'Onlar Allah'ı Gereği Gibi Tanımadılar…'
Halime Özdemir
Allah… Yerin ve göğün sahibinin en özel ismidir Allah. Allah, bütün isimlerin camisidir, merkezidir. Bütün isimler, yönünü Ona dönerek vardır. Allah, her reflekste ağzımızdan bir çırpıda çıkıveren bir isimdir. Ve dünyanın neresinde olunursa olunsun hangi din hangi millet, hangi ırka mensup olunursa olunsun her dinin müntesiplerinin ortak kelimesidir Allah.
Allah, kainatı var edenin en çok kullanılan ismidir. Tektir Allah, zaman ve mekandan münezzehtir Allah. Darda kalanın imdada yetişenidir Allah. Yerde ve gökte olanların en çok sığındığı ve müracaat ettiğidir Allah. Kalplerde ve dillerde olanın sahibidir Allah. Allah’ı tanımlamaya kalksak buna da ne bilgimiz ne de imkanımız yoktur aslında. Allah’ı tanımak ve tanımamak, bilmek ve bilmemek arasında yaşayan ise insandır. Kendisini var edeni tanımadan adeta yok sayarak ömür geçiren de yine insandır. İnsanın nankör olması belki de Rabbini tanımak istememesindeki en büyük sebeplerden biridir. Bilmiyorum… Çünkü insan en çok kendisine emeği geçeni görmezden gelir ve yok sayar ya Allah’ı tanımak istemeyişimizin sebebi de budur, kim bilir?
Peki Allah? Tanıyor muyuz? Tanımıyor muyuz? Tanıdığımızı bildiğimizi davranışlarımıza ve sözlerimize sirayet ettiriyor muyuz? Allah’ı sevmek veya sevmemek değil mevzu, asıl önemli olan Allah’ı tanıyıp tanımamak ve neticede bir duyguya kapılmaktır. Bizim Allah’a karşı duygularımız ve düşüncelerimiz gerçekten O’nun tanıyarak veya bilerek mi şekilleniyor? Yoksa kulaktan dolma bilgiler ve biz “anadan-atadan böyle gördük” diyerek mi şekilleniyor? Bu yaşımıza kadar, “Allah seni yakar” cümlesi dışında Allah’ı nasıl tanımlar nasıl bilirsiniz hiç düşündünüz mü? Sizin için Allah nedir?
İnsanlar pek çok açıdan sınıflandırılır ama Kur’an’da şöyle bir sınıflandırma dikkatimi çekti: “Allah’ı tanıyanlar (bilenler) ve tanımayanlar (bilmeyenler)” Sen ey İnsan! Kendini bu sınıflandırmada nerede konumlandırıyorsun? Veya sen kendinin hangi sınıfta olması için hayat yaşıyorsun? Bu konuda hangi ayet yolumuz aydınlatsın diye sorduğumda kendime şu ayet-i kerimenin ardına düştüm. “Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edemediler (bilemediler). Halbuki bütün yer kıyamet günü O’nun avucundadır…” (Zümer 39/67)
İnsan, ben ve sen, biz ve siz, o ve onlar gibi şahıs zamirleri ile tanımlanır. İnsan kendisini bu zamirlerin hangisinde görmek ister? Allah’ı tanıyanlar mı tanımadan dünyadan göçen onlar mı olmak ister? Öteki ve sen denildiğinde sen kendini öteleştirmiş olduğunun farkına varabilir misin?
Şu soruyu da soralım kendimizi: Biz Allah’ı nasıl tanır veya biliriz? Bunun cevabını uzun uzadıya düşünmeye gerek yok ki ben de öyle yaptım. Allah’ı tanımak için kerim kitabın ilk sayfasıyla başladım yola. Çünkü ilk sayfada ilk ayetten itibaren Allah kendisini zaten tanıtıyor tanımak isteyene. Size merhamet ediyorum dünyada ve ahirette, o günün sözü de sahibi de kendisi olduğunu söylüyor, kulluğun sadece kendisine olmasını ve istemenin de O’ndan yapılmasının belirtiyor mesela. İşte böyle ayet ayet tanımak için çabamız var mı sahiden?
Önemli olan kişinin böyle bir hayalinin ve hedefinin olup olmadığıdır. Eğer böyle bir amacı olursa insanın Allah zaten kendisini tanıması için o kuluna pek çok kapı açacak ve onu yerdeki ve gökteki ayetleriyle de açık açık gösterecektir.
Tanımak denildiğinde ilk etapta Allah’ın isimlerini, sıfatlarını bilmek ve emir ve yasakları konusunda kişinin sözlerine ve davranışlarına azami ölçüde gayret göstermesini anlamalıyız. Çarşıda pazarda, sözde davranışta, yazda kışta, alışverişte ticarette Allah’ı tanıyarak yol almaktır Allah’ı bilmek. Kutsal kitabın kapağını açtığımızda ilk ayetle başlar Allah’ı tanıma süreci. Bakmak-okumak ve anlamak üçgeninde yer alırsa insan, Allah’ı gereği gibi tanıyacak ve hayatını da ona göre şekillendirecektir kanaatindeyim.
Kur’an’da Allah’ı bilme ve tanıma ile ilgili ayetlerin özelliklerine baktığımızda “gereği gibi tanıyamadılar” şeklinde olumsuzluk ifade eden cümleleri görürüz. Tanıdılar değil tanımadılar şeklinde bir yüklem mevcuttur. Ve bu ayetlerde insanın bu görevi yapamadığı vurgusu esastır. Mesela; “Onlar Allah’ı gereği gibi tanımadılar. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, mutlak galiptir.” (Hac 22/74) Hiç düşünüyor mu insan Allah’ı bilmeyenin hiçbir bilgiyi de elde edemeyeceğini? Bir insanın Allah’ı gereği gibi bilmesi, sözden ziyade davranışla vücut bulmadıkça tanımamız da pek imkan dahilinde değil gibi geliyor bana.
Modern insanın kibrinin ve kendini beğenmişliğinin temel etkeni belki de ne Rabbini ne de kendisini bilmemesinden kaynaklıdır, kim bilir? Tasavvufi bir söylem vardır: “Kendini bilen Rabbini bilir.” Yani haddini hududunu bilip kendisini fark eden insan, Allah’ın sonsuzluğunu ve hakimiyetini de bilerek nefsinin acizliğini kabul ederek ömrünü yaşar. Kendisinden mahrum kalan, Rabbine giden yola girebilir mi hiç? Bu çağ insanını tanımlayan en temel unsur, her şeyi bildiğini zannederek kendisinden dahi haberdar olmamasıdır. Bu kadar ahkam kesmenin ve bu kadar göklere doğru büyüklenmenin ana sebebi de kendisini kendisinden mahrum bırakması değil midir?
Her şeyin değeri kendine göredir. Allah’ı O’na yaraşır şekilde takdir etmek için de -Allah’ı bilmek şarttır. Siz kendinizi hangi zamirin içerisinde ifade ettiğinize bakmadıkça Allah’a giden yola girip girmediğinizi de göremezsiniz kanaatindeyim. Hangi yol sizi Allah’a hangi yol sizi şeytana çıkartıyor bunu idrak etme zamanı gelmedi mi? İnsan, kendisinin ne olduğunu keşfetmeden Allah’ı gereği tanıyamaz.