaya gerek kalır ne de biten günlerin ardından uzun uzun sitem etmeye... Yaşanması gereken yaşanmış, söylenmesi gerekenler sükûta ermiştir.
Şimdi vaktini dolduran kırgınlıklar yerine önümüzde uzanan o yeni patikalar kendi sessiz ışığıyla parıldar. Ne geçmişi silecek kadar vefasızızdır bu hayatta, ne de geleceği erteleyecek kadar yılgın. Sonunda kalbimiz, geçen her mevsimin hakkını vererek, yeni başlangıçların o dingin sularında kendi huzurunu bulur.
Ezgi Uysal
