Halime Özdemir

'Mümin Erkeklere Söyle...'

Halime Özdemir

Kur’an-ı Kerim’in bütününe baktığımızda bir üslup dikkatimizi çekiyor. Cenab-ı Allah, bazı durumlarda ve konularda konunun muhatabı olan kişilere özel hitaplarla sesleniyor. Mesela, “ey insanlar, ey kadınlar, ey erkekler, ey müminler” gibi... Böyle ayetler, özellikle hitap edilen grubun bu ayetlerdeki konulara karşı daha dikkatli olmalarını haber veriyor.

Özel hitap edilen gruplardan biri de mümin erkekler. Allah (CC), “Mümin erkeklere söyle” diyerek alanı belirlemiştir. Hiçbir inanan erkek, bu ayeti görmezden ve duymazdan gelemez ve gelmemeli kitaba imanı var ise.

İşte Rabbimiz Teala’nın inanan erkekler için nazil ettiği özel hitabı veya emri şu şekilde yer alır kerim olan kitapta: “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Allah onların bütün yaptıklarından haberdardır.” (Nûr 24/30) Bir ayette iki emir. Mümin erkeklerin gözlerine ve iffetlerine sahip çıkmaları gereği ve gerçeği.

İster kadın ister erkek olsun, her iki cinsin de gözlerini haram olandan sakınması Rab’den gelen bir emirdir. İnsanın gözü kirlendiğinde kalbi de kirlenir. Kalp kirlenince bütün azaları kirlenir ve insan temiz ile kirliyi ayırt edemez. Hal böyle olunca, doğrular yanlış yanlışlar doğru, temizler kirli kirliler temiz gibi düşünülür. Emirde aslolan, hitap edilenin kim olduğunun bilincine varılmasıdır. İnsan, kendisinin yapması gerekeni değil de karşısındakinin yaptığı ve yapmadığı üzerinden söylem ve eylemde bulunur ve “O öyle yapmasaymış, etmeseymiş, giymeseymiş, gitmeseymiş” gibi söylemlere sığınmayı tercih eder. Oysa Rabbimiz ilgili ayetlerde insanın bizatihi kendisinin yapması gerektiği eylemleri ve söylemleri bildirir. İnsanın görmezden geldiği veya görmezden gelmeyi tercih ettiği konu tam da bu noktadır. Başkasını suçlamak hayatın en kolayı ama insanın kendi suçunu kabahatini görmesi de en zoru değil midir?

Hiç şüphesiz insan, temiz olarak yaratılmıştır. Bebekler dünyaya geldiklerinde insanın en saf ve temiz haliyle gözlerini dünyaya açarlar. Büyüdükçe hayatta gördükleri ve yaşadıkları onların sözlerini, karakterini ve davranışlarını meydana getirir. Ve bundan dolayı insan hayatı boyunca önce gözünü sonra kalbini kirletir ve lakin bunu fark etmez. Oysa kalp, tüm vücudun beyni konumundadır. Allah’ın Elçisi kalp ile ilgili olarak; “Bilin ki, her hükümdarın bir koruluğu vardır. Allah’ın koruluğu, yapılmamasını istediği haramlardır. Bilin ki, vücutta öyle bir organ vardır ki o sağlıklıysa tüm vücut sağlıklı demektir. Fakat o hastaysa tüm vücut hasta olur. Bu organ kalptir.” (Müslim, Müsâkât, 107) buyurur. Bu sebeple gördüğümüz/baktığımız kısaca şahidi olduğumuz ve azalarımızı da şahit tuttuğumuz şeyler, kalbimizi kirletmemeli.

Temizlik, bu dinin ilmihal kitaplarının ilk sayfalarında yer alır. Allah, kullarının maddi ve manevi olarak temiz olmasını ve kirli ile temizin aynı olmadığını bildirir. Şu ayet, hiçbir zaman hatırdan çıkarılmamalı: “Rasûlüm! Pis ve murdar olan şeylerin çokluğu seni hayrete sevk etse bile “Pis ve murdar olanla temiz ve hoş olan asla bir değildir” de. Öyleyse ey selim akıl sahipleri, Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide 5/100) Allah katında temiz ile pis aynı kategoride yer almaz. Akıl insan için en belirleyici vasıftır ve akıl sahibi her bir bireyin de Allah’a karşı gelmekten sakınması gerekir. Allah katında makamımızın nerede olduğu, bizim davranışlarımız ve sözlerimizin sonucu olarak temayüz edecektir.

Mümin erkeklere söylenilen ikinci emir de ise onların iffetlerini korumaları istenir. İffet kavramı, bizim toplumumuzda hala kadınlara giydirilen bir kavramdır ve iffet sözcüğünü dar bir alanda ele alırız. İlk olarak bundan vazgeçmemiz gerekir. Çünkü Cenab-ı Allah, hem gözleri korumayı hem de iffeti korumayı önce erkeklere emretmiştir.

Herkesin bildiğini sandığı ama dar bir alana hapsettiği iffet kavramının tanımı nedir ki? İffet sözlükte, “haramdan uzak durmak, helal ve güzel olmayan söz ve davranışlardan sakınmak, temiz olmak” gibi anlamlara gelir. Bir de “kalbin iffeti” diye bir kavramın varlığını öğreniyoruz. Kalbin iffeti, “öncelikle bedenî hazlara ve nefsânî aşırılıklara ilgi duymaktan kurtarılmış bir ruhî yapıya sahip olmak” şeklinde tanımlanır. Bu aşamadan sonra tam iffete ulaşmak için kişinin eli, dili, gözü, kulağı ve genel olarak bütün bedeni ahlaka aykırı davranışlardan uzak tutmakla mümkün hale gelir. Buraya Ebu Hureyre’nin söylediği bir metaforu alalım. “Kalp sultandır ve onun orduları vardır. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur. Sultan kötü olursa orduları da kötü olur. Kulaklar bu sultanın habercileridir. Gözler bekçileridir. Dil sultanın tercümanıdır. Eller kanatlarıdır. Ayaklar postacılarıdır. Ciğer şefkat ve merhamet kaynağıdır. Dalak ve böbrekler (kendisine yönelen tehlikeleri bertaraf eden) tuzaklarıdır. Akciğer (hayatın kaynağı) nefestir. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur, sultan kötü olursa askerleri de kötü olur.” (Abdürrezzâk, Musannef, XI, 221)

Kadın ve erkek, dünyaya gönderilmiş bir bütünün parçalarıdır. Ve bundan dolayı birbirlerine karşı iyilik ve güzellik esasına göre hayat sürmeleri dini bir emirdir. “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe 9/71) Bu ayetten yola çıkarak hem mümin erkeklerin ve hem mümin kadınların birbirlerinin iyiliğini istemeleri ve bu yönde birbirlerine yardım etmeleri zorunlu hale gelmektedir.

Mümin erkeklere söyle ayetine tekrardan dönecek olursak, Allah’ın dünyada var olan her şeyden haberdar olduğunu bilerek bir hayat yaşayıp emredilen ayetin hakkının verilmesi gerektiğinin de farkına varılması elzemdir. Bu, aynı zamanda bu dinin ahlakının özüdür. Hem kadınlara hem erkeklere ithaf ederek şu hadis-i şerif ile yazıyı tamamlayalım: “Her dinin (kendine özgü) bir ahlakı vardır; İslâm ahlakı(nın özü) hayâdır.” (İbn Mâce, Zühd, 17)

 

Yazarın Diğer Yazıları