Halime Özdemir

Size Yapılsın Ama Siz Yapmayın He Mi?

Halime Özdemir

İnsanın “ben merkezli” konumundan “öteki/ötekisi” merkezli konuma geçiş halidir îsâr. Dolayısıyla îsârı, dünyayı paylaşanlar ve dünyanın merkezine sadece kendisini değil ötekini de alanlar var ederler. Îsârda özgeci olma hali vardır. Yani başkasına yarar sağlama, başkasını düşünme, başkasını dünyaya ortak etme esastır. Bu kavram sözlükte, “bir şeyi veya bir kimseyi diğerine üstün tutma, tercih etme” anlamına gelirken ahlakî terim olarak ise “bir kimsenin, kendisi ihtiyaç içinde bulunsa bile sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere kullanması, başkasının yararı için fedakârlıkta bulunması” diye tanımlanmıştır. Îsârda bir başkasını kendine tercih etme vardır ki bu öncelikle din kardeşliği sonrasında ise dünya kardeşliğini tesis etme imkânı sağlar.

Bu çağın insanı îsâr noktasında sınıfta kalmıştır diyeceğim ama tarihi veriler insanlık tarihi boyunca bu konuda her dönemde zaman zaman ama çoğu zaman sınıfta kalındığına da dikkat çeker. Dolayısıyla kalbimizi serinleten şey, öncekilerde de bencilliğin had safhada olduğu gerçeğidir. Mesela Hz. Adem’in çocukları Hâbil ve Kâbil ile başlayan süreçte vardır bencillik. Hz. Yakub’un gözünün nuru Yûsuf ile diğer kardeşleri arasında da vardı bencillik… Cahiliye döneminde Ebu Cehil ile Ebu Leheb’te de vardı bencillik… Hal böyle iken “bu çağ pek bencil” sözünü geçersiz olarak kabul etmek zorundayız. Çünkü insanın mayasında, yaratılışında vardır bencillik (Meâ’ric 70/19) Bu mayayı değiştirmek ve törpülemek, insanın tekâmül seyrine göre şekillenir. Yani ya artar ya azalır. Yani faili de müsebbibi de insanın kendisidir. Kişi, kendisindeki bu hırstan kaynaklı bencilliği fark edemez ise onunla ve artmış bir şekilde ve îsârdan nasibini almadan dünyaya veda eder. Ne acı…

Îsâr kavramını iman kavramı ile birlikte ele almak zorundayız. İman, geniş bir kavram her ne kadar biz Müslümanlar tam olarak anlamına dikkat etmesek de. Allah’ın Habibi îsâr ve iman arasında ikisini bir potada ele almıştır. Ne buyuruyordu? “Sizden biriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 59) İki önemli soru -bana göre- gerçekten kendimiz için istediğimiz veya istemediğimiz şeylerin diğer insanlar için de olup olmaması bizim için ehemmiyet arz ediyor mu? Canımız kadar başkasının canını da önemsiyor muyuz? Eğer öyle olsaydı sosyal hayat bu kadar karmaşık hale gelmezdi. İnsanlar dünyayı sadece kendileri için döndürmez ve dahi evrende var olan her şeyin kendileri gibi hak sahibi olduklarını kabul ederlerdi. Kendi evlatları kadar başkalarının evladına da değer verirlerdi. Kendi ana-babaları kadar başkalarının ana-babalarına da önem verirlerdi. Kendilerinin malı kadar başkalarının da malına dikkat ederlerdi. Kendilerine yapılmayan sözüm ona şakaları başkalarına da yapmazlardı. Kendileri kazanırken başkalarını kandırmak ve aldatmak eyleminde bulunmazlardı. Vs vs vs…

Îsârın uygulama alanı özellikle toplumsal ilişkilerde kendisini gösterir. Allah Rasulü’nün en yakın arkadaşı Ebu Bekir (RA) bir başkasını düşünme ve tercih etmede en canlı örneklerin başında gelir. Bir gün Allah Rasûlü (SAV) yanındaki sahâbîlere:

“–İçinizde bugün kim oruçludur?”

“−Bugün kim bir cenâze namazına iştirâk etti?”

“–Bugün kim bir yoksulu doyurdu?”

“–Bugün bir hasta ziyaretinde bulunanınız var mı?” diye sorular sormuş ve bu soruların hepsine sadece Hz. Ebu Bekir cevap vermiştir. Bunun üzerine Allah Rasûlü (SAV) şöyle buyurdular: “Kim bu sâlih amelleri bir araya getirirse, o mutlakâ Cennet’e girer.” (Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe, 12)

Îsâr, kulu yani insanı cennete götüren bir davranış kalıbıdır. Kurtuluş, dünyada ötekinin olduğunu bilip hayatımızı sadece nefsimize göre değil ötekine göre şekillendirmekten geçer. Bu şekilde yapmak, nefsin cimriliğinden korunmakla mümkündür ve kurtuluşun sebebidir. (Haşr 59/9) Nefis cimriliğe yatkın olduğu için ötekini istemez ve sevmez. Ötekileştirilen dünyada yabancı olunması da bundan dolayıdır. Herkes canına verdiği değeri ötekine de verse dünyada bu kadar kargaşa olur muydu düşünmek gerekir.

Îsâr neden olmalı bilir misiniz? Aslında bunu yapmayı düşünenler ve dahi yapanlar, Allah’ın rızasını elde etme gayesi güdenlerdir. Asık suratlı çetin bir gün ve o gündeki azaptan yani Allah korkusundan dolayı ötekine kendimiz gibi davranmamız gerektiğini anlasak hepimiz herkesi kendi canımız gibi göreceğiz. Keşke olabilse…

O zaman diğer gam olabilmek için bir hayat felsefemiz olmalı: onu da şöyle ifade edelim. Kendimiz için istediğimizi bir başkası için de istemek. Aksi durumda ben olur dünya ve sen de yok olur. Başka bir ifade şekli ise eğer kişi kendisine yapılmasını istemediği bir durum söz konusu ise kendisi de yapmamalıdır. Ben neden hoşlanırım diyen kişi muhatabının da neden hoşlanacağını düşünmedikçe îsârı elde edemez. Vesselam…

 

Yazarın Diğer Yazıları