Tevbe Eden Kazanır
Kadriye Doğan
İnsan hata eder… Çünkü insan, kusursuz yaratılmamıştır. İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem de hata etmiş, yasak ağaca yaklaşmıştır. Fakat onu yücelten şey, hatasında ısrar etmemesi; Rabbine yönelip tevbe etmesidir.
Bugün insanlığın en büyük imtihanlarından biri de budur:
Hata yapmak değil, hatayı kabul edememek…
Özür dilemekten kaçınan, tevbe etmeyen, kendisini sürekli haklı gören bir kalp; farkında olmadan şeytanın izine yaklaşır. Çünkü şeytanı helake götüren yalnızca hatası değildi. Asıl felaket, kibriydi. Secde emrine karşı geldiğinde hatasını kabul etmedi, tevbe etmedi, suçu başkasına yükledi ve kendisini haklı gördü.
Oysa Hz. Âdem ile Havva validemiz şöyle niyaz etmişlerdi:
“Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz.” (A’râf, 7/23)
İşte kul ile şeytanın yolu burada ayrılır.
Kul hata eder ama Rabbine döner. Şeytan ise hatasında kibirle direnir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’a samimi bir tevbe ile tevbe edin.” (Tahrîm, 66/8)
Samimi tevbe; sadece “hata yaptım” demek değildir. Yanlışı kabul etmek, pişman olmak, gönül kırdıysa özür dilemek ve aynı hatayı sürdürmemek için gayret etmektir.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed ise şöyle buyurur:
“Hata edenlerin en hayırlısı, tevbe edenlerdir.” (Tirmizî, Kıyâme, 49)
Demek ki insanı değerli yapan, hiç hata yapmaması değil; hatadan sonra hakikate dönebilmesidir.
Ne acıdır ki günümüzde insanlar bazen kırmayı değil, özür dilemeyi küçüklük sayıyor. Oysa gerçek büyüklük; “Ben yanlış yaptım” diyebilmektir. Çünkü özür, insanın nefsini küçültmez; aksine kalbini olgunlaştırır.
Bir başka hadis-i şerifte Efendimiz Hz. Muhammed şöyle buyurur:
“Allah, kulunun tevbesine; çölde devesini kaybedip sonra onu bulan kişinin sevincinden daha çok sevinir.” (Buhârî, Daavât, 4)
Rabbimiz affetmek için kapıları kapatan değil, açandır. Yeter ki kul inkârla, kibirle ve inatla yüz çevirmesin.
Bugün ailelerde, dostluklarda, evliliklerde birçok yara; yapılan hatadan değil, “Ben neden özür dileyeyim?” düşüncesinden büyüyor. Halbuki bazen samimi bir “Hakkını helal et” cümlesi, yılların kırgınlığını iyileştirebilir.
Unutmayalım:
Hata etmek Âdemoğluna mahsustur.
Ama tevbe etmek de Âdemce davranmaktır.
Şeytanın yolu kibirle direnmek,
Peygamberlerin yolu ise tevazu ile Rabbine dönmektir.
Rabbim bizleri hatasında ısrar edenlerden değil; yanlışını anlayıp tevbe eden, gönül alan, affeden ve affedilen kullarından eylesin.