Sen De Kimsin?
Halime Özdemir
İnsan, önce kendisini bilmekle yükümü olduğunun farkına varmalı. Ben neyim ne değilim, ben kimim, benim kapasitem ne, ben sonlu muyum sonsuz mu? Ve buna benzer birçok soru ve cevap. Ve her şeyden önce kendisinin yaratılmış bir varlık olduğunu ve daha da önemlisi bir Yaradan’ın olduğunu bilmesi ve daha daha önemlisi O’na iman etmesi gerekir. Ama insanın mayası belli, nihayetinde insan ve hep nisyanda… Hiç aklına getirmiyor kendisinin tek başına var olamayacağını ve haddini aşarak meleklerin dediği gibi yeryüzünde fesat çıkarmanın derdine düşüyor. Ve kendisinde var olan kibir ve hırs, insan olduğunu yani acizliğini unutturuyor. Ve neticede her şey olması gerektiği gibi yani Şârî’ Teala’nın belirlediği hükümlere göre yaşanması gerekirken “bana göre, sana göre” diyerek ömürler tüketiliyor.
Hem kendime hem de çevremdekilere sürekli hatırlattığım bir ayet yolumu aydınlatıyor. Neden bu ayeti sürekli tekrar ediyorum biliyor musunuz? Çünkü bu ayet, insana sürekli insanı hatırlatıyor ve insanın alanını ve sınırını yani haddini-hududunu bilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Bir anlamda insana kendine gelmesini öğütlüyor. Ve hayat serüveninde olaylara ve durumlara karşı nasıl bir bakış açısı olması gerektiğinin psikolojisini söylüyor. Kısaca “iman” etmenin ne olduğunu gösteriyor görmek ve duymak isteyen insan için. İşte -bana göre- hayat rehberi olacak o ayet şudur: “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır ve dönüş Allah’adır.” (Nûr 29/42) Allah, insanın “hiç” olduğunu ve “hiç” olup gideceğini, yok olacağını ama sonuçta da istese de istemese de dünyada yapıp ettiklerinin hesabının verileceği makamın ne olduğunu da kısacık bir ayetle bildiriyor. Ama insan! İnatla direniyor buna kaybedeceğini bildiği halde. Ah İnsan!
Peki ama insan nasıl davranmalı? Kerim olan kutsal kitap, bu konuda bizlere rehberlik ediyor. Kur’an, hidayet yani yol göstericidir. Bundan dolayı hayata dair bütün konularda bize yolumuzu aydınlatacak “hayat formüllerini” her dem göstermektedir. İşte yine insana “sen de kimsin?” diye soran bir ayet karşımızda ayan beyan ortada. “Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” (Ahzâb 33/36)
Herhangi bir iş, herhangi bir eylem, herhangi bir durum ne olursa olsun Allah ve Resulü bir şey söyledi mi diye her müminin bakması gerekir. Aile, iş, ticaret, zanaat, çarşı-pazar, komşu, akraba, kadın, erkek, çocuk, evlilik, boşanma, tatil, ev, para, eğitim aklınıza gelebilecek herhangi bir konuda Allah ve Resulü ne dedi demeden yapılan işlerin sonu, hüsranla neticelenmektedir. Ve iman… İmanı olan herkes “ben de böyle düşünüyorum” deme hakkına sahip değildir. Ah iman! Sen ne büyük bir servet ve ne büyük bir zenginliksin. İnsana haddini ve sınırlarını bildiriyorsun ama insan akledebiliyor mu? Veyahut aklım var diyerek kendim bulabilirim deme cesaretine de sarılan insandan başkası değil mi? Heyhat! İnsan, yaptıkları ve yapmadıkları; söyledikleri ve söylemedikleriyle Allah’a ve Rasulüne karşı geldiğinin ve yanlış sularda yüzdüğünün farkına varmayacak kadar da kibirli değil mi?
Son yılların bir moda tabiri var: “Ben böyle düşünüyorum.” Peki ama sen kimsin? Senin olmayan dünyanın kuralını sen nasıl koyabilirsin? İnsan kendi eviyle ilgili olarak başkasına söz hakkı vermezken kendisine ait olmayan dünyaya dair nasıl da ben demeye meyilli? Ah insan!
“Ben, ben, ben…” diye diye kendini sonsuz ve bâki zannettiği ömürde ölüm sana ansızın geliverecek ve ne kadar aciz olduğunu dahi anlamayacaksın. Bu sebeple hayatında hangi işini, hangi sözünü, hangi eylemini Allah ve Rasulünün emirleri ve yasakları doğrultusunda yapıyorsun? Ah insan! “Sen, sen ve sen…” aslında bir hiçsin… Toprak olup toprakta kaybolup yok olacak bir hiçsin… Kural ve kaide, belli: “Amenna…” İman ettik demekten başka bir formül yoktur. Ayetin sonundaki cümleyi yinelemiyorum ve lakin sen tekrar dön bak.
Bu noktada insana düşen çok basit aslında ve bunu ben demiyorum yüce Allah bu konuda da hükmünü vermiş hem de iki gözümün çiçeği Hucurât Suresi’nde. Bir Müslümana adap ve terbiyeyi öğreten surelerin başında gelen surenin ilk ayetinde kural açık seçik beyan edilmiş:
“Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Hucurât 49/1) Bizim hem Allah’ın hem de Peygamberin önüne geçme gibi bir hakkımız yoktur. Zinhar yasaktır, haramdır. Oysa davranışımızın buna sebep olduğunu dahi düşünmeyen de yine insanın bizatihi kendisidir.
O zaman insanın hayatını idam ettirirken tekrar tekrar düşünmesi ve kendisine şu soruyu sorması gerekir: “Ben kimim ki mülküm olmayan yerde hakim olmaya çalışıyorum?” Kısaca insan kendisine “sen de kimsin?” diye sormadıkça kendini hükümran zannetmeye ve dünyayı kendi kurallarına göre yaşamaya devam edecektir. Ama unutmamamız gereken gerçek, dönüşün Allah’a olacağı gerçeğidir.