Ne Kadar İleriyi Görebiliyorsunuz?
Kadriye Doğan
Üniversiteden beri arkadaşlarla zaman zaman bir araya gelir, sohbet ederdik. Artık kırklı yaşlarımıza gelmiş, mesleklerimizi elimize almış, hayatımızı bir nebze de olsa oturtmuştuk.
Yine üniversite arkadaşlarımızla bir araya gelmiş, beş yıl sonra kendimizi nerede göreceğimizi konuşuyorduk.
Bir arkadaşım: “Beş yıl sonra kendimi denizin kenarında bir evde görüyorum. Güzel bir bahçem olacak. Çiçekler ekmiş olacağım, bahçede oturacağım” dedi.
Başka bir arkadaşımız: “Yarım bıraktığım eğitimimi tamamlamış olarak görüyorum. Üniversiteyi bitirmiş, yüksek lisansımı yapmış, hatta doktora çalışmalarında ilerlemiş olacağım” dedi.
Diğer bir arkadaşımız: “Çalıştığım şirkette müdür olarak kendimi görüyorum” dedi.
Herkes beş yıl sonraki hayalini, planını, hedefini anlattı. Hatta bu hedeflere ulaşmak için bugünden neler yaptığını, hangi adımları attığını da konuştu.
Ali köşede sessizce oturuyordu.
Ona da sorduk: “Sen beş yıl sonra kendini nerede görüyorsun?”
Ali biraz durdu ve: “Ben kendimi çok huzurlu ve mutlu görüyorum” dedi.
Şaşırmıştık. Çünkü Ali genelde en akıllı, en mantıklı konuşanımızdı. Ama bu cevabı tam olarak anlayamamıştık.
Zaman geçti…
Herkes planlarını gerçekleştirmek için hayatına devam etti. Eğitimini tamamlamak isteyen okula döndü, sahil kasabasında ev hayali olan para biriktirdi ve evini aldı. Herkes kendi yolunda ilerliyordu.
Bir gün acı bir haber aldık:
Ali, geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmişti.
Cenazeye gittiğimizde ise büyük bir kalabalık vardı. Tanımadığımız birçok insan Ali için dua ediyor, onun iyiliklerini anlatıyordu.
Birisi: “En zor zamanımda bana yardım etmişti” diyordu.
Bir başkası: “Hastayken beni hastaneye götüren oydu” diyordu.
Bir diğeri: “Kimsem yokken yanımda sadece Ali vardı” diyordu.
O an hepimiz sustuk.
Çünkü biz beş yıl sonrasını planlarken, Ali daha da ileriyi ebedi hayatını görmüş ve ona hazırlanmıştı. İnsanların kalbine dokunmayı, geride dua bırakmayı planlamıştı.
Evet en ileriyi o görmüştü… ama biz anlayamamıştık.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir gün sahabelerine: “Yolculuğa hazırlanın” buyurmuştu.
Sahabeler: “Ya Resulallah, nereye?” diye sordular.
Efendimiz (S.A.V.) şöyle cevap verdi: “Ahirete.” Her gün gittiğiniz yere hiç varmayacağınızı mı sanıyorsunuz?
İşte bu söz, bütün hayatın yönünü değiştirir.
Çünkü bu dünya bir durak, asıl yolculuk ise ebedi hayatımıza olandır.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:
“Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez.” (Lokman Suresi, 34)
Ve bir başka hakikat:
“Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.” (Tirmizi)
Bugün dönüp baktığımızda şunu görüyoruz:
Ali aslında hepimizin içinde en uzağı görendi.
Çünkü o, sadece beş yıl sonrasını değil…
Sonsuzluğu hesaba katmıştı.
Biz dünyayı planlarken, o varılacak asıl yeri unutmamıştı.
Belki de asıl soru şudur:
Biz ne kadar ileriye bakıyoruz?
Ve baktığımız yer gerçekten “ilerisi” mi, yoksa sadece bu dünya mı?