Halime Özdemir

Bilir Misin Dünyayı?

Halime Özdemir

İnsan unutuyor ya, her şeyi belki de en çok yaşadığı dünyayı. İnsanın dünyaya yüklediği anlam, o kadar farklı ki önce kendisini sonra çevresindekileri kargaşaya boğuyor. Dünyayı bilmek ve tanımak için kafa yormalı insanoğlu. Çünkü yaşadığı ve adına ömür dediği şeyi geçirdiği şeyin mekânını ve makamını bilmesi, insanın hayatını anlamlı hale getirecektir.

Nedir bilmek? “Biliyorum, bilirim, ah bi bilsen” gibi pek çok yüklemi ve eylemi anlatan bu kelime ne anlama geliyor? Bilmek, “bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, öğrenmiş bulunmak, bir şeyi anlamak, onun farkına varmak, gerçeğine ermek” gibi pek çok anlamı bünyesinde barındırır. Bilmek, fark etmek, diğerlerinden ayırt etmek ve yerini tayin etmektir. Bu açıdan dünyada yaşayan insanın ilk önce dünyayı bilmesi ve tanıması gerekir hayatının anlamını bilmesi için. İnsanoğlunun dünyayı bilmeden dünyadakileri bilemeyeceğini fark etmesi zaruridir. Aksi takdirde dünyayı anlamadan yaşamak, kişinin başta kendisi olmak üzere pek çok şeyi anlamadan yaşamasına sebep olacaktır. İnsanın en temel sorunu, dünyayı anlamaya yanaşmaması dolayısıyla kendisini anlamak için çabalamamasıdır kanaatimce.

İnsan bilmediği bir yerde nasıl kaybolursa dünyayı bilmemek de insanın orada kaybolmasına sebep oluyor. Bütün kayboluşlar ve yok oluşların temeli, olduğu yere yabancı olmakla alakalıdır. Tanış olunan yerde ve kişide kaybolunmaz. Bu sebeple dünyaya gelen herkes ve özellikle olgunluk çağına doğru ömür alan her birey, öncelikle bilmeye yaşadığı dünya ile başlamalıdır.

Dünyanın en temel özelliği, onun süslü olmasıdır. Dünya, süsüyle var olan ve varlığını süsten kaynaklı olan çekiciliği ile sürdüren bir yerdir. Ve bu süsten dolayı insanın ona karşı olan meyli her yaşta daha da artarak devam eder. Fakat süslü olması, insanın ona aldanmasını gerekli kılmaz ve lakin insan hep süslü şeylere meyleden de bir yapıya sahip olduğu için dünyaya da meylediverir birdenbire ve ansızın. Süsün cazibesi, her zaman insanı çekmiştir ve çekecektir de. Bu sebeple insan dünyada var olan süslere karşı nasıl davranması gerektiğini bilmedikçe denizde alabora olan gemi gibi dünyada da kaybolmaya mahkûm olacaktır. Bundan dolayı dünyayı bilmek için çabalamak, yorulmak, kadın-erkek herkes için önemlidir kanaatimce.

Allah (cc), kulu ve peygamberi olan Hz. Muhammed (sav)’e nazil ettiği ayetlerde dünya hayatını kullarına anlatmasını istiyor. İnsanın unuttuğu bu hayatı, zaman zaman ama çoğu zaman anlatmaya meyyal olmalı insan. Özellikle insan insana anlatmalı arada sırada ve lüzum ettikçe. Bildiğimiz şeyi bilmediğimiz hale gelince tekrar sil baştan hatırlamak gibi dünya hayatını da hep anlamak ve bilmek gerekir nefes alınıp verildikçe. Ne muhteşem bir ayet karşımıza çıkıyor: “Onlara dünya hayatını şu örnekle anlat: Gökten su indiririz de onunla yeryüzünde bitkiler yeşerip gürleşir, sarmaş dolaş olur; sonunda kuruyarak rüzgârın savuracağı çerçöp hâline gelir. Allah’ın her şeyi yapmaya gücü yeter.” (Kehf 18/45)

Dünyaya dair başka söze gerek var mı? Burası dünya ve içindeki her şey çerçöp olmaya mahkûm. Bundan dolayı bu dünyayı gözümüzde pek de büyütmemek gerekir. Yeşeren her şey kurumaya mahkûm olduğuna göre dünyaya gelen her canlı da çerçöp olup kaybolmaya ve unutulmaya mahkûmdur. Çerçöp olan için mi yoksa her dem bâki kalacak olan için mi yaşamak ve çaba göstermek gerekir ey insan?

Biz Adem’in çocukları, dünyanın ne olduğunu veya ne olmadığını gerçekten biliyor muyuz veya bilmek için hiç çalıştık mı umurumuzda mı dünya? Kanaatimce, biz önce cenneti sonra dünyayı tanıyan Adem’in yolundan gideceğimizi zannederek dünya hayatının cennet gibi olmasının hayaliyle yaşıyoruz. Yani dünyanın cennet olmasını istiyoruz ama ve lakin fakat oysa burası dünya… Ve Adem burasının dünya olduğunu bildiği için cennet muamelesi yapmadı ona ve de ondan böyle bir beklenti içerisine de girmedi.

Adem dünyaya gönderildiğinde cenneti aramış mıydı yoksa dünyanın dünya olduğunu bilip Rabbini mi aramıştı? İnsan, hayatının her anında önce bu soruya cevap vermek zorunda. Dünya, Adem için ne idi ve onun çocukları için ne oldu da böyle anlamsız bazen de aşırı anlam yüklü hale geldi? Sıkıntı, insanın anlamını bilmediği hayatı yaşamaya çabalamasından kaynaklıdır belki de…

Acaba insan dünyanın süsü olan görünen yüzüne mi kanıyor da hem kendisini hem de dünyayı mahvetmeye çabalıyor? Görünen ile görünmeyen arasında kalmak, yoruyor insanı. İnsan, nerede konumlandırıyor kendisini? Dünyanın hangi yüzünü tam biliyoruz veya bilmediğimizi biliyor muyuz? Ne dehşet verici bir ayet karşımıza çıkıyor: “Onlar dünya hayatının sadece görünen yüzünü kısmen bilirler; âhiret konusunda ise büsbütün habersiz ve kayıtsızdırlar.” (Rûm 30/7) Bilmemiz gereken iki mekân ve iki zaman var. Dünya ve Ahiret. Ama ikincisi konusunda hiç bir bilgimiz yok ve hatta ahireti umursamadan yaşadığımız yüzümüze çarpılıyor. Dehşet! Görünen yüzüne aldanılan dünyanın görünmeyen yüzü nasıl, kayıtsız kalınan ahiret bize neler gösterecek? Kaç kişi bunun bilincinde? İnsan… Dünya senin için hangi yüzünü gösteriyor sana?

Unutmayalım ki, “Dünya hayatının misâli şudur: Bir yağmur, onu gökten indiririz. İnsanların ve hayvanların yiyip istifade ettikleri yeryüzü bitkileri o yağmuru emerek boy atıp gürleşir, sarmaş dolaş olur. Derken yeryüzü bütün takılarını takınıp, rengârenk süslenerek olanca güzelliğiyle göz kamaştırır hâle gelir. Orayı ekip biçenler bütün bunların kendi güçlerinin eseri olduğuna ve artık onun ürünlerini toplama zamanı geldiğine inandıkları sırada, bir gece vakti veya gündüz oraya azap emrimiz gelir; sanki dün orada hiçbir şey yokmuş gibi, her şeyi kökünden biçiveririz. İşte, sistemlice düşünüp ibret alacak kimseler için ayetleri böyle ayrıntılarıyla açıklıyoruz.” (Yunus 10/24)

İşte uğruna her şeyi mubah gördüğümüz ve uğruna her şeyi yaparız dediğimiz dünya başka bir ifade ile insanın ömrü bu kadarcık. Hiç yokmuş, hiç yaşamamış gibi gelip geçen geçip giden ömürler ve suretler gibi bizler de sararıp solarak geçip gideceğiz buradan. O zaman kendimize şunu sormak zorundayız: Dünyayı bilme vakti hala gelmedi mi?

Yazarın Diğer Yazıları