Kadriye Doğan

Mesneviden Bir Hikmet: Ettiğini Bulursun

Kadriye Doğan

“Bu dünya bir dağdır; yaptıkların ise bir ses. Sen ne söylersen, dağ onu sana yankı olarak geri verir.”

Hz. Mevlânâ

İnsan, çoğu zaman yaptığı iyiliğin de kötülüğün de unutulacağını zanneder. Hâlbuki kâinatta hiçbir davranış karşılıksız değildir. Her sözün, her niyetin, her amelin bir yankısı vardır. İşte Mevlânâ'nın Mesnevî'sinde sıkça dile getirilen bu hakikati anlatan ibretli bir kıssa…

Bir gün padişah, bahçıvanını yanına çağırdı. Bahçedeki çok nadir ve eşsiz güzellikteki bir gülü göstererek: "Bu gül benim için çok kıymetlidir. Ona gözün gibi bak. Sakın ona bir zarar gelmesin" dedi.

Bahçıvan, padişahın emrini büyük bir dikkatle yerine getirmeye başladı. Gülü suluyor, bakımını yapıyor, onu her türlü zarardan koruyordu.

Fakat bir sabah bahçeye geldiğinde gördüğü manzara karşısında yüreği burkuldu. Bir bülbül, gülün bütün yapraklarını gagasıyla didiklemiş, gülü perişan etmişti.

Üzüntü ve mahcubiyet içinde padişahın huzuruna çıktı.

“Padişahım, ne kadar korumaya çalıştıysam da bir bülbül geldi, gülü bu hâle getirdi.”

Padişah sükûnetini bozmadı.

"Üzülme..." dedi. “Bülbül de ettiğini bulur.”

Aradan birkaç gün geçti.

Bahçıvan yine bahçede çalışırken bir yılanın bülbülü yakalayıp yuttuğunu gördü. Hemen padişahın huzuruna koştu.

“Padişahım, dediğiniz gerçekleşti. Gülü harap eden bülbülü bugün yılan yuttu.”

Padişah yine aynı cümleyi söyledi:

“Yılan da ettiğini bulur.”

Günler sonra bu defa yılan bahçıvana saldırdı. Bacağına dolandı. Bahçıvan can havliyle elindeki kürekle yılanın başına vurdu ve onu öldürdü.

Durumu padişaha anlattığında aldığı cevap yine aynıydı:

“Sen de ettiğini bulursun.”

Aradan zaman geçti.

Bir gün bahçıvana büyük bir iftira atıldı. Gerçek araştırılmadan padişah onun idam edilmesini emretti.

Askerler bahçıvanı götürürken, o son defa arkasına döndü ve sükûnet içinde şöyle dedi:

“Padişahım... Siz de ettiğinizi bulursunuz.”

Bu söz, padişahın vicdanında derin bir yankı uyandırdı. Bir an durdu.

Hemen askerleri geri çağırdı. Bahçıvanı affetti ve olayın tahkik edilmesini emretti. Yapılan araştırma sonunda bahçıvanın suçsuz olduğu ortaya çıktı.

Bu kıssa, ilâhî adaletin ince fakat şaşmaz işleyişini anlatır. İnsan bazen yaptığı bir davranışın karşılığını hemen görür, bazen yıllar sonra... Bazen de bu karşılık ahiret yurdunda kendisini bekler. Ancak hiçbir amel karşılıksız kalmaz.

Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: "Kim zerre kadar hayır işlemişse onu görür. Kim de zerre kadar kötülük işlemişse onu görür." (Zilzâl, 99/7-8)

Bir başka ayet-i kerîmede ise şöyle buyrulur: "Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah çoğunu affeder." (Şûrâ, 42/30)

Resûl-i Ekrem Efendimiz (S.A.S.) ise bizleri şu uyarıyla ikaz eder: "Zulümden sakının. Çünkü zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır." (Müslim, Birr, 56)

Bugün insanlık, yaptığı kötülüğün hesabını vermeyeceğini zannederek yaşamaktadır. Oysa bazen bir söz, bazen bir haksızlık, bazen de araştırılmadan verilen bir hüküm, sahibine dönüp dolaşıp yeniden gelir. Çünkü Allah Teâlâ'nın kurduğu adalet terazisi asla şaşmaz.

Bunun içindir ki mümin, sadece elinden ve dilinden değil; kararlarından, hükümlerinden ve niyetlerinden de sorumlu olduğunu bilir. Hüküm vermeden önce araştırır, konuşmadan önce düşünür, öfkesinden önce vicdanını dinler.

Öyleyse geliniz; gönüller kırmak yerine gönüller yapalım, öfke yerine merhameti, acele hüküm yerine adaleti, kötülük yerine iyiliği çoğaltalım. Çünkü Rabbimizin huzurunda karşımıza çıkacak olan, başkalarının değil, kendi ektiklerimiz olacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları