Kadriye Doğan

Bize Buse Değil Tuşe Lazım

Kadriye Doğan

İslam dini, güzel sözü, güler yüzü ve nazik davranışı teşvik eder. Nitekim Peygamber Efendimiz (S.A.V.), tebessümün bile sadaka olduğunu haber vermiştir. Ancak dinimiz sadece sözde kalan iyiliği değil, ihtiyaç sahibinin derdine çare olmayı da emreder.

Sadi Şirazi Bostan ve Gülistan adli eserinde güzel bir hikâye nakleder.

Bir grup yolcu, âlim ve âbid olarak tanınan zengin bir şeyhi ziyaret eder. Şeyh onları son derece nazik karşılar. Ellerini öper, hâllerini hatırlarını sorar, iltifatlarda bulunur. Dili çok tatlıdır. Lakin ocağı soğuktur. Yani sofrasında yemek yoktur. Bütün gece boyunca misafirlere yiyecek bir lokma ikram etmez. Şeyh ibadetle meşguldür, misafirler ise açlıktan uyuyamaz. 

Sabah olunca şeyh yine iltifat etmeye başlayınca misafirlerden biri dayanamaz ve şu ibretli sözü söyler:

“Efendim, bize buse değil, tûşe lazım. Yani öpücük değil, rızık lazım. Pabucumu çevireceğine bana bir ekmek ver, sonra o pabucu başıma vur.”

Bu söz ilk bakışta sert gibi görünse de aslında çok derin bir hakikati anlatır. Çünkü aç olan insanın iltifattan önce ekmeğe, susuz olanın güzel sözden önce suya ihtiyacı vardır.

Bugün de bazen aynı hataya düşebiliyoruz. Yardıma muhtaç bir insanın hâlini uzun uzun konuşuyor, ona acıdığımızı söylüyor, dualar ettiğimizi ifade ediyoruz. Fakat elimizden gelen yardımı yapmıyoruz. Oysa İslam'ın istediği, sözün amele dönüşmesidir.

Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ, sevilen şeylerden infak etmedikçe gerçek iyiliğe ulaşılamayacağını bildirir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ise komşusu açken tok yatan kimsenin olgun bir mümin olamayacağını haber verir.

Gerçek cömertlik, sofrada bir tabak fazla yemek bulundurabilmektir. Bir öğrencinin eğitimine destek olabilmektir. Bir yetimin başını okşarken onun ihtiyacını da giderebilmektir. Bir fakirin gönlünü alırken cebine de dokunabilmektir.

Elbette güzel söz kıymetlidir. Ancak güzel söz, imkân olduğu hâlde yapılmayan yardımın bahanesi hâline gelmemelidir. Çünkü bazen bir ekmek, uzun nutuklardan daha değerlidir; bazen uzanan bir el, söylenen yüzlerce güzel sözden daha tesirlidir.

Tasavvuf büyükleri bu yüzden "Keramet ekmek vermektir" demişlerdir. İnsanlara fayda vermeyen, ihtiyaç sahibinin derdine çare olmayan bir dindarlık eksik kalır. İbadetin meyvesi merhamet, merhametin meyvesi ise paylaşmaktır.

Unutmayalım ki Allah katında makbul olan, sadece konuşulan iyilik değil; yaşanan, paylaşılan ve başkalarının hayatına dokunan iyiliktir.

Çünkü bazen gerçekten de insanın ihtiyacı olan şey, buse değil; tûşe, yani bir lokma rızıktır. 
 

Yazarın Diğer Yazıları